Monday, 30 April 2012

B*ku Yidik!


Boku yidik sayın seyirciler!

Bizim 5 nolu kedüşümüz Sushi Hanım kızımız yeni evimize ilk taşındığımız günlerde acemiliğimizden faydalanıp bahçeye kaçmıştı...

2-3 saat sonra ancak bulup yakalayabilmiştik, bir kaç ev ötede...

İşte o 2-3 saat içinde mahallenin aşufteliğini yapmış ve çiftleşmiş bizimki!

Ve şimdi hamile!!! ^O^

Normalde biliyorsunuz, bütün kedüşlerimizi kısırlaştıran sorumlu ebeveynleriz ama bu bızdığın yaşı henüz küçük diye (8. aydan sonra genelde kısırlaştırıyoruz) ve kendisi de pek bir minyon olduğundan Mayıs gibi düşünüyorduk ameliyatını... :(

İyi de sürekli alt alta üstüste yaşadığımız bi kedüşün hamile olduğunu biz nasıl anlamadık?





Genel olarak kedilerin hamile olup olmadığının ilk belirtisi göğüs uçlarının şişmesi ve kızarması. Karnın belirgin bir biçimde büyümesi ise hamileliğin son 10-15 gününe tekabül ediyormuş!

Paranoyak bir crazy cat lady olarak, bu bızdığın bir kaç saatlik kaçamağından sonra şüphelendim elbette çiftleşmiş olabileceğinden.. Zırt-pırt muayene ediyordum kendi çapımda... Ama göğüslerde zerre bir şişlik ya da pembeleşme yoktu... Bir oh çekip devam ediyordum tasasız dertsiz hayatıma... 

Ancak geçen hafta kuzumu kucağıma aldığımda göbeğinin büyüklüğü dikkatimi çekince, eyvah! dedim... O haftasonu hemen veterinerimize gittik ve aldık "mutlu" haberi... Üstelik çok geç kaldığımız için, bebeklerin alınması da mümkün değildi.. 

Siz de biliyorsunuz, bizim kafamız "sokaklarda bi sürü yardıma muhtaç bebe varken, kendi çocuklarımızı çoğaltmamalıyız" şeklinde çalışıyor... Ama bu kez korktuğumuz başımıza geldi resmen.. 

:(

Evdeki nüfusumuz 5 kedüş 1 kopiş... Yani yavrulara yuva bulmak zo-run-da-yım!!!

Hani şöyle 2-3 tane doğursa yine bir şekilde yuva bulunur da... 6-7 tane doğurursa ne yaparız bilmiyoruz! *panik**panik**panik*

Özet olarak boku yidik gönül tostları... 

Veterinerimiz iyi beslenen tekirlerin daha çok sayıda yavruladığını söyledi... 

Sizce kaç tane doğuracak Sushiko? Yorumlarda tahminleri bekliyorum! 

Bahisleri açalım =)



Cheers!


nora



Wednesday, 25 April 2012

Ooops!!! Aydiditegen!


Blogger'ın yeni arayüzüne geçmesiyle başladı her şey... Rahat battı bana...Şöyle bir kurcalayım dedim.. 
Demez olaydım!

Eski şablonum gitti bu gudik şey kaldı... Blogumun sağ tarafındaki çocuklarımın fotoğrafları ve tepedeki bannerımın yerinde yeller esiyor!!!

Eski şablonumu da hatırlamıyorum... 

Kurcaladım kurcaladım beceremedim >.<

Sağa sola danışıp düzeltene kadar idare edin beni olmaz mı?

Ha bi bilen varsa bu yeni "dinamik" şablonlara header/banner koymayı, bi yorum bıraksın, 40 yıl kölesi olurum o ayrı!!!

HELP!

nora

Saturday, 21 April 2012

Flashback Friday!

Efendim gönül isterki Cuma gününe özel köşemizi Cuma günü yazayım siz de yine Cuma günü okuyun... Ama beni az çok tanıdınız... Her yere her daim geç kalan biriyim... Bloga neden geç kalmayayım, değil mi?

Neyse, ben henüz uyumadığım için bana hala Cuma gecesi... Sorun yok.. Bekleme yapmayalım, devam edelim..

İstediğim fotoları henüz tarayıcıdan geçiremediğimden,  yine uzak bir geçmişe gidemiyoruz...


Sene 2008...

4 yıl kadar önce...

Karşınızda bu haftaki FLASHBACK FRIDAY! konuğumuz :


Blogumun ilk takipçileri bizzat şahit oldular Mumuk'u bulma ve iyileştirme sürecimize... Hatta onlar bu fotolara aşinalar aslında...

Bilmeyenler için özet geçeyim... Mumuk'u soğuk bir günde apartmanın duvarında buldum. 10 günlük kadardı ama buna rağmen boynunda iyileşmiş bir yarası ile üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu vardı. Fotolardaki sümüklü burun ve çarpık gözlerin sebebi bu enfeksiyon...

