🎃 Happy Halloween 🎃
Monday, 28 October 2024
Sunday, 29 September 2024
Kisisel tarihim, naber?
Wow!
Sene olmus 2024, blogger mi kaldi, degil mi arkadaslar?
Valla kalmis, ben dunyanin obur ucunda yaslanirken, blogum da burada oylece duruyormus.
YouTube'a yeni video yukleyince 'blogger'da paylas' sekmesini gorunce, tiklayiverdim!
Eee gelmisken iki laf etmeden cikmayayim madem :)
Kanada'ya tasinali, 8 yili gecti, ben 40'larima geldim, vatandaslik alindi, Turkce dagarcigim biraz bozuldu, ingilizcem umuyorum ki daha iyi bi yere geldi... Pandemi oldu, once Sissy'm sonra Cappy'm bu diyari terk etti (hala konusamiyorum bu konuda hickiriklara bogulmadan), tum algimiz degisti ama 3 senenin sonunda hicbir sey olmamis gibi davranmaya karar verdik kollektif olarak...
Ama son bomba update'im (Turkcem bozuldu dedim size): 7 yildir basamaklarini tirmandigim corporate isimden bu Mayis ayinda ayrildim ve kendi sirketimi kurdum :)))
Bkz. videocraftstudio.ca
Manyak miyim ben niye cillop gibi 9-5 isimi biraktim da yine yeni bir maceraya atildim?
Eee biraz.
Kisisel istatistigime dayanarak soyleyebilirim ki, benim hikayem full bu tarz riskler almak uzerine kurulu, bilen bilir, ve simdiye kadar oyle ya da boyle hep ileri gittim (en azindan bana oyle geliyor).
Ya Turkce yazmayali cok uzun zaman olmus, ne desem kotu ceviri gibi duruyor! Neyse zaten kimsenin okuyacagini sanmiyorum bu postu, blogger'daki tek online kisi ben olabilirim su an :)
Neyse efendim, 9-5 dedim ama aslinda gece gunduz kopek gibi calistigim isimden ayrilinca (insert burnout here) hayatta zevk aldigim bazi seylere de ayiracak vaktim oldu.
Mesela YouTube kanalim.
Iyi haber: YouTube'a fulltime dondum, her Persembe yeni video yayinliyorum.
Kotu haber: Videolarim ingilicce :) Ve gocmenlikle falan uzaktan yakindan ilgisi yok.
Hatta yillar icinde bir cok insana cidden faydasi oldugunu bildigim Express Entry / Kanada'ya nasil tasinilir vs. videolarimi arsivledim, artik maalesef yayinda degiller.
10k + izlenmeleri vardi bazilarinin ama cok uzun zamandir gocmenlik sistemini takip etmiyorum dolayisiyla, verdigim bilgilerin guncelliginden asla emin olamiyordum, kimseyi de boyle hayati bir konuda yanlis yonlendirmek istemem, o yuzden o videolari kaldirmak bir nevi sorumlu bir davranisti.
Ustelik artik bu noktada yillarin verdigi producer / director deneyimimle, o videolar - her ne kadar cok daha genc gorunsem de - genel olarak 'cringe' geliyordu bana :)
Neyse, simdi video / content creation uzerine icerik uretiyorum, amacim yine ayni: insanlara bildigim her seyi ogretmek!
Sifirdan Premiere Pro, Photoshop, After Effects ve CapCut ogrenmek isteyenler icin videolar cekiyorum, yeni baslayanlar icin cok faydali olacagini dusunuyorum:
Buraya bir daha ne zaman donerim bilmiyorum ama hala ugrayanlariniz varsa cok merak ediyorum bi comment atin please :)
Hadi optum!
N.
Etiketler:
Adobe Premiere,
Crazy Cat Lady,
How to edit videos,
Kanada,
learn Premiere Pro,
tutorial,
youtube
Wednesday, 23 January 2019
Kanada'dan kalıcı oturum izni almak (Express Entry)
Kanada'ya taşınmak istiyorsunuz ancak nereden başlayacağınızı bilmiyorsunuz... Öyleyse doğru yerdesiniz :P
Yaşadığınız ülkeyi bir anda terk edip, bambaşka bir kültürün içine yerleşmek elbette kolay iş değil. Özellikle de işin başında, binbir çeşit evrak toplamak, form doldurmak vs. bir hayli yıldırıcı oluyor, yalan yok. Ama inanın, gözünüzde büyüttüğünüz kadar zor bir iş de değil. Kara kara düşünüp, nereden nasıl başlayacağınıza karar veremiyorsanız, beni takip edin derim :)
Buraya gelirken her bir adımı kendi kendime attığım için, neler hissettiğinizi çok iyi anlıyorum. Ve bu süreçte ben yabancı dilim olduğu için şanslıydım, bir çok farklı kaynaktan destek alıp, forumlarda sabahlayabiliyordum. Ama maalesef neredeyse sıfır denecek kadar az Türkçe bilgi var bu konuda internette. Olanlar da zaten danışmanlık firmalarının reklamları tadında işler.
'Ben bu oyunu bozarım!' diyorum ve bu işe el atıyorum arkadaşlar :)
Kanada göçmenlik sistemi 'Express Entry' ile ilgili ilk olarak bilmeniz gerekenleri kabaca anlattığım videom YouTube kanalımda yayında!
Videoyu beğenip, kanala üye olmayı unutmayın lütfen... Çok uğraştım çünkü :)
Zaten yeterince ilgi görmezse devamını yapmayı düşünmüyorum... Full-time iş, çocuk, hayvanlar derken,zaman dediğimiz şey altından değerli oluyor... Eğer kimsenin işine yaramayacaksa pek bir anlamı yok açıkçası.
Neyse efendim, her bir karesini ellerimle çizdiğim (beaver dahil), ilk etapta kafanızı da çok fazla karıştırmadan gerekli bilgileri verdiğim Express Entry videomda, Bilal'e anlatır gibi anlattım :)
Afıyet olsun!
Ayrıca bakınız:
Kanada Öğrenci Vizesi Başvurusu
Kanada'da kış
Yaşadığınız ülkeyi bir anda terk edip, bambaşka bir kültürün içine yerleşmek elbette kolay iş değil. Özellikle de işin başında, binbir çeşit evrak toplamak, form doldurmak vs. bir hayli yıldırıcı oluyor, yalan yok. Ama inanın, gözünüzde büyüttüğünüz kadar zor bir iş de değil. Kara kara düşünüp, nereden nasıl başlayacağınıza karar veremiyorsanız, beni takip edin derim :)
Buraya gelirken her bir adımı kendi kendime attığım için, neler hissettiğinizi çok iyi anlıyorum. Ve bu süreçte ben yabancı dilim olduğu için şanslıydım, bir çok farklı kaynaktan destek alıp, forumlarda sabahlayabiliyordum. Ama maalesef neredeyse sıfır denecek kadar az Türkçe bilgi var bu konuda internette. Olanlar da zaten danışmanlık firmalarının reklamları tadında işler.
'Ben bu oyunu bozarım!' diyorum ve bu işe el atıyorum arkadaşlar :)
Kanada göçmenlik sistemi 'Express Entry' ile ilgili ilk olarak bilmeniz gerekenleri kabaca anlattığım videom YouTube kanalımda yayında!
Videoyu beğenip, kanala üye olmayı unutmayın lütfen... Çok uğraştım çünkü :)
Zaten yeterince ilgi görmezse devamını yapmayı düşünmüyorum... Full-time iş, çocuk, hayvanlar derken,zaman dediğimiz şey altından değerli oluyor... Eğer kimsenin işine yaramayacaksa pek bir anlamı yok açıkçası.
Neyse efendim, her bir karesini ellerimle çizdiğim (beaver dahil), ilk etapta kafanızı da çok fazla karıştırmadan gerekli bilgileri verdiğim Express Entry videomda, Bilal'e anlatır gibi anlattım :)
Afıyet olsun!
Ayrıca bakınız:
Kanada Öğrenci Vizesi Başvurusu
Kanada'da kış
Cheers,
Nora
Wednesday, 9 January 2019
Yeni yıl, eski ben.
Her sene olduğu gibi, bu yıl da, 'new year resolutions' kisvesi altında kendime bloga daha sık yazacağıma dair gerçekleşmeyeceğini hepimizin bildigi sözler verdim... Ve ilk postayı Ocak ayinin 9'unda ancak giriyorum :)
Her Aralık ayında, özellikle de yeni yıla girerken genelde müthiş bir pozitif enerji yumağına dönüşürüm. Ama bu yıl tatsızım. Caresiz dertler degil, zamanı gelince paylasirim da. (Kanada ile alakalı sanmayın, hatta iyi ki buradayım dediğim bir mesele.)
Amaan neyse, ilgi budalaligi yapmak icin yazmadım, sadece genel olarak, 'bitchy' bir tip olursam kisisel algılamayın, isyanım size degil hayata :)
Iste bu ruh halindeyken yukarıda fotografını gördüğünüz takvimi görünce mağazada, 'Hah!' dedim, 'Tam da ihtiyacım olan şey buydu!' :)
Instagram story'lerimde sık sık yapraklarını kopardikca paylaşıyorum, merak eden gelsin >>> @norawashere
Simdilik bu cephede anlatacak fazla bir şey yok, müthiş ilginç hayatımda bir seyler oldukça buraya ugrayacagim tabii ki, söz!
Cheers,
N.
Etiketler:
2019,
bitchy,
kalender,
new year,
takvim,
the daily bitch,
yeni hayat,
yeni yıl
Thursday, 20 December 2018
Ne var ne yok?
NOT: Bu yazıyı işyerindeyken, fırsat buldukça hazirladigim icin, gözümden kacan hatalar olmuş olabilir. Daha kotusu, işyerinde Türkçe klavye kullanamadigimdan, otomatik düzeltmenin yardim ettigi kadar düzeltebildim yazdiklarimi.. Affola!
Biliyorum artık blog yazmak güvercinle haber yollamak kadar modern bir seye dönüştü ama ayda yılda bir de olsa buralara gelip 'hayat nasıl gidiyor?' postası bırakmayı seviyorum. Çünkü bu blog hiçbir şey olmasa, kisisel tarihim, günlüğüm, unuttuğum anılarım bir yerde.
Kanada'ya tasindiktan sonra amacim cok daha sık yazmakti, video cekmekti ama araya 'hayat' girdi diyeyim :) Okul bitti, stajdi, is bulmakti, bi yandan Uzay derken yalan oldu tabii ki bu planlar... Olsun, her ne kadar duzenli yazamasam da, arada gelip 'cee-ee' yapması da guzel.
Saka maka, gectigimiz Temmuz'da Kanada'ya tasinali tam 2 yil oldu. Bazen dun gibi geliyor ucaga binisimiz, bazen de ne yalan soyleyeyim, sanki uzun yillardir burada yasiyormusuz gibi hissediyorum. Genel olarak, COK AMA COK memnunum. Zorluklar yok mu elbette var, hatta soyle soyleyeyim, herkesin yapabilecegi, mutlu olabilecegi bir is degil gocmek... Ama ben bugune kadar bir kez bile 'ahh nerden geldim bu gurbet ellere!' demedim. Hatta tam tersi, 'keske daha once gelseymisim' dedigim cok oldu. Velhasil, keyfim cok yerinde. O zaman bi bakalim; Ne var, ne yok?
EV
![]() |
| Bizim Mahalle / Neighbourhood - Photo by Nora Jartan |
Hala ilk geldigimizde tuttugumuz evde yasiyoruz. Kucucuk bir townhouse. Duplex. 2 yetiskin, 1 cocuk, 4 kedi, 1 kopek - haliyle sigamiyoruz pek :) Ama ev borcuna girmek de istemiyorum. Oakville'de evler maalesef oldukca tuzlu. Simdilik idare ediyoruz. En cok Lulu icin bahceli daha buyuk bir eve tasinmak istiyordum, ama bir kac hafta once evimizin dibine buyuk bir 'dog park' acildi, bu sorun da ortadan kalkmis oldu...
![]() |
| Lulu at the dog park / Lulu kopek parkinda - Photo by Nora Jartan |
Normalde bu tarz 'off-leash' alanlar disinda kopeginizi tasmasiz gezdirmeniz yasak, arada goruyorum bazi insanlarin kopekleri bizimki gibi kuduruk olmadigi icin tasmasiz bir sekilde, sahiplerinin yaninda tin tin yuruyorlar ama genelde herkes tasmayla gezdiriyor. Benim zaten yasak olmasa da yapabilecegim bir sey degil, bizim Lulu her gordugune kendini sevdirmek icin cüssesine bakmadan atlayan bir kopek :) Yani bu yuzden evimin dibine acilan bu park muhtesem oldu. Hem Lulu ozgurce oynayip sosyallesiyor diger kopeklerle, hem ben de 35 kiloluk bir kucu tarafindan cekistirilmeden rahat rahat temiz hava aliyorum! Ha bir de her gun ayni saatlerde parka gelen bir ekip olduk, cok tatli yeni insanlarla ve kopekleriyle tanistik, baya en az 1 saat lak lak yapiyoruz! Tabii kis gelince, havalar -15'lere dusunce 1 saat biraz zor dururuz ama olsun, simdilik cok keyifli!
Gecenlerde minik bir video da hazirladim yeni kopek parkimiz icin, YouTube kanalimdan suraya koyayim:
Gecenlerde minik bir video da hazirladim yeni kopek parkimiz icin, YouTube kanalimdan suraya koyayim:
IS-GUC
Efendim, tam bir yildir Kanada'nin en buyuk TV kanallarindan birinde, The Weather Network'te Digital Video Specialist olarak calısıyorum. Buraya intern olarak girmistim, sagolsunlar stajim bitince benim icin bu pozisyonu actilar. Cok severek yaptigim, asiri mutlu oldugum bir isim var. Tabii ki her gun lay-lay-lom degil, bazen çok yoruluyorum (özellikle haftasonları da calıstıgım icin) ama isimden cok memnunum. 1 yildir haftada en az 4 gun olmak uzere part-time calısıyordum, bu hafta terfi aldım ve full-time'a geçtim :)
Maalesef Kanada'da full-time düzgün bir is bulmak pek kolay degil, hele yeni gelenler icin. Surekli 'Canadian Experience' sahibi eleman arıyorlar güzel pozisyonlar icin; önceki yasadiginiz ülkenizdeki meslek gecmisinizi çok da sallamıyorlar. Ee ama burda is bulamadiginiz icin de 'Canadian Experience' edinemiyorsunuz... Saçma bir kısır döngü iste.
DIGER
Son zamanlarda beni en cok heyecanlandiran yeni oyuncagimla tanistirayim:
DJI Mavic Air. Yillardir heveslisi olarak takip ettigim, ilk firsatta da edinmek istedigim bir seydi drone. Ama ne yalan soyleyeyim, simdiye kadar istedigim ozelliklere sahip modeller tip olarak da buyuk olduklari icin cok da elim gitmiyordu almaya. Kendimi taniyorum, eger tasinmasi kolay bir model olmazsa evde yatacak, ee belli bir kalitenin ustunde video cekmiyorsa yine evde yatacak. Bir kac hafta once DJI Mavic 2'yi cikardi aslinda ben Mavic Air'i aldiktan 1 ay sonraya tekabul ediyor, ancak yine de ahh ben neden yeni modeli beklemedim demedim. Cunku benim ihtiyacima gore Mavic Air mukemmel boyutta ve kalitede. 3-axis- gimbal ozelligiyse tadindan yenmiyor.
Yalniz drone sahibi olmak icin en kotu ulkede yasiyorum sanirim. Kurallar cok siki. Cok ciddi cezalari var. Drone'ununuzu ucurabildiginiz guvenli alanlar cok kisitli. Ben de genelde isyerinin otoparkinda pratik yapiyorum zaten :) Su sekilde gostereyim:
Etiketler:
2018,
air,
dji,
dog,
dog park,
drone,
Kanada,
Kanada'da yasam,
Kanada'da yaşam,
Kanada'ya taşınmak,
kopek,
kopek parki,
mavic,
ne var ne yok,
photography,
update,
videography,
youtube
Thursday, 1 March 2018
WINTER IN CANADA
Kanada'da kış mevsimini merak edenlere YouTube kanalımda yeni video var.
Bunu seri yapacağım, tek bir videoya her şeyi sığdırmak mümkün değildi elbet... Bu seri ingilizce oldu, en kısa zamanda Türkçe altyazı da ekleyeceğim söz!
Bu arada ne yalan söyleyeyim, kanala üye geldikçe utancımdan 'ay ne zamandır yeni bir şey girmedim, insanlar üye oluyor ben tembellik yapıyorum' gazıyla yaptım bu videoyu da.. O yüzden, tehdit gibi olmasın ama yeni videolar istiyorsanız üye olmayı unutmayın :P
Etiketler:
Kanada,
Kanada'da kis,
Kanada'da yasam,
kis mevsimi,
life in Canada,
moving to Canada,
winter
Tuesday, 18 April 2017
YouTube is the new black.
YouTube kanalı açmak aslında okulun istediği bir şeydi. Ama şu an o kadar kaptırdım ki, başka bir sosyal medya platformuna uğramaz oldum!
Ee doğal olarak bloga da çok uğramıyorum :/
(Bir kaç yorum gelmiş, kaçırmışım. Çok özür!)
Bir yandan okulda yaptığım projelerden örnekler paylaşırken, bir yandan da Vlog tadında paylaşımlar da yapıyorum.. Fırsat buldukça Kanada ile ilgili daha fazla video hazırlayacağım! Hele şu okul bi bitsin!
Kanalıma uğramadıysanız kaçırdığınız bir kaç videoyu buraya da koyayım...
Mesela geçenlerde Toronto'da Level Up Showcase adında öğrencilerin yarattığı oyunların yarıştığı bir etkinlik vardı ve ben bununla ilgili haber yapmıştım, buyrun izleyin :)
Ya da yine geçtiğimiz günlerde, bir gün yemek almak için yürüdüğüm koridorda birden şöyle bir şey başladı :)
Özetle, beni izleyin anacım! ^_^
(Yaşı 30 üstünde olanlar bu espriyi anlamıştır:))
Subscribe yani Abone olmayı unutmayın! =)
Cheers,
nora
Etiketler:
Kanada,
Kanada'da yaşam,
Toronto,
Vlog,
vlogger,
youtube,
yurtdışı,
yurtdışına taşınmak
Eski fotoğrafçı, yeni gazeteci.
Büyük konuşmak istemiyorum ama yalvarırım bu son olsun ^_^
Yalan söyleyemem, sanırım şimdiye kadar en keyif aldığım eğitim bu sonuncusu oldu. Yurtdışında eğitim deyince ilk başta gözüm korkmuştu ama sanırım hakkını verebildim.
Sheridan College'ta Journalism New Media eğitimi aldım. İnanılmaz yoğun ancak bir o kadar da harika bir deneyimdi. "Tam benlik bir bölüm" idi hatta :)
Bölüme ilk başladığımızda hocalarımız "Artık birer gazetecisiniz!" dediğinde pek de inanasım gelmemişti ama şimdi bakıyorum da, ciddi şekilde donanımlı hissediyorum bu halimi eskiye göre.
Elbette bunda bu bölümün eğitiminin çoğunun gerçekten "sahada" geçmesinin de etkisi var. Sınıflara tıkılmak, Test / Quiz yapmak yerine, gerçekten ekipmanları yüklenip kendimizi sokaklara atıp, haber peşinde koşmamızın etkisi var.
Bu hafta okul bitiyor.
Stresini, yoğunluğunu özlemeyeceğim belki ama onun dışındaki her şeyi çok arayacağım gibi geliyor.
Neyse biraz dinlenmeyi hakettim. :)
Hoş, 1 Mayıs'ta stajım başlıyor ^_^ Çok da dinlenecek fırsatım olmayacak ama.. Gerçi iş bile bu okul kadar yoğun olamaz diye düşünüyorum...
The Weather Network 'te yapacağım stajımı, çok heyecanlıyım o konuda da..
Bakalım nasıl olacak...
*fingerscrossed*
^_^
peace
nora
Etiketler:
Canada,
Gazetecilik,
journalism,
Kanada,
Kanada'da yaşam,
nora jartan,
norawashere,
Oakville,
Ontario,
Sheridan College,
study abroad,
yurtdışı,
yurtdışı eğitim
Saturday, 11 March 2017
Senkronize Artistik Buz Pateni Dünya Şampiyonası 2017 Kanada
Her Perşembe, TV Production dersim için sıfırdan, orijinal güncelliği olan gerçek bir haber yapmam gerekiyor.
Haber yapmak derken, öyle oturayım yazayım değil, akşam 16.00 haberlerine yetiştirmem gereken "reporter package" dediğimiz, kamerayı mikrofonu kapıp, gidip röportajlar yapıp, görüntüler alıp, sonra bunları oturup yayına çıkmaya hazır bir şekilde editleyip, seslendirmelerini bitirmem gerekiyor. Genelde bir muhabirle birlikte çalışıyorum ama açıkçası her halükarda işin ağır yükü bende oluyor.
Nasıl zor, nasıl stresli anlatamam.
Ama bu Perşembe şimdiye kadarki en keyifli Perşembe idi benim için.
Dünya Gençler Senkronize Buz Pateni Şampiyonası'nı çekecektim. Arenanın kapısından girer girmez sırtında "Türkiye" yazan pırıl pırıl kızları görünce resmen tüylerim diken diken oldu.
Normalde sadece dersim için bir haber yapacakken, dayanamayıp, bir de Türkçe versiyonunu hazırladım. Gençlerimizle, koçlarıyla birer de Türkçe röportaj aldım :)
Figure Skating (Artistik Patinaj derlerdi bizim zamanımızda) yakından izleyince daha da muhteşem bir spormuş, onu gördüm o gün. Öyle de zor ki.
Buralarda çocuklar henüz yürümeyi öğrenmeden kaymaya başlıyor... Neredeyse her mahallenin "Community Center"'ının olimpik buz pateni sahası var... Dev markalar bu alanda bir çok şeye sponsor oluyor... Yani imkanlar saymakla bitmez.
Türkiye'de kaç tane buz pateni sahası var? Toplamda 15 buz pistinin olduğu ülkemizde bunlardan yalnızca 2 tanesi olimpikmiş.
Helal olsun kızlara, buna rağmen başarılarıyla dünyanın öbür ucuna gelmişler.
Konudan biraz uzaklaştım...
Aşağıda Türkçe olarak yaptığım haberi bulabilirsiniz :)
Youtube kanalıma üye olmayı da unutmayın! Canavar videolar gelecek demiştim, Vlog olayına da başladım biliyorsunuz... İzleyin izlettirin... Desteğinizi esirgemeyin rica edicim ^_^
UPDATE:
Cheers,
N.
Saturday, 4 March 2017
Oakville Downtown Vlog #01
Buraya gelmeden önce Kanada'da yaşam ile ilgili internette çok da fazla blog ya da youtube kanalı bulamıyordum... Kendi kendime diyordum ki, bir gideyim, bu konuya çılgınlar gibi içerik sağlayacağım :)
Tabii evdeki hesap çarşıya pek uymadı, burada yeni bir hayat kurmak beklediğimizden de yoğun bir tempoyla bizi karşıladı ve ben ancak yeni yeni bu tarz planlarımı gerçekleştirebiliyorum.
Biliyorsunuz, yeni bir Youtube kanalı açtım.
Şimdi de, ilk Vlog videomu yayınladım :) Bu videolarda, Kanada'daki günlük hayatımızdan görüntüler paylaşacağım. Beğenirseniz, devamı gelecek.
Bu kadar işin gücün arasında çok uğraşıyorum izlemezseniz üzülürüm vallahi ^_^
Hazır uğramışken, kanala abone olmayı da unutmayın! =)
Cheers,
Nora
Etiketler:
göçmenlik,
Kanada,
Kanada'da yaşam,
Kanada'ya taşınmak,
Oakville,
Vlog,
youtube
Wednesday, 22 February 2017
What The Fog?!
A post shared by Nora Jartan (@norawashere) on
Şubat ayı Kanada'da kışın en zor geçtiği ay diyorlardı, son 1 haftadır 10 derecelerdeyiz, bahar erken geldi derken....
Bugün böyle bir sabaha uyandık, resmen göz gözü görmüyor... ^_^
Şöyle anlatayım:
Etiketler:
havadurumu,
Kanada,
Kanada'ya taşınmak,
kış,
weather,
winter
YouTube 'u Yeniden Keşfetmek
Kanalıma hoşgeldiniz :)
Belki yıllardır düşünüyorum adam akıllı bir Youtube kanalı açmayı, süper ilginç(!) hayatımı bir de oradan paylaşmayı...
Ancak ister tembellik deyin, ister yoğunluk bir türlü girişmemiştim bu işe...
Ta ki Kanada'ya taşınıp, Journalism New Media okumaya başlayana kadar. Bölümümün adında "New Media" geçtiğinden, daha doğrusu geleneksel gazetecilik çoktan öldüğünden, okulda sırf Youtube ile ilgili bir dersim var desem inanır mısınız?
Dersin adı "Entrepreneurial Journalism", tabii ki tek ilgilendiği şey Youtube değil, ancak hocamızın sınıfımıza özel bir kanal açtırması yetmiyormuş gibi, ona düzenli bir şekilde video sağlayamamız gereken ödevler veriyor her hafta... Yukarıdaki ders adına tıklayarak abone olabilirsiniz :)
Az önce ödevlerimden birini yükleyince, buradan da paylaşayım istedim:
Sınıfımızın kanalına buradan: Entrepreneurial Journalism
Benim kişisel kanalıma da şuradan: Nora Jartan
Abone olabilirsiniz!
Spoiler: Kişisel kanalımda Kanada'dan hazırlayacağım VLOG serisi için çekimler yapıyorum, şimdiden takibe alın derim ;)
Belki yıllardır düşünüyorum adam akıllı bir Youtube kanalı açmayı, süper ilginç(!) hayatımı bir de oradan paylaşmayı...
Ancak ister tembellik deyin, ister yoğunluk bir türlü girişmemiştim bu işe...
Ta ki Kanada'ya taşınıp, Journalism New Media okumaya başlayana kadar. Bölümümün adında "New Media" geçtiğinden, daha doğrusu geleneksel gazetecilik çoktan öldüğünden, okulda sırf Youtube ile ilgili bir dersim var desem inanır mısınız?
Dersin adı "Entrepreneurial Journalism", tabii ki tek ilgilendiği şey Youtube değil, ancak hocamızın sınıfımıza özel bir kanal açtırması yetmiyormuş gibi, ona düzenli bir şekilde video sağlayamamız gereken ödevler veriyor her hafta... Yukarıdaki ders adına tıklayarak abone olabilirsiniz :)
Az önce ödevlerimden birini yükleyince, buradan da paylaşayım istedim:
Sınıfımızın kanalına buradan: Entrepreneurial Journalism
Benim kişisel kanalıma da şuradan: Nora Jartan
Abone olabilirsiniz!
Spoiler: Kişisel kanalımda Kanada'dan hazırlayacağım VLOG serisi için çekimler yapıyorum, şimdiden takibe alın derim ;)
Cheers!
nora
Etiketler:
journalism,
Kanada,
new media,
nora jartan,
norawashere,
photography,
youtube
Monday, 23 January 2017
Kanada'ya Evcil Hayvan Götürmek
Yurtdışına taşınmak başlı başına çok büyük bir karar. İstemek ayrı, gerçekleştirmek ayrı. "Yurtdışına taşınmaya karar verdim" dedikten sonra bile yüzlerce tilki dolaşıyor insanın aklında. "Şunu nasıl yaparız, bunu ne yapacağız?" gibi soruların sonu gelmiyor. Interneti didik didik edip, bir yerlerden bir kaç bilgi bulabilirseniz şanslısınız.
Tası tarağı toplayıp sevdiklerinizi, alışkanlıklarınızı, memleketinizi geride bırakıp bambaşka bir ülkeye yerleşmek sanki yeterince zor değilmiş gibi, bir de evcil hayvanınız varsa kafanızdaki sorulara yenileri ekleniyor.
Bizim için kedilerimizi ve köpeğimizi götüremeyeceğimiz bir senaryoda yurtdışına taşınmak diye bir ihtimal söz konusu olamazdı. Hatta gönül isterdi ki, bahçede baktığımız, kısırlaştırdığımız, eve girip çıkan onlarca kediyi de getirebilseydik keşke... Tabii ki bu mümkün değildi, "asıl kadro" diye nitelendirdiğimiz kedilerimiz Cappy, Sissy, Nana ve köpeğimiz Lulu'yu götürecektik. Ancak son sene aramıza katılan ve kapıdan kovsak bacadan giren, bize pek bir düşkün Totoro da bonus olarak son anda asıl kadroya dahil oldu... Etti mi 4 kedi, 1 köpek...
Öncelikle itiraf edeyim, Kanada uzun zamandır aklımızdaydı ancak soğuktan da korkmuyor değildik. Daha doğrusu "değildim"... Yazın bile yorgan örten birisi olarak, ara ara farklı ülkelerin göçmenlik programlarını araştırıyordum... Bugün Avustralya'dan değil de, -10 dereceden, Kanada'dan yazıyorsam, bilin ki, evcil hayvanlarımız yüzündendir :)
Avustralya'ya evcil hayvan sokmak inanılmaz zor. Her aşıyı yaptırıp, her belgenizi hazırlayıp, ülkeye evcil hayvanınızla giriş yapsanız bile, karantina süreci var. Benim o dönemde internetten araştırdığımda Avustralya için karantina süresi 6 ay diyordu. Ancak Avustralya göçmenlik danışmanı bir arkadaş bu sürenin 2 ay olduğunu söylemişti daha sonra bana. Tecrübesi olan yazsın, ben buradan yanlış bilgi vermeyeyim.
Nana | 2016
Kanada'da yurtdışından getirdiğiniz evcil hayvanınız için herhangi bir karantina süreci yok.
Buraya evcil hayvanınızı iki şekilde getirebilirsiniz:
1- Kendi uçtuğunuz uçakta sizinle birlikte
2- Pet Cargo olarak.
Bizde sayı fazla olunca, Cappy ve Nana'yı (iki kedi) uçakta ayağımızın dibinde, Sissy, Totoro (iki kedi) ve Lulu'yu (köpek) Air Canada Pet Cargo ile getirdik.
(İnternette bu konuyla ilgili neredeyse hiçbir şey bulamadığım için, uzun uzun, detaylıca yazacağım)
Kanada Evcil Hayvanınızla Gelebileceğiniz En Rahat Ülke
Bu konudaki tecrübemi birebir yazınca anlayacaksınız, bırakın karantinayı, ben elimde iki kedi Pearson havaalanında fellik fellik "Ay ben bu kedileri kimseye göstermeyecek miyim memur bey?" diye gezmesem, kimsenin bana bir şey soracağı bile yoktu... Birazdan anlatacağım detaylı..
Öncelikle kulaktan dolma bilgilere itibar etmemenizi sağlamak için, bu konu ile ilgili resmi web adresini vereyim:
Kanada'ya evcil hayvan getirmek veya hayvanınızla seyahat etmek (ingilizce)
Buradan kedi ya da köpek başlığını seçerek (tavşanınızı ya da kuşunuzu da getirebiliyorsunuz anladığım kadarıyla) bu ülkeye hayvanınızı sokmakla ilgili detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.
Ben özetlemeye çalışayım ama siz yine de linkten detaylı okuyun lütfen.
Kanada bir çok ülkenin aksine, Mikroçip ya da Tattoo (dövme) İSTEMİYOR.
Önceden herhangi bir test (titrasyon testi vs. dahil) yaptırmanız GEREKMİYOR.
Böylece herhangi bir bekleme süresi de YOK.
Bu konuda bilmiş bilmiş konuşup kafanızı karıştıranlar, üç kuruş daha fazla koparmak için sizi yanlış yönlendiren veterinerler olabilir. İtibar etmeyiniz.
Bu ülkeye hayvanınızı sokmak için yapmanız gereken en önemli şey Kuduz Aşısı ve bunu İngilizce ya da Fransızca olarak belgelemeniz gerekiyor. Türkiye rabies-free bir ülke olmadığı için bu aşıyı yaptırmanız lazım. Ancak o kadar rahatlar ki, diyelim yaptırmadınız ve bir şekilde geldiniz ülkeye.. Size bu aşıyı burada yaptırmanız için belli bir süre veriyorlar ve yaptırdıktan sonra aşı kartını Canadian Food Inspection Agency ofislerinden birine götürüyorsunuz. Yani adamlar tek bir şey istiyor, Kuduz aşısı, onu da yaptırmadınız diyelim, yine de karantinaya almıyorlar hayvanı... :) Ama şiddetle tavsiye ediyorum, aşıyı Türkiye'de yaptırın, burada veterinerin kapısından girdiğiniz anda dolarları saçmaya başlıyorsunuz :) Aşırı pahalı...
Bu bahsettiğim Kuduz Aşısı Sertifikası aslında zaten sizin evcil hayvanınızı Türkiye'den çıkartabilmek için Tarım İlçe Müdürlüğü'nden almanız şart olan belge ile aynı şey. Daha doğrusu Türkiye'den aldığınız bu belge Kuduz Aşısı Sertifikası yerine geçiyor çünkü bu sertifikada yazması gereken hayvanın kimlik bilgileri, aşıları vs. gibi bilgiler bu belgede hem Türkçe hem de İngilizce olarak mevcut.
Evcil hayvanınızı Kanada'ya getirirken tek sinir bozucu prosedür Türkiye'deki bu uygulama aslında. Çünkü bu belgeyi uçuştan maksimum 48 saat öncesinde alabiliyorsunuz. Yani ben gideyim kafama göre 2 hafta önce hazırlayayım bu belgemi alayım gibi bir durum yok. Ve maalesef evcil hayvanınızı da bu evrağı alacağınız ilçe müdürlüğüne götürmeniz gerekiyor, oradaki görevli veteriner hayvanı görmeden size bu belgeyi vermiyor.
(Pet Pasaportu'na işlenmiş kuduz aşısı sticker'ı )
Yanlış hatırlamıyorsam, evrak başına 150TL gibi bir ücret alıyorlar. (2016 itibariyle)
Bizim durumumuzda beraber uçacak hayvanlara tek bir belge düzenlediler. Yani yanımızda gelecek 2 kedi için tek bir belge, pet cargo ile gelecek 2 kedi 1 köpek için tek bir belge düzenlendi. (yanlış hatırlamıyorsam) Böylece pet cargo olarak gelen hayvanlarınızı Kanada'da karşıladığınızda gümrükte ödediğiniz ücret de düşüyor (kargo başına vergi alıyorlar) Yanınızda getirdiğiniz hayvanlarınız gümrüğe girmiyor, onlara Kanada'da ekstra para ödemiyorsunuz.
Biz iki kedi ile birlikte uçacağımız için kendi uçak biletlerimizi de Air Canada'dan tercih ettik çünkü THY ile ilgili çok fazla olumsuz olay duyduk bu süreçte.
Eğer kediniz/köpeğiniz sizinle birlikte uçacak ise, kendi biletinizi almadan önce rezerve ettirirken bunu belirtmeniz gerekiyor. Uçacağınız sefer ile ilgili kabine hayvanınızı almanızın bir sakıncası yok ise, onay geliyor ve siz biletinizi alıyorsunuz. Ben bu işlemleri telefonda halletmiştim.
Air Canada ile uçuyorsanız, bilet başına (belirli bir kilonun altındaki) kedi/köpeğinizi kabinde yanınıza alabiliyorsunuz. Ancak uyarayım, Istanbul-Toronto seferinde kullanılan uçaklar oldukça sıkışık, ayağınızın dibinde kedi ile 10-10.30 saat uçmak çok da konforlu bir yolculuk değil :)
Kedi ya da köpek için havayolunun belirlediği şartlara uygun taşıma çantası almak zorundasınız. Kabinde gidecek pet için belli ölçülerde hard veya soft case olabilir diyorlar ama benim tecrübeme göre hard case'in o koltukların arasına sığma ihtimali yok! Kumaş taşıma çantası almanızı yine şiddetle öneririm.
Hangi havayolu ile uçacaksanız, onun websitesinden ölçü bilgilerini mutlaka edinip, öyle alışverişe çıkın. Bu tarz konularda pek de taviz verilmiyor, elinizde kediniz havaalanında kalmak istemezsiniz.
Yanımızda götürdüğümüz kediler için biletimize check in yaptırırken 60-70 euro gibi bir ücret ödediğimizi hatırlıyorum.
Pet Cargo olarak götürdüğünüz hayvanınız için ise kilosuna, boyuna, desisine göre ayrıca yüklü bir miktar ücret ödüyorsunuz. Bir çok aracı firma var, fiyatlar firmadan firmaya değişiyor olabilir, ve maalesef aracı firma olmadan Air Canada pet kargosu kabul etmiyor. Aslında bu çok da kötü bir şey değil, çünkü hayvanınızı emanet ettiğiniz bu tarz profesyoneller olması biraz daha güven veriyor. (Her firma için aynı şey söylenemez elbette, ancak bizim kullandığımız firmadaki Şule Hanım çok kahrımı çekti bu süreçte :)
Air Canada'nın sevdiğim bir yanı ise, hayvanınıza cidden değer veriyor olması. Örneğin yalnızca belli hava sıcaklığında pet kargosu kabul ediyor. Bizim şansımıza Temmuz ayında Türkiye'de de Kanada'da da aşırı sıcak hava sözkonusuydu ve maalesef pet kargolarımızın uçuş onayları için günlerce bekledik ve maalesef biz buraya geldikten 10 gün sonra ancak getirebildik. Aslında bu da çok iyi bir şey, sonuçta kargo olarak seyahat ettikleri için apronda bekletilebiliyorlar ve zaten saatlerce uçmuş olan bir hayvanın canını sırf para için riske atmıyorlar.
Biz Pearson Havaalanı'na 2 kedi bir bebek şeklinde indikten sonra, önce ülkeye giriş evraklarımızı işlettik. Bu da bir - bir buçuk saat sürdü (buraya gelince anlayacaksınız, hayat çok yavaş akıyor). Kediler neyse ki yol boyunca hiç arıza yapmadılar. Hatta ben o kadar uzun yolculuktan sonra altlarına yapmışlardır diye düşünüyordum ama tutmuşlar yazık...
Önemli bir noktadan bahsetmeyi unuttum: uçuş sırasında size doldurmanız için bir evrak veriliyor. Yanınızda gümrüğe bildirmeniz gereken eşya/yiyecek vs. var mı diye. Bu evrağı doldurup, havaalanında gümrük kısmına veriyorsunuz. Burada "live animals" gibi bir ibare var, onu mutlaka işaretleyin. Benim gözümden kaçmış ve ülkeye girişte gümrük görevlisi kırmızıyla üstünü çizip uyardı: "bir dahaki sefere burayı işaretlemeyi unutmayın" diye..
Evraklarımızı işlettikten sonra bavullarımızı aldık, tam sefilleri oynuyoruz, kucağımızda bebek, ellerimizde tosun gibi kediler, onlarca bavul... Çıkışa da gelmişiz... Elimizi kolumuzu sallayarak çıkabiliriz yani, kimsenin bize bir şey sorduğu yok... Ben tutturdum, olmaz bu kedilerin evraklarını birilerine göstermemiz lazım! :)
Çıkıştaki polise gidip dedim ben kedilerimle geldim, bu çocukların evraklarına kimse bakmayacak mı? Bir yer tarif etti, ve ben her zamanki gibi ilk cümleyi duyup, sonrasını takip etmedim çünkü ne zaman birine yol sorsam cevabı dinlemiyorum :) Biraz dolandık, meğer burnumuzun dibinde bir bankoymuş, bulduk, görevli polise çocukların evraklarını verdim, 2 saniye kadar baktı, onayladı ve bitti :)
Bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordum doğrusu.. :)
10 gün kadar sonra pet kargo olarak gelen diğer çocukları almaya gittiğimde durum biraz daha farklıydı açıkçası.
Uçağın iniş saatinde havaalanının yanında bulunan gümrük binasına gittim. Ve 4 saat bekledim :(
Air Canada Pet Cargo ile gelen çocuklarımı beklerken can sıkıntısından Instagram'a girdiğim post :)
Maalesef kargo olarak gelince, hayvanlar indiklerinde oradaki görevli bir veterinerin muayenesinden geçmeleri gerekiyormuş. Görevli veteriner de her zaman orada olmuyormuş, ancak gerektiğinde çağırıyorlarmış ve geliyormuş.
Bu süreçte hayvanınızı göremiyorsunuz, air condition'ı olan bir bölmede tutuyorlar ve sizi asla almıyorlar bu bölüme. "Merak etmeyin, arkadaşlarımız hayvanlarınızla ilgileniyorlar, keyifleri yerinde, bir sıkıntıları yok.." gibi açıklamalar yapıyorlar sadece.
Neyse, 4 saatin sonunda veteriner onayladıktan sonra, size verilen evrakları alıp, başka bir binaya gidiyorsunuz, o noktada kendimi "olacak o kadar" parodisinde hissetmediğimi söylesem yalan olur.. ^_^
Bu binada ise evrak kontrolleri yapılıyor ve kargo başına bir ücret alınıyor (30 cad gibi bir şeydi sanki). Bana sıra geldiğinde gümrük görevlisi kafasını evraklardan kaldırıp gözümün içine bakarak, "Neden bu kadar çok hayvanı bu ülkeye sokmak istiyorsunuz?" diye sordu. Adam haklı tabii, anlamaya çalışıyor :) "Bir Crazy Cat Lady kolay olunmuyor memur bey!" demek isterdim ama tabii ki onun yerine "Onlar benim yıllardır baktığım evcil hayvanlarım, Türkiye'de onları bırakabileceğim kimsem yok" dedim. Hafifçe yüzünü buruşturup onayladı evraklarımı.
Sonra bu evrakları alıp, 4 saat beklediğim binaya geri döndüm ve bir de onlara onaylattım. Olacak O Kadar parodisi demiştim değil mi?
Her şey hazır olduğunda, taksimi çağırdım, depo kısmına gidip çocuklarımı aldım.
Böylece kavuşmuş olduk.
Son olarak belirtmeliyim ki, Kanada'ya taşınıyorsanız evcil hayvanınızla kolaylıkla gelebilirsiniz. Hiç dert etmeyin. Ben 4 kedi 1 köpek getirdiysem, siz de minnok çocuğunuzu rahatlıkla getirebilirsiniz.
Çok uzun yazdım farkındayım ama umarım anlattıklarımın birilerine faydası olur. Çok fazla vaktim olmadığı için yazdıklarımı tekrar tekrar kontrol edemedim, sürçülisan ettiysem affola :)
Bir sonraki yazımda ise, evcil hayvan ile Kanada'da ev bulma maceramızı yazacağım :)
peace
nora
Wednesday, 28 September 2016
Her fani bir gün sosyal medyada linç edilecektir.
"End of an era" başlığıyla yazdığım yazı aslında gitmeden önce arkadaşlarıma, aileme, blogumu yıllardır takip eden sayıca az ama birbirinden güzel insanlara yazılmış bir veda mektubuydu.
Önce blogumda paylaştım, sonra da Facebook hesabımda.
Bir arkadaşım "public yapsana, paylaşmak istiyorum" dedi.
Yaptım gitti.
Yapmaz olaydım. Sadece benim hesabımdan iki binden fazla paylaşım oldu.
Ekşi Sözlük'e girdi, sonrasını siz düşünün.
İnci Sözlük, Biliyomuydun.com, Kanadadabirtürk gibi siteler kopyaladıkça kopyaladı, yapıştırdıkça yapıştırdı.
Aradan haftalar geçti, tam duruldu derken,
Ekşi Sözlük'te mektuba özel entry açıldı.
40 sayfa yorum.
En az 30 sayfası "s*ktirin gidin!" dedi.
Çoktan gitmiştik zaten. Manasız yordular kendilerini, beyhude harcadılar kıymetli zamanlarını.
Hayatımda yemediğim küfürleri, hakaretleri yedim. Solcusu ayrı, sağcısı ayrı sövdü. Kimsenin birleştiremediği ülkeyi benim kıytırık mektup birleştirdi sanırım. Bravo.
Oğluma bile dil uzattılar. Seviyeyi görmeniz lazım. "Bunların cenazesini bile kabul etmeyeceksin!" diyen oldu. Yuh...
Bir yerden sonra bıraktım okumayı.
Cumhuriyet Gazetesi'nden ulaştılar, röportaj için. Önce dedim, çıkayım cevap vereyim, savunayım kendimi. Sonra dedim ki, kime neyi savunuyorsun? Daha fazla uzamasın konu diye kibarca reddettim.
Sonra koskoca Birgün gazetesi, sanki benimle röportaj yapmış gibi, benim ağzımdan çıkmamış saçma sapan cümlelerle süsleyip yayınlamış benim mektubu. Gazeteciliğinizi ayakta alkışlıyorum doğrusu...
Sözcü gazetesi iyice abartıp mektuptaki cümleleri de değiştirmiş kafasına göre, öyle yayınlamış. Sonuna da "Tüm vatanseverlere sevgilerimle..." demiş. Ee yuh!
Aydınlık gazetesi Araba Sevdası'ndan girmiş, vatan hainliğimden çıkmış.
Umarım hepiniz rahatlamışsınızdır, stresinizi atmanıza, kininizi kusmanıza bir nebze yardımcı olabildiysem ne mutlu bana.
Çünkü sayenizde, ben buraya neden geldiğimi hiç unutmayacağım.
Tüm bu olanlara da tek yorumum budur.
peace
nora
Friday, 5 August 2016
Yeni Hayat
Kanada topraklarına ayak basalı tam 14 gün olmuş.
Normal şartlarda henüz yola çıkmamış olacaktık.
Fakat normal namına bir şey kalmadığı için memlekette, apar topar kalktık geldik.
Öyle ki, getireceklerimizi hızlıca ayırıp, geri kalan her şeyi öylece bırakarak.
Yangından kaçar gibi.
Kimseye veda edemeden...
Oğlumun doğum günüydü 20 Temmuz.
Oğlumun, ilk doğum günüydü.
Çok büyük planlarım yoktu belki, taşınma telaşındaydık, ama en azından bir pasta kesip, iki fotoğraf çekecektim.
Meraklı elleriyle saldıracaktı oğlum pastasına. Bir yandan fotoğraflarını çekip, diğer yandan onun o komik hallerini izleyecektim. Gözlerim dolarak...
OHAL ilanını izledik televizyondan onun yerine. Tırnaklarımızı kemirerek.
Her şeyimiz bu denli hazırken, maddi-manevi yurtdışına taşınmaya bu kadar odaklanmışken, her gün başka bir aksiyona uyanıyorduk vesselam.
Yüzüp de kuyruğuna geldiğimiz bu noktada risk alamadık.
Eşyası da, evi de sizin olsundu...
Biz oğlumuza en güzel hediyeyi giderek verdik.
Pastasını da seneye keseriz.
peace
nora
Etiketler:
Kanada,
Kanada'ya taşınmak,
memleket,
son gelişmeler,
taşınma,
yeni hayat,
yurtdışı,
yurtdışına taşınmak
Wednesday, 13 July 2016
End of an era.
Biz gidiyoruz.
Artık tanınmaz halde olan, doğduğumuz bu topraklardan, doyacağımız topraklara göç ediyoruz.
Gezi zamanı içimizde alevlenen minicik umut kıvılcımı maalesef artık tamamen söndü.
Asıl sorunun bizi yöneten ayak takımı değil, böyle olması gerektiğine inanan, bundan son derece memnun olan, senden benden sırf onun gibi olmadığımız için nefret eden halk olduğunu anladık artık.
Böyle nefret dolu bir çevrede barınamıyoruz.
Azınlığız.
Mutsuzuz.
Her gün ayrı bir katliamın yaşandığı, insan hayatının 5 para etmediği, üstüne bir de ülkenin yarısının inancınıza, doğduğunuz yere, ideolojinize, düşüncenize göre "oh olsun, iyi ki geberdi" dediği bir yerde daha fazla yaşayamıyoruz.
Belki tesadüfen o gün denk gelmeyip, patlayan bir bomba ile ölmüyoruz ama bu da pek yaşamaya benzemiyor doğrusu.
Biz artık insan yerine konmak istiyoruz.
İyilik yaptığımızda "enayi", saygısızlık yapmadığımızda "ödlek", eğitimliysek "entel", görgülüysek "elit", dürüst isek "saftirik", oruç tutmuyorsak "kafir" diye yaftalanmadığımız bir hayatımız olsun istiyoruz.
Öyle ya, başka hangi dilde "entel" diye hakaret var? Ne acıklı değil mi?
Daha basit bir hayat istiyoruz.
Daha güzel bir hayat istiyoruz.
Ayıp mı?
Her şeyden önemlisi, koca bir hayatın henüz en başında olan Uzy'ın sorumluluğu var artık üzerimizde. Sadece kendimiz için değil, onun için gidiyoruz en çok.
Bu ülkede her şey çok zor. Çalışmak, kazanmak, okumak, eğlenmek, dinlenmek, seyahat etmek, çocuk büyütmek...
Maalesef istediğiniz kadar çok para kazanın, bazı şeyleri satın alamıyorsunuz.
Kendi fanusunuzda belki huzur bulabilirsiniz ama burnunuzu kapıdan dışarı çıkardığınız an bu kötü insanlarla muhattapsınız. Sokakta, trafikte, okulda, işyerinde...
Belki çocuğunuzu yılda 40.000 TL vererek en iyi okula gönderiyorsunuz ama canını eğitimsiz, saygısız, hatta kuvvetle muhtemel daha önce içeri girip çıkmış eski bir dolmuş şoförünün kullandığı servise emanet ediyorsunuz... Siz gece gündüz çalışıp didinip tüm servetinizi yıllarca bu okullara, kurslara yatırıyorsunuz ki çocuğunuz mezun olduğunda 1500 TL maaşla, dayısının torpiliyle yönetici olmuş bir hanzonun altında çalışabilsin...
Bu ülkede artık gerçekten, taraf olmayan bertaraf oldu.
Göz göre göre hem de.
Ramazan'da sigara içene verdikleri tepkinin yarısını 45 çocuğa tecavüz edildiğinde vermeyen insanlarla nasıl yaşanır?
Yaşayamıyoruz.
Niye terkedip bu ülkeyi onlara bırakıyoruz? Niye hep biz gidiyoruz?
Çünkü gitmezsek hep biz ölüyoruz.
Eğer başımıza bir iş gelmeden, hayatta kalmayı başarırsak, bu ay sonunda, binip uçağımıza yeni hayatımıza başlıyoruz.
Çokça buruk, bir o kadar heyecanlı, oldukça da öfkeliyim aslında. Tam bir duygudurum bozukluğu. Bakalım nasıl olacak...
Nora was here diye diye şaka maka, di'li geçmiş zaman olacak Türkiye'deki hayatımız.
Biz Eski Türkiye'nin insanları, Yeni Türkiye'yi terkediyoruz.
peace,
nora
Etiketler:
memleket,
son gelişmeler,
taşınma,
the tanguns,
yeni hayat,
yurtdışı
Thursday, 3 March 2016
Netflix-mania!
Geçtiğimiz aylarda Türkiye'ye geldiğinden beri görgüsüz gibi sadece Netflix izliyorum. Meğer hayatımdaki tek eksik buymuş ^_^
Yılbaşında kocaya Apple TV almıştım, televizyona bağladık ve bir kaç gün içerisinde Netflix Türkiye açıldı, evde bir bayram havası. Buraya da yazmıştım zaten. Apple TV + Netflix muhteşem ikili.
Bu yaşıma kadar geyikti ama gerçekten de artık sadece belgesel izler oldum :)
Aman da paçalarımdan kültür akıyor manasında değil tabii, en çok kriminal belgesellere bayılıyorum mesela ;)
Aralarında en iyisi tabii ki Making A Murderer adlı docu-serie idi. Çok çok iyi. Dünyada da inanılmaz ilgi gördü, Steven Avery ve ailesinin başına gelenlerin anlatıldığı bu belgeseli izleyip de online dedektif kesilmeyen yoktur herhalde ^_^ Şiddetle tavsiye ediyorum, öyle böyle değil!
Küçük bir kasabada yıllar önce bir kadına yapılan saldırıdan suçlu bulunarak hayatının 18 yılını hapishanede geçiren Steven Avery'nin DNA teknolojisinin yardımıyla 18 yıl sonra hapishaneden çıkmasıyla başlıyor ilk bölüm. Ancak asıl olaylar bundan sonra başlıyor :) Daha fazla anlatıp spoiler vermeyeyim ;) Dizinin konusu, kurgusu, anlatımı muhteşem. Tamamen gerçek görüntülerden ve gerçek kişilerin konuşmalarından, gerçek mahkeme görüntülerinden oluşuyor. Bir solukta tüm bölümlerini izleyeceğinizi garanti ediyorum ^_^
Ben böyle Netflix çılgınlığına sarmışken, etrafımdan "eee VPN ile biz zaten izliyorduk, VPN kurarsan Amerika'daki tüm içeriğe ulaşırsın.." sesleri yükselince, bir deneyeyim dedim ve zaten hali hazırda canım memleketimdeki ileri demokrasi uygulamaları sebebiyle zırt pırt kapanan sosyal medya siteleri için zamanında Chrome'a kurmuş olduğum Zenmate isimli VPN programını aktif ederek Netflix'e girdim.
Amanııııın resmen Türkiye kütüphanesinde hiçbir şey yokmuş! Çıl-dır-dım! ^_^
Çocukluğumdan kalma eski dizilerden tutun da, son dönem aklınıza gelen nerdeyse tüm diziler, filmler USA içeriğinde varmış meğer!
Netflix de benim bu sihirli dünyayı keşfetmemi bekliyormuş! Bir kaç gün geçmemişti ki, cort! "Şekerim VPN ya da bir proxy üzerinden sitemize girip hakkınız olmayan içeriği izlemeye çalışıyorsunuz, rica edicim kapatın şu programları, öyle adam gibi girin!" mesajı çıkmaya başladı...
Yani özetle, artık zengin Netflix Amerika içeriğine VPN ya da farklı bir yolla ulaşamıyoruz :/ Özellikle yapımcı firmalar bu konuda Netflix'i uzun zamandır sıkıştırdığından, adamlar artık izin vermiyorlar girmemize. İnternette de aradım farklı bir yolu var mı diye ama maalesef henüz bulamadım. Bilen varsa, alırım bi dal.
Umarım yakın zamanda Netflix bu firmalarla sözleşmelerini yenilerken bizim gibi Amerika dışındaki üyelerini de hesaba katar.
Şimdilik kendi içeriğimizle idare edeceğiz...
peace
nora
photo source: wetpaint.com, screencrush.com
Thursday, 25 February 2016
Röportaj: Üzüm ve Diğer Şeyler
Üzüm ve Ryuk, iyi kalpli insan Yaşar Murat Taşkale tarafından sokaktan kurtarılmış sevimli mi sevimli iki kedicik. Ancak onları diğer kedilerden ayıran en büyük özellik, internetin en komik kedileri olmaları!
Üzüm ve Ryuk, kendilerine ait ilginç bir üslupla hayatı Yaşar'a dar ederlerken, biz hayranları da keyifle maceralarını takip ediyoruz.
Onların hislerine tercüman olan Yaşar, büyük incelik göstererek, kendisiyle blogum için röportaj yapmak istediğimi söylediğimde, beni kırmadı.
Blogumu takip edenlerin default olarak kedi seven insanlar olduğunu düşündüğümden, bu röportajı kaçırmayacağınızı düşünüyorum ^_^
Nora Was Here gururla sunar... ;)
-
Üzüm, Ryuk, Yaşar ve Diğer Şeyler
- Üzüm ve Ryuk’u çok iyi tanıyoruz
da, Yaşar hakkında çok az şey biliyoruz, bize biraz kendinden bahseder
misin? Kaç yaşındasın, ne iş yaparsın, nelerden hoşlanırsın?
37
yaşındayım. İstanbul'da doğup büyüdüm. Üniversite de dahil tüm hayatım
burada geçti diyebilirim. Lisansta felsefe okudum, yaptığım işten dolayı
başladığım lojistik yönetimi yüksek lisansını yine iş yoğunluğundan
dolayı bitiremedim. Geçmişte kitapçılık, bar işletmeciliği, müzisyenlik,
gitar öğretmenliği gibi işlerden sonra son 8 yıl yazılım danışmanlığı
ve proje yöneticiliği yaptım. 1 yıl kadar hayvanseverlere yönelik bir
dergi çıkarttım. Okumayı, yazmayı, müzik yapmayı seviyorum.
- Üzüm ilk evcil hayvanın mı?
Küçüklüğümden itibaren kuş, balık gibi evcil hayvanlarım olmuştu. Kendi evim olunca kedi sahiplenme düşüncem hep vardı, o yüzden Üzüm'den önce bir erkek sokak kedisi sahiplenmiştim.
- Kızların diyaloglarını yazmaya nasıl başladın? Onların gerçek hayattaki davranışlarından ilham alıyor musun?
Aslında
herkes gibi ben de sosyal medyada kedilerin dilinden yazılan
monologları okur eğlenirdim. Üzüm'den önce evde bir erkek kedim vardı ve
Üzüm'le de bir süre yaşadılar. Onu kaybettiğimde kendi kendime "keşke
onunla daha fazla konuşsaydım" diye düşündüğüm olurdu zaman zaman.
Muhtemelen o üzüntüyü bir daha yaşamamak adına karşılıklı konuşmaya ve
yazmaya başlamış olabilirim. Tabi işin mizahi yönü de başlı başına bir
motivasyon kaynağı oldu. Yazarken onların gerçek karakterlerinden
kesinlikle ilham alıyorum. Hatta bir yandan büyürlerken karakterlerinin
gösterdiği gelişimi dahi yansıtmaya çalışıyorum bir parça.
- Üzüm ve Ryuk ