Showing posts with label kedi. Show all posts
Showing posts with label kedi. Show all posts

Monday, 23 January 2017

Kanada'ya Evcil Hayvan Götürmek


Yurtdışına taşınmak başlı başına çok büyük bir karar. İstemek ayrı, gerçekleştirmek ayrı. "Yurtdışına taşınmaya karar verdim" dedikten sonra bile yüzlerce tilki dolaşıyor insanın aklında. "Şunu nasıl yaparız, bunu ne yapacağız?" gibi soruların sonu gelmiyor. Interneti didik didik edip, bir yerlerden bir kaç bilgi bulabilirseniz şanslısınız. 

Tası tarağı toplayıp sevdiklerinizi, alışkanlıklarınızı, memleketinizi geride bırakıp bambaşka bir ülkeye yerleşmek sanki yeterince zor değilmiş gibi, bir de evcil hayvanınız varsa kafanızdaki sorulara yenileri ekleniyor. 

Bizim için kedilerimizi ve köpeğimizi götüremeyeceğimiz bir senaryoda yurtdışına taşınmak diye bir ihtimal söz konusu olamazdı. Hatta gönül isterdi ki, bahçede baktığımız, kısırlaştırdığımız, eve girip çıkan onlarca kediyi de getirebilseydik keşke... Tabii ki bu mümkün değildi, "asıl kadro" diye nitelendirdiğimiz kedilerimiz Cappy, Sissy, Nana ve köpeğimiz Lulu'yu götürecektik. Ancak son sene aramıza katılan ve kapıdan kovsak bacadan giren, bize pek bir düşkün Totoro da bonus olarak son anda asıl kadroya dahil oldu... Etti mi 4 kedi, 1 köpek... 

Öncelikle itiraf edeyim, Kanada uzun zamandır aklımızdaydı ancak soğuktan da korkmuyor değildik. Daha doğrusu "değildim"... Yazın bile yorgan örten birisi olarak, ara ara farklı ülkelerin göçmenlik programlarını araştırıyordum... Bugün Avustralya'dan değil de, -10 dereceden, Kanada'dan yazıyorsam, bilin ki, evcil hayvanlarımız yüzündendir :)

Avustralya'ya evcil hayvan sokmak inanılmaz zor. Her aşıyı yaptırıp, her belgenizi hazırlayıp, ülkeye evcil hayvanınızla giriş yapsanız bile, karantina süreci var. Benim o dönemde internetten araştırdığımda Avustralya için karantina süresi 6 ay diyordu. Ancak Avustralya göçmenlik danışmanı bir arkadaş bu sürenin 2 ay olduğunu söylemişti daha sonra bana. Tecrübesi olan yazsın, ben buradan yanlış bilgi vermeyeyim.




Nana | 2016

Kanada'da yurtdışından getirdiğiniz evcil hayvanınız için herhangi bir karantina süreci yok. 

Buraya evcil hayvanınızı iki şekilde getirebilirsiniz:

1- Kendi uçtuğunuz uçakta sizinle birlikte
2- Pet Cargo olarak.

Bizde sayı fazla olunca, Cappy ve Nana'yı (iki kedi) uçakta ayağımızın dibinde, Sissy, Totoro (iki kedi) ve Lulu'yu (köpek) Air Canada Pet Cargo ile getirdik. 

(İnternette bu konuyla ilgili neredeyse hiçbir şey bulamadığım için, uzun uzun, detaylıca yazacağım)

Kanada Evcil Hayvanınızla Gelebileceğiniz En Rahat Ülke


Bu konudaki tecrübemi birebir yazınca anlayacaksınız, bırakın karantinayı, ben elimde iki kedi Pearson havaalanında fellik fellik "Ay ben bu kedileri kimseye göstermeyecek miyim memur bey?" diye gezmesem, kimsenin bana bir şey soracağı bile yoktu... Birazdan anlatacağım detaylı..


Öncelikle kulaktan dolma bilgilere itibar etmemenizi sağlamak için, bu konu ile ilgili resmi web adresini vereyim:

Kanada'ya evcil hayvan getirmek veya hayvanınızla seyahat etmek (ingilizce)

Buradan kedi ya da köpek başlığını seçerek (tavşanınızı ya da kuşunuzu da getirebiliyorsunuz anladığım kadarıyla) bu ülkeye hayvanınızı sokmakla ilgili detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz. 

Ben özetlemeye çalışayım ama siz yine de linkten detaylı okuyun lütfen.

Kanada bir çok ülkenin aksine, Mikroçip ya da Tattoo (dövme) İSTEMİYOR. 

Önceden herhangi bir test (titrasyon testi vs. dahil) yaptırmanız GEREKMİYOR.

Böylece herhangi bir bekleme süresi de YOK.

Bu konuda bilmiş bilmiş konuşup kafanızı karıştıranlar, üç kuruş daha fazla koparmak için sizi yanlış yönlendiren veterinerler olabilir. İtibar etmeyiniz. 

Bu ülkeye hayvanınızı sokmak için yapmanız gereken en önemli şey Kuduz Aşısı ve bunu İngilizce ya da Fransızca olarak belgelemeniz gerekiyor. Türkiye rabies-free bir ülke olmadığı için bu aşıyı yaptırmanız lazım. Ancak o kadar rahatlar ki, diyelim yaptırmadınız ve bir şekilde geldiniz ülkeye.. Size bu aşıyı burada yaptırmanız için belli bir süre veriyorlar ve yaptırdıktan sonra aşı kartını Canadian Food Inspection Agency ofislerinden birine götürüyorsunuz. Yani adamlar tek bir şey istiyor, Kuduz aşısı, onu da yaptırmadınız diyelim, yine de karantinaya almıyorlar hayvanı... :) Ama şiddetle tavsiye ediyorum, aşıyı Türkiye'de yaptırın, burada veterinerin kapısından girdiğiniz anda dolarları saçmaya başlıyorsunuz :) Aşırı pahalı...



Bu bahsettiğim Kuduz Aşısı Sertifikası aslında zaten sizin evcil hayvanınızı Türkiye'den çıkartabilmek için Tarım İlçe Müdürlüğü'nden almanız şart olan belge ile aynı şey. Daha doğrusu Türkiye'den aldığınız bu belge Kuduz Aşısı Sertifikası yerine geçiyor çünkü bu sertifikada yazması gereken hayvanın kimlik bilgileri, aşıları vs. gibi bilgiler bu belgede hem Türkçe hem de İngilizce olarak mevcut. 


Evcil hayvanınızı Kanada'ya getirirken tek sinir bozucu prosedür Türkiye'deki bu uygulama aslında. Çünkü bu belgeyi uçuştan maksimum 48 saat öncesinde alabiliyorsunuz. Yani ben gideyim kafama göre 2 hafta önce hazırlayayım bu belgemi alayım gibi bir durum yok. Ve maalesef evcil hayvanınızı da bu evrağı alacağınız ilçe müdürlüğüne götürmeniz gerekiyor, oradaki görevli veteriner hayvanı görmeden size bu belgeyi vermiyor.



(Pet Pasaportu'na işlenmiş kuduz aşısı sticker'ı )

Biz önce veterinerimize gidip hayvanlarımızın tüm aşılarını yaptırdık, tabii ki Kuduz aşısı da dahil. Ne olur ne olmaz diye, Pet Passport adında yeni karneler çıkarttırdık (kimse bize bunun şart olduğunu söylemedi, veterinerlerimiz dünya tatlıları oldukları için kendileri böyle bir şey yaptılar). Tüm bilgiler ingilizce olarak da bu karnelerde mevcut oldu bu şekilde. Sonra bu karneleri ve hayvanlarımızı alıp Beykoz tarım İlçe Müdürlüğü'nün yolunu tuttuk. (Daha doğrusu eşim minicik arabamızla bir kaç sefer yaparak biraz eziyet çekerek halletti) 

Yanlış hatırlamıyorsam, evrak başına 150TL gibi bir ücret alıyorlar. (2016 itibariyle)


Bizim durumumuzda beraber uçacak hayvanlara tek bir belge düzenlediler. Yani yanımızda gelecek 2 kedi için tek bir belge, pet cargo ile gelecek 2 kedi 1 köpek için tek bir belge düzenlendi. (yanlış hatırlamıyorsam) Böylece pet cargo olarak gelen hayvanlarınızı Kanada'da karşıladığınızda gümrükte ödediğiniz ücret de düşüyor (kargo başına vergi alıyorlar) Yanınızda getirdiğiniz hayvanlarınız gümrüğe girmiyor, onlara Kanada'da ekstra para ödemiyorsunuz.


Biz iki kedi ile birlikte uçacağımız için kendi uçak biletlerimizi de Air Canada'dan tercih ettik çünkü THY ile ilgili çok fazla olumsuz olay duyduk bu süreçte. 


Eğer kediniz/köpeğiniz sizinle birlikte uçacak ise, kendi biletinizi almadan önce rezerve ettirirken bunu belirtmeniz gerekiyor. Uçacağınız sefer ile ilgili kabine hayvanınızı almanızın bir sakıncası yok ise, onay geliyor ve siz biletinizi alıyorsunuz. Ben bu işlemleri telefonda halletmiştim.


Air Canada ile uçuyorsanız, bilet başına (belirli bir kilonun altındaki) kedi/köpeğinizi kabinde yanınıza alabiliyorsunuz. Ancak uyarayım, Istanbul-Toronto seferinde kullanılan uçaklar oldukça sıkışık, ayağınızın dibinde kedi ile 10-10.30 saat uçmak çok da konforlu bir yolculuk değil :)


Kedi ya da köpek için havayolunun belirlediği şartlara uygun taşıma çantası almak zorundasınız. Kabinde gidecek pet için belli ölçülerde hard veya soft case olabilir diyorlar ama benim tecrübeme göre hard case'in o koltukların arasına sığma ihtimali yok! Kumaş taşıma çantası almanızı yine şiddetle öneririm. 


Hangi havayolu ile uçacaksanız, onun websitesinden ölçü bilgilerini mutlaka edinip, öyle alışverişe çıkın. Bu tarz konularda pek de taviz verilmiyor, elinizde kediniz havaalanında kalmak istemezsiniz.


Yanımızda götürdüğümüz kediler için biletimize check in yaptırırken 60-70 euro gibi bir ücret ödediğimizi hatırlıyorum. 


Pet Cargo olarak götürdüğünüz hayvanınız için ise kilosuna, boyuna, desisine göre ayrıca yüklü bir miktar ücret ödüyorsunuz. Bir çok aracı firma var, fiyatlar firmadan firmaya değişiyor olabilir, ve maalesef aracı firma olmadan Air Canada pet kargosu kabul etmiyor. Aslında bu çok da kötü bir şey değil, çünkü hayvanınızı emanet ettiğiniz bu tarz profesyoneller olması biraz daha güven veriyor. (Her firma için aynı şey söylenemez elbette, ancak bizim kullandığımız firmadaki Şule Hanım çok kahrımı çekti bu süreçte :)


Air Canada'nın sevdiğim bir yanı ise, hayvanınıza cidden değer veriyor olması. Örneğin yalnızca belli hava sıcaklığında pet kargosu kabul ediyor. Bizim şansımıza Temmuz ayında Türkiye'de de Kanada'da da aşırı sıcak hava sözkonusuydu ve maalesef pet kargolarımızın uçuş onayları için günlerce bekledik ve maalesef biz buraya geldikten 10 gün sonra ancak getirebildik. Aslında bu da çok iyi bir şey, sonuçta kargo olarak seyahat ettikleri için apronda bekletilebiliyorlar ve zaten saatlerce uçmuş olan bir hayvanın canını sırf para için riske atmıyorlar. 


Biz Pearson Havaalanı'na 2 kedi bir bebek şeklinde indikten sonra, önce ülkeye giriş evraklarımızı işlettik. Bu da bir - bir buçuk saat sürdü (buraya gelince anlayacaksınız, hayat çok yavaş akıyor). Kediler neyse ki yol boyunca hiç arıza yapmadılar. Hatta ben o kadar uzun yolculuktan sonra altlarına yapmışlardır diye düşünüyordum ama tutmuşlar yazık... 



Önemli bir noktadan bahsetmeyi unuttum: uçuş sırasında size doldurmanız için bir evrak veriliyor. Yanınızda gümrüğe bildirmeniz gereken eşya/yiyecek vs. var mı diye. Bu evrağı doldurup, havaalanında gümrük kısmına veriyorsunuz. Burada "live animals" gibi bir ibare var, onu mutlaka işaretleyin. Benim gözümden kaçmış ve ülkeye girişte gümrük görevlisi kırmızıyla üstünü çizip uyardı: 
"bir dahaki sefere burayı işaretlemeyi unutmayın" diye..




Evraklarımızı işlettikten sonra bavullarımızı aldık, tam sefilleri oynuyoruz, kucağımızda bebek, ellerimizde tosun gibi kediler, onlarca bavul... Çıkışa da gelmişiz... Elimizi kolumuzu sallayarak çıkabiliriz yani, kimsenin bize bir şey sorduğu yok... Ben tutturdum, olmaz bu kedilerin evraklarını birilerine göstermemiz lazım! :)


Çıkıştaki polise gidip dedim ben kedilerimle geldim, bu çocukların evraklarına kimse bakmayacak mı? Bir yer tarif etti, ve ben her zamanki gibi ilk cümleyi duyup, sonrasını takip etmedim çünkü ne zaman birine yol sorsam cevabı dinlemiyorum :) Biraz dolandık, meğer burnumuzun dibinde bir bankoymuş, bulduk, görevli polise çocukların evraklarını verdim, 2 saniye kadar baktı, onayladı ve bitti :)


Bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordum doğrusu.. :)


10 gün kadar sonra pet kargo olarak gelen diğer çocukları almaya gittiğimde durum biraz daha farklıydı açıkçası.

Uçağın iniş saatinde havaalanının yanında bulunan gümrük binasına gittim. Ve 4 saat bekledim :(



Air Canada Pet Cargo ile gelen çocuklarımı beklerken can sıkıntısından Instagram'a girdiğim post :)


Maalesef kargo olarak gelince, hayvanlar indiklerinde oradaki görevli bir veterinerin muayenesinden geçmeleri gerekiyormuş. Görevli veteriner de her zaman orada olmuyormuş, ancak gerektiğinde çağırıyorlarmış ve geliyormuş.

Bu süreçte hayvanınızı göremiyorsunuz, air condition'ı olan bir bölmede tutuyorlar ve sizi asla almıyorlar bu bölüme. "Merak etmeyin, arkadaşlarımız hayvanlarınızla ilgileniyorlar, keyifleri yerinde, bir sıkıntıları yok.." gibi açıklamalar yapıyorlar sadece.


Neyse, 4 saatin sonunda veteriner onayladıktan sonra, size verilen evrakları alıp, başka bir binaya gidiyorsunuz, o noktada kendimi "olacak o kadar" parodisinde hissetmediğimi söylesem yalan olur.. ^_^


Bu binada ise evrak kontrolleri yapılıyor ve kargo başına bir ücret alınıyor (30 cad gibi bir şeydi sanki). Bana sıra geldiğinde gümrük görevlisi kafasını evraklardan kaldırıp gözümün içine bakarak, "Neden bu kadar çok hayvanı bu ülkeye sokmak istiyorsunuz?" diye sordu. Adam haklı tabii, anlamaya çalışıyor :) "Bir Crazy Cat Lady kolay olunmuyor memur bey!" demek isterdim ama tabii ki onun yerine "Onlar benim yıllardır baktığım evcil hayvanlarım, Türkiye'de onları bırakabileceğim kimsem yok" dedim. Hafifçe yüzünü buruşturup onayladı evraklarımı.


Sonra bu evrakları alıp, 4 saat beklediğim binaya geri döndüm ve bir de onlara onaylattım. Olacak O Kadar parodisi demiştim değil mi?


Her şey hazır olduğunda, taksimi çağırdım, depo kısmına gidip çocuklarımı aldım.


Böylece kavuşmuş olduk.




Son olarak belirtmeliyim ki, Kanada'ya taşınıyorsanız evcil hayvanınızla kolaylıkla gelebilirsiniz. Hiç dert etmeyin. Ben 4 kedi 1 köpek getirdiysem, siz de minnok çocuğunuzu rahatlıkla getirebilirsiniz.

Çok uzun yazdım farkındayım ama umarım anlattıklarımın birilerine faydası olur. Çok fazla vaktim olmadığı için yazdıklarımı tekrar tekrar kontrol edemedim, sürçülisan ettiysem affola :)

Bir sonraki yazımda ise, evcil hayvan ile Kanada'da ev bulma maceramızı yazacağım :)



peace


nora



Thursday, 25 February 2016

Röportaj: Üzüm ve Diğer Şeyler



Son bir kaç yıldır farklı bir gezegende yaşamıyorsanız, Üzüm ve Ryuk'u tanıyorsunuzdur.

Henüz bu dünya tatlısı fenomen kedilerle yolunuz kesişmediyse sizi hemen şöyle ve şöyle alalım... 

Üzüm ve Ryuk, iyi kalpli insan Yaşar Murat Taşkale tarafından sokaktan kurtarılmış sevimli mi sevimli iki kedicik. Ancak onları diğer kedilerden ayıran en büyük özellik, internetin en komik kedileri olmaları!



Üzüm ve Ryuk, kendilerine ait ilginç bir üslupla hayatı Yaşar'a dar ederlerken, biz hayranları da keyifle maceralarını takip ediyoruz.


Onların hislerine tercüman olan Yaşar, büyük incelik göstererek, kendisiyle blogum için röportaj yapmak istediğimi söylediğimde, beni kırmadı. 

Blogumu takip edenlerin default olarak kedi seven insanlar olduğunu düşündüğümden, bu röportajı kaçırmayacağınızı düşünüyorum ^_^

 Nora Was Here gururla sunar... ;)

-


Üzüm, Ryuk, Yaşar ve Diğer Şeyler




- Üzüm ve Ryuk’u çok iyi tanıyoruz da, Yaşar hakkında çok az şey biliyoruz, bize biraz kendinden bahseder misin? Kaç yaşındasın, ne iş yaparsın, nelerden hoşlanırsın?


37 yaşındayım. İstanbul'da doğup büyüdüm. Üniversite de dahil tüm hayatım burada geçti diyebilirim. Lisansta felsefe okudum, yaptığım işten dolayı başladığım lojistik yönetimi yüksek lisansını yine iş yoğunluğundan dolayı bitiremedim. Geçmişte kitapçılık, bar işletmeciliği, müzisyenlik, gitar öğretmenliği gibi işlerden sonra son 8 yıl yazılım danışmanlığı ve proje yöneticiliği yaptım. 1 yıl kadar hayvanseverlere yönelik bir dergi çıkarttım. Okumayı, yazmayı, müzik yapmayı seviyorum. 



- Üzüm ilk evcil hayvanın mı?


Küçüklüğümden itibaren kuş, balık gibi evcil hayvanlarım olmuştu. Kendi evim olunca kedi sahiplenme düşüncem hep vardı, o yüzden Üzüm'den önce bir erkek sokak kedisi sahiplenmiştim.


- Kızların diyaloglarını yazmaya nasıl başladın? Onların gerçek hayattaki davranışlarından ilham alıyor musun?


Aslında herkes gibi ben de sosyal medyada kedilerin dilinden yazılan monologları okur eğlenirdim. Üzüm'den önce evde bir erkek kedim vardı ve Üzüm'le de bir süre yaşadılar. Onu kaybettiğimde kendi kendime "keşke onunla daha fazla konuşsaydım" diye düşündüğüm olurdu zaman zaman. Muhtemelen o üzüntüyü bir daha yaşamamak adına karşılıklı konuşmaya ve yazmaya başlamış olabilirim. Tabi işin mizahi yönü de başlı başına bir motivasyon kaynağı oldu. Yazarken onların gerçek karakterlerinden kesinlikle ilham alıyorum. Hatta bir yandan büyürlerken karakterlerinin gösterdiği gelişimi dahi yansıtmaya çalışıyorum bir parça.


- Üzüm ve Ryuk ile ilgili paylaşımlarına yapılan, sana en ilginç gelen tepki ne oldu?


Çok fazla at hediye edildi bugüne kadar. Başlarda daha ilginç geliyordu fakat şimdilerde normal karşılıyorum. Çok güzel bir şey bir yandan.



- Sence Üzim ve Ryuk’un bu kadar sevilmesinin sırrı ne?


Bunun üzerine biraz düşündüm aslında. Çünkü bugün, başlangıçta öngöremeyeceğim kadar çok sevildiklerini görüyorum. Sanırım en önemli etken samimiyet. Bir yönüyle doğal bir ev hali var ve bunu insanlar yakın buluyor. Bir de metinlerdeki hem mizahi hem dramatik yön önemli bir etken olmalı. Bu anlamda ben de kendimi diğer insanlardan ayıramıyorum pek. Ben de çok gülüyorum ve hüzünleniyorum okurken. Samimiyeti de bu doğuruyor sanırım. Popüler olmak yahut ticari bir kaygım hiç olmadı.


- Geçtiğimiz haftalarda Üzüm ve Diğer Şeyler adlı kitabın yayımlandı, hemen ardından da 2.baskı geldi bile, nasıl hissediyorsun?


İlk 3 haftada 3 baskı yaptı ve biraz şaşırdığımı söylemeliyim. Aslında bu kadar satabileceğini tahmin etmiş olsam da bu kadar hızlı satacağını hiç düşünmezdim. Bir yandan çok mutlu oldum fakat diğer yandan bunun, yaptığım paylaşımlardaki amatör ruhu bozmaması için daha fazla gayret göstermem ve üzerine düşünmem gerekiyor.




- Üzüm ve Ryuk’un konuşma şekilleri adeta yeni bir dil oluşturdu. Paylaşımlarının altındaki yorumlara baktığımızda, hayranlarının bu dile gayet hakim olduklarını ve kusursuzca(!) konuştukları Üzümceyi kullanmayı çok sevdiklerini görüyoruz. Tahmin eder miydin bir gün bu dilde bir kitabının basılacağını?


Başlarda aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama zaman geçtikçe ve artık daha fazla benimsendiğini, hatta sosyal medyada Üzüm ve Ryuk dilinde şakalar döndüğünü gördükçe daha çok alıştım. Çok güzel bir duygu benim için.


- Üzüm ve Ryuk’un Yaşar’dan daha çok tanınması hakkında ne düşünüyorsun?


Geldiği nokta itibarıyla buradaki dengeyi olması gerektiği gibi kurabildiğimi düşünmüyorum. Demek istediğim şey, bence onlar biraz daha ön planda olmalılardı. Eğer başlarda bu noktaya geleceğini bilseydim kendimi biraz daha gizleyebilirdim. Bu sadece göz önünde olmanın hoşuma gitmiyor olması da değil. Mizahi bir şeyler üretiyor olmak benim bir yönüm, fakat sadece bununla biliniyor veya bilinecek olmak beni biraz rahatsız ediyor. Bir yandan da onların artık kitap olması dolayısıyla malesef işin bir de medya kısmı var. Bir yerden sonra isteseniz de kendinizi daha fazla çekemiyorsunuz.


- Kızların önümüzdeki maceraları hakkında spoiler istesek biraz?


Onlar için yazdığım bazı şarkılar var ve onları kaydedip yine kızların görüntüleriyle videoklipler yapmak istiyorum aslında. Kesin olmamakla birlikte yine onların başrolde olduğu uzun öyküler paylaşabilirim diye düşünüyorum.


- Ve son olarak en merak edilen konuyu sormak zorundayım… At alacak mısın kızlara? :)


Neden olmasın :)


12.02.2016, İstanbul
by Nora Jartan




Tuesday, 5 January 2016

Kedi, Köpek ve Bebek

"Eeee akşama ne yemek yapsam?" gibi "Yarın bloga ne yazsam?" diye düşünür oldum ^___^

Hatta dürüst olmam gerekirse, tanıyanlar bilir; akşama ne yemek yapsam diye düşündüğüm pek görülmedi bugüne kadar ;) Kıymetinizi bilin!

Aslında elimde yazılmayı bekleyen çok sağlam hikayeler var... Bunlardan en bombası elbette ki doğum hikayem... Kendi doğumum değil tabii ki, Uzay'ın doğum hikayesi. Öyle ya, neden "doğum hikayem" diyoruz? "Doğurma hikayem" denmeli aslında. Neyse.

Doğurma hikayemi hemen yazamayacağımı biliyordum aslında ama çocuk nerdeyse 6 aylık olacak, bu kadar gecikeceğimi tahmin etmiyordum. Hoş, bu süreçle ilgili hemen hemen hiçbir şeyi doğru tahmin edemediğimi bir bir başıma gelince anladım ya... Şimdi daha iyi anlıyorum, markette sokakta hamile halimi görüp bana acıyan gözlerle bakan diğer anneleri ^_^

O bakış aslında "You have no idea!" bakışıymış :)

Siz siz olun, çocuk sahibi değilseniz, hiç atıp tutmayın.

Ben çok atıp tuttum.

Hepsi patladı :)

Doğum macerasını ayrıca yazacağım. Söz. Her hamile gibi ben de başka insanların hikayesini okumaya can atıyordum. Sadece bu sebeple bile yazmam gerek.


Evde bir sürü pati varken bir de çocuk gelince noldu? 



Daha fazla yorucu oldu. Hepsi bu. Önceleri %100 benim ilgimi gören tipitoşlar, ben Uzay'a kilitlenince, triplerden triplere girdiler. Kıskananlar oldu tabii, ama kıskanmak deyince çocuğa zarar verecek bir kıskanma gibi düşünmeyin, işte yukardaki gibi, ana kucağını paylaşamamak mesela :) Cappy'i indiriyorum, çocuğu alıyorum koymak için, hoooop o arada Nana oturmuş bile! 

Ailenize yeni katılan bir bebek olduğunda evdeki hayvanlarınızı göndermek zorunda değilsiniz. Bu saçma düşünceyi atın kafanızdan. 



Kediniz / köpeğiniz kasıtlı olarak bebeğinize zarar verecek hiçbir şey yapmaz. Elbette ki bebeğinizi gözünüzün önünden bir saniye bile ayırmamalısınız; ancak zaten evde bir hayvanınız olmasa da bebeğinizi gözünüzün önünden bir saniye bile ayırmamalısınız :)

Bizim asıl kadromuz artık Cappy, Sissy, Nana ve Lulu. (Zeus bir kaç ay önce bizi terk etti, o konuyla ilgili elim pek gitmiyor klavyeye ama yazıcam bir ara..) Ama bunların dışında hem eve girip çıkan 10 kadar kediden oluşan bi seri var (Avatar, Sushi, Ponpon, Karamel, İrmik vs. ), bir de üstüne bir bu kadar daha eve girmeyen, bahçede baktıklarımız. 

Böyle bir eve bir de bebek doğunca, bana da sadece kafaya huniyi geçirmek kaldı ^_^



Evimiz büyük, yer sıkıntımız yok aslında. Zaten zamanında hayvanlar rahat etsin diye böyle bir eve taşınmıştık. Ama tabii ki de evin büyük olması evdeki bütün hayvanların ben neredeysem orada olma isteğini değiştirmiyordu ^_^

Her an benimle alt alta üst üste olmaya alışık kedilerim ve Lulu, sezaryen sonrası iyileşmeye çalışan, 7/24 kucağında bebek olan, bu insanlıktan çıkmış vaziyetteki annelerini pek bir yadırgadılar. 

Eve gelen giden de cabası.

Normal şartlarda da misafir olayına pek sıcak bakmayan kedilerim iyice telef oldular :) 

Neyse ki ilk tantanalar geçince her şey normale döndü.

Tabii ki bu süreçte birbirinden fantastik şeyler duymadım değil... Aman tüy kaçar, aman bebeğin suratına otururlar (niyeyse?) aman şöyle yapar, böyle yapar... Bunları diyenler de hayatı boyunca evinde tek bir hayvan beslememiş insanlar... 

"Çok afedersiniz de, benden iyi mi bileceksiniz?" demedim. 

Onun yerine çocuğuma, aileme odaklandım. Onlarla savaşarak harcayacağım enerjiyi, oğluma kullandım. 

"Hıı.. hıı.. evet... tabii tabii... Yok zaten almıyoruz biz kedileri o odaya... " falan :)

Bu yazıyı okuyan hayvan sahibi hamileler varsa, tavsiye ederim, hiç uğraşmayın, ağzınız onları onaylarken, kafanızın içinde minik bir maymuncuk trampet çalsın :)

  Dinlemeyin, geçin.

İçinize endişe tohumları ekmelerine izin vermeyin.


Hayvanlarınızın düzenli aşılarını, iç-dış parazitlerini yaptırın, sizin de aklınızda bir soru işareti kalmasın.

Siz zaten annelik içgüdülerinizle yavrunuzu her türlü tehlikeden koruyacaksınız, bırakın çocuğunuz hayvan sevgisinden mahrum kalmasın.

Bir süre sonra bebişiniz ayaklandığında hayvanları ondan nasıl koruyacaksınız onu düşünün :)


peace

nora



Tuesday, 16 December 2014

Kuduruk Popolar Yeni Sezon


Yeni sezonda yine macera bizi bekliyor!!! =)






GoPro Hero 4 Test sürüşleri bunlar aslında... Shhh.... ;)



peace.



nora