Bulduğumuzda o kadar minikti ki veteriner pire damlası yapmadı çok küçük olduğu için... Bir süre pireli haliyle yaşadık beraber ^_^ ( merak etmeyin insanlara geçmiyor, atlasa zıplasa bi şekilde üstünüze çıksa da sizin vücut sıcaklığınız yetmiyor pirelerin hayatta kalmasına, o yüzden çok da sorun değildi ) Zaten o aylarda bizim tek derdimiz bu bıcırığı yaşatmaktı... Veterinerin lafı "iyi bakılırsa belki yaşar" olmuştu çünkü...

Neyse uzatmayayım, el bebek gül bebek baktık ve şu an tam bir tosuncuk kendisi bildiğiniz gibi...

Ancak eski fotoğraflarına baktığımda gözlerim doluyor resmen...


Özellikle gözlerinin durumu ilk zamanlar çok kötüydü... Bildiğiniz iltihap akıyordu sürekli... Uyuduğu zaman iltihaptan göz kapakları yapışıyordu.. Her uyandığında ıslak pamuklarla temizliyorduk açabilsin gözlerini diye... :(


Bu fotoda artık biraz biraz iyileşmiş gözler... Yavrumun burnu da tıkalı olduğundan ağzı açık uyuyordu genelde :( Aslında çok kötü fotoğrafları var ama o kadarını koymak istemedim buraya... Biraz daha iyileştiği dönemi paylaşayım dedim...





Uzun süre biberonla besledik tosbağayı... Açıkınca boynumuza tırmanıp "viiiyyykkkk" diye bir ses çıkarırdı =) Hemen maması hazırlanır gobiş doldurulurdu =)


O zamanlar manyaklar gibi WoW oynadığımız zamanlar ^_^ Haliyle anormal ısınan bilgisayarın üstüne her kedüş gibi bizim kuduruk da bayılıyordu yatmaya... ^_____^

Mumuk'un kendisi büyüdü kocaman oldu ama davranışları hiç değişmedi... hala bebek sanıyor kendini... Çok mu şımarttık nedir? =) Diğer kedüşlerimiz öyle değil mesela, büyüdükçe sakinleştiler, olgunlaştılar... Mumuk şapşiriği ise hep aynı kuduruk! Ha bir de benim tosuncuk oğlum pek bir gevezedir! Miyavlamaz ama marrrmurrr bir şeyler anlatır genelde... ^_^

Ailem, arkadaşlarım herkes "Ama Mumuk bi başka!" diye başlayan cümleler kurar hep =) Halbuki tip olarak da en sıradan tekir tipine sahip... Sanırım "şeytan tüyü" dedikleri şey var kudurukta!




Pawz.


nora

Friday, 20 April 2012

Bienvenue au monde, Ardan.


Eşimin kardeşi a.k.a görümcem ( ne itici bir kelime yahu ) yakışıklı bir melek dünyaya getirdi bu Pazartesi. 


Sıfır kilometre bir hayatın başladığı anda orda olmak cidden harikaydı.

Hayatı boyunca hep güzelliklerle karşılaşsın kuzucuk.

Buraya da yazmak istedim, yıllar sonra kendisine bu postayı gösterebilmek için ^_^

"Bak yavrucum hayatının ilk fotolarını ben çektim" diye de artizlik yapmayı planlıyorum =)



peace.

nora


Sunday, 15 April 2012

Mezuniyete beş kala.



Aslında 5 değil, sadece 2 ay kaldı ama lafın gelişi işte ^_^

Cuma günü cüppeleri giyip yıllıklar için fotoğraf çektirdik... Paraflaşları suratımıza yapıştıran fotoğrafçıların gazabına uğradıktan sonra, bizim kızlarla cüppeleri yürütüp dışarıda bir kaç poz kendimizi çektik tabii ki! İyi ki Marky'yi götürmüşüm!


Benim için tahmin edersiniz ki mezun olmak hayatımın en önemli olaylarından biri olacak! İlk üniversitemi bıraktıktan sonra 6 yıllık Galatasaray'a girince hiç bitmeyecek zannediyordum =) 

Hala inanamıyorum, sonuçta ömrümde o veya bu şekilde öğrenci olmadığım bir dönemim yok =) Ama dün cüppeyi giyince biraz daha gerçek geldi sanki ^_^ Bu sefer de insanı garip bir hüzün kaplıyor ^o^


Açeydim gollarımı bitme diyeydim!!!

Fakat itiraf etmeliyim ki artık cidden fenalık geldi okumaktan =) Hele belli bir yaştan sonra hiiiiiç çekilmiyor!

Ha bu arada neden kepin yok kafanda derseniz, efendim bizim Amerikan özentiliğinden uzak frankofon okulumuzda kep takılmıyorMUŞ! Bence dünyanın en saçma şeyi... Hepimiz Hogwarts'tan mezun olan dev Harry Potter'lar gibiyiz! Üstelik 6 yıl dirsek çürüttüğün okuldan ayrılmak üzereyken o kepi fırlatmak ne de zevkli olurdu... Bence boğaza atarız kepleri diye vermiyorlar :P

Sanırım en çok canım okulumun boğaz kenarındaki kantinini ve manzarasını özlicim! Tabii sevdiğim insanları da! Ama onlarla bir şekilde irtibat içinde olacağımdan boğaz manzarası karşısında yaptığım keyifler listemin başında olacak bence!

