Showing posts with label memleket. Show all posts
Showing posts with label memleket. Show all posts

Friday, 5 August 2016

Yeni Hayat



Kanada topraklarına ayak basalı tam 14 gün olmuş.

Normal şartlarda henüz yola çıkmamış olacaktık. 

Fakat normal namına bir şey kalmadığı için memlekette, apar topar kalktık geldik.

Öyle ki, getireceklerimizi hızlıca ayırıp, geri kalan her şeyi öylece bırakarak.

Yangından kaçar gibi.

Kimseye veda edemeden...




Oğlumun doğum günüydü 20 Temmuz.

Oğlumun, ilk doğum günüydü.

Çok büyük planlarım yoktu belki, taşınma telaşındaydık, ama en azından bir pasta kesip, iki fotoğraf çekecektim. 

Meraklı elleriyle saldıracaktı oğlum pastasına. Bir yandan fotoğraflarını çekip, diğer yandan onun o komik hallerini izleyecektim. Gözlerim dolarak...

OHAL ilanını izledik televizyondan onun yerine. Tırnaklarımızı kemirerek.

Her şeyimiz bu denli hazırken, maddi-manevi yurtdışına taşınmaya bu kadar odaklanmışken, her gün başka bir aksiyona uyanıyorduk vesselam.

Yüzüp de kuyruğuna geldiğimiz bu noktada risk alamadık.

Eşyası da, evi de sizin olsundu... 

Biz oğlumuza en güzel hediyeyi giderek verdik.

Pastasını da seneye keseriz.






peace



nora








Wednesday, 13 July 2016

End of an era.



Biz gidiyoruz.

Artık tanınmaz halde olan, doğduğumuz bu topraklardan, doyacağımız topraklara göç ediyoruz.

Gezi zamanı içimizde alevlenen minicik umut kıvılcımı maalesef artık tamamen söndü.

Asıl sorunun bizi yöneten ayak takımı değil, böyle olması gerektiğine inanan, bundan son derece memnun olan, senden benden sırf onun gibi olmadığımız için nefret eden halk olduğunu anladık artık.

Böyle nefret dolu bir çevrede barınamıyoruz.

Azınlığız.

Mutsuzuz.

Her gün ayrı bir katliamın yaşandığı, insan hayatının 5 para etmediği, üstüne bir de ülkenin yarısının inancınıza, doğduğunuz yere, ideolojinize, düşüncenize göre "oh olsun, iyi ki geberdi" dediği bir yerde daha fazla yaşayamıyoruz.

Belki tesadüfen o gün denk gelmeyip, patlayan bir bomba ile ölmüyoruz ama bu da pek yaşamaya benzemiyor doğrusu.

Biz artık insan yerine konmak istiyoruz.

İyilik yaptığımızda "enayi", saygısızlık yapmadığımızda "ödlek",  eğitimliysek "entel", görgülüysek "elit", dürüst isek "saftirik",  oruç tutmuyorsak "kafir" diye yaftalanmadığımız bir hayatımız olsun istiyoruz.

Öyle ya, başka hangi dilde "entel" diye hakaret var? Ne acıklı değil mi?

Daha basit bir hayat istiyoruz.

Daha güzel bir hayat istiyoruz.

Ayıp mı?

Her şeyden önemlisi, koca bir hayatın henüz en başında olan Uzy'ın sorumluluğu var artık üzerimizde. Sadece kendimiz için değil, onun için gidiyoruz en çok.

Bu ülkede her şey çok zor. Çalışmak, kazanmak, okumak, eğlenmek, dinlenmek, seyahat etmek, çocuk büyütmek...

Maalesef istediğiniz kadar çok para kazanın, bazı şeyleri satın alamıyorsunuz.

Kendi fanusunuzda belki huzur bulabilirsiniz ama burnunuzu kapıdan dışarı çıkardığınız an bu kötü insanlarla muhattapsınız. Sokakta, trafikte, okulda, işyerinde...

Belki çocuğunuzu yılda 40.000 TL vererek en iyi okula gönderiyorsunuz ama canını eğitimsiz, saygısız, hatta kuvvetle muhtemel daha önce içeri girip çıkmış eski bir dolmuş şoförünün kullandığı servise emanet ediyorsunuz... Siz gece gündüz çalışıp didinip tüm servetinizi yıllarca bu okullara, kurslara yatırıyorsunuz ki çocuğunuz mezun olduğunda 1500 TL maaşla, dayısının torpiliyle yönetici olmuş bir hanzonun altında çalışabilsin...

Bu ülkede artık gerçekten, taraf olmayan bertaraf oldu.

Göz göre göre hem de.

Ramazan'da sigara içene verdikleri tepkinin yarısını 45 çocuğa tecavüz edildiğinde vermeyen insanlarla nasıl yaşanır?

Yaşayamıyoruz.



Niye terkedip bu ülkeyi onlara bırakıyoruz? Niye hep biz gidiyoruz?  
Çünkü gitmezsek hep biz ölüyoruz.


Eğer başımıza bir iş gelmeden, hayatta kalmayı başarırsak, bu ay sonunda, binip uçağımıza yeni hayatımıza başlıyoruz.

Çokça buruk, bir o kadar heyecanlı, oldukça da öfkeliyim aslında. Tam bir duygudurum bozukluğu. Bakalım nasıl olacak...

Nora was here diye diye şaka maka, di'li geçmiş zaman olacak Türkiye'deki hayatımız.


Biz Eski Türkiye'nin insanları, Yeni Türkiye'yi terkediyoruz.




peace,



nora


Monday, 7 July 2008

Ordu'ya Katılmak

Nora memleketinden bildiriyor...



Boztepe / ORDU




Şadırvan / ORDU





Sahil / ORDU






Bizim Evin Balkonu / ORDU



"Bizim zamanımızda bunlar burda yoktu" cümlesini kurdurtan yıllara
isyanım...




Ben daha dünkü çocuk zannederken kendimi, Ordu'ya gelince birden "dün"ün ve "çocukluk"un üzerinden ne kadar zaman geçtiğini fark ettim. Herşey çok değişmiş değişmesine ama bu noktada şehri suçlamak klişesine girmemem lazım. Ne de olsa 8 yıl önce onu terk eden bendim. Arkama bile bakmadan döndüm sırtımı kaçtım ondan. Son 8 yılı bir bir düşünüyorum da; ben, bu şehirden daha çok değişmişim. Onun kaldırımları 2 kere yenilenmişse, ben saçımı 25 kez boyatmışım, ona yeni parklar yapılmış bana yeni piercingler, o yeni mağazalarla süslenmiş ben yeni kıyafetlerle... Onun yerel ağzı sabit kalmış, ben 2 yabancı dil öğrenmişim... O, sıcaklığını, samimiyetini Karadenizliliğini korumuş, ben hepsini kaybetmişim.



Anlaşılan memleketim ben onu terk ettikten sonra hayatına devam etmiş eski bir sevgili artık. Yıllar sonra karşılaşınca istiyorum ki, hala sevsin beni, bıraktığım yerde beklesin. Garip bir rahatsızlık duydu bu karşılaşmadan, bensiz de mutlu çünkü. Gideyim istiyor, bana eskisi gibi bakmıyor.

Yarın tekrar ayrılıyorum ben de ondan. Kimbilir bir daha ne zaman karşılaşırız... Son dönem uzatmalı sevgilim İstanbul çapkın mapkın ama özlemiştir beni... Dayanamaz yokluğuma...

Peace.

Nora.