Siz neleri özlüyorsunuz mezun olduğunuz okulunuza dair? Okul arkadaşlarınızla hala görüşüyor musunuz?


Friday, 13 April 2012

Flashback Friday!

Hellooo!

Yine ben.

Tıpkı bir blogger gibi sık sık yazıyorum farkında mısınız? =) Lütfen kayıtlara geçsin!

Zevzekliği bir tarafa bırakıp, yeni bölümümden bahsetmek istiyorum!

FLASHBACK FRIDAY!

Eğer tembelliğim engel olmazsa; bundan böyle (her hafta olmasa da) sık sık, Cuma günlerine özel, geçmiş günlerimden dem vuran, eski günlerimi yad eden postalar hazırlamak istiyorum müsadenizle ^_^ Daha doğrusu bir en fazla iki fotoğrafla geçmişten günümüze hede hödö blah blah... =) TRT'ye bağlamayayım şimdi =) You got the point.

Ve ilki ile karşınızdayım!

Çok da eski günlere gitmiyoruz aslında ilk postada... 5 yıl kadar öncesine ışınlanıyoruz; 18.08.2007.



52 kilo olduğum günler ^_^ Hey gidi!

Öhömm.. Neyse o konuya girmeyelim ;)

Düğünden sonra yakın arkadaşlarımızla bu halde bir bara atmıştık kendimizi :) Çooook da eğlenmiştik tipimden de anlaşılacağı üzere ^_^ 

O gün için kuzum GUTU ve eşi teee İzmir'den gelmişti :) 

Bir de bardan çıkmaya kalktığımızda kapıdaki bodyguardların kapıyı kapatıp bahşiş istediklerini, yüklü bir miktar verene dek de açmadıklarını hatırlıyorum! O gün zaten "pastanın kesmemesiyle" başlayan bir kabustu bizim için! 

------------

Eeee nasıl bu bölüm tutar mı sevgili izleyiciler? Devam edeyim mi Flashback Friday olayına? Hımmm???


peace.


nora


Monday, 9 April 2012

Pazartesi sendromuna gel.

Fiber internet teknolojisinin olduğu bir yılda yaşayıp, eve çekilen kablonun bir kaç blok ötemizde fareler tarafından 10 günde bir kemirildiği bir ironide yaşıyoruz bu sıralar.

İnternetimiz bir varmış, bir yokmuş kampanyasında, Turkcell Superonline ise dağa kaçmış.

Evden çalışan biri olarak belirtmeliyim ki, sadece Facebook'ta oyun oynamak gibi bir şımarıklıktan bahsetmiyorum... Ciddi ciddi ihtiyacım var. I need you like a rap video needs a hot chick. Period.

"A-ha buraya yazıyorum" derler ya, ben gerçekten de yazıyorum buraya; çıldırmamıza az kaldı!


Bir de yüzyıl süren kış mevsiminin üstüne yeni yeni havalar ısınmaya başlıyordu ki, bugün dünyanın en gri, en uyuz yağmurlu gününü geçirdik...

Bir de üstüne bu akşam sınavım olunca... 6'da çıkıp rezalet köprü trafiğini çekince... Ggggrrrrrrr....!!!

Şimdi normalde böyle bir durumda cep telefonunun internetini sadece acil işler için kullanıyoruz. Ama evrende bir kırılma yaratayım, cigolayt, megolayt gıdım gıdım saydığımız internetimizi tamamen fuzuli bir şekilde buraya içimi dökmek için kullanayım dedim. Belki teknolojiden yana şansımız döner.

Neyse efendim, görselsiz post olmasın diye dün çektiğim bir kaç kareyi de bu postaya çaktım =) Benim içim fena kararmış vaziyette belki sizin içiniz açılır ^_^

StudioNora'nın kapıları hafiften aralanmaya başladı... Royal Family'den bahsediyordum ya bir önceki postada... :) İşte devamı :

Sir Koci & Nana Hatun
Sir Koci & Sissy Hanım

(En en en yukarıdaki fotoğrafta da Akın'ın kızkardeşini görüyorsunuz)


İşte böyle.

Oh yazdım rahatladım :) Bugünlerde bloguma dönüş yaptım galiba :) Zırt pırt yazmak geliyor içimden ^_^

Eeee sizin Pazartesi'niz nasıl geçti? İyi geçen bir Pazartesi duymaya ihtiyacım var da!!!


Cheers.



nora 


Thursday, 5 April 2012

Royal Family.

Benim çocuklarımın hepsi birer asilzade! 


Bakınız Şekil A.


Mumuk Efendi

Cappy Sultan

Sissy Hanım

Nana Hatun

Bi de aramıza son katılan

Sushi Hanım Kız


Gördüğünüz gibi hepsi birer paşa torunu, hepsinden asalet akıyor...

Tabii biri hariç!!!



Her sarayın bir de soytarısı olmalı ama değil mi? ^_^




Pawz.


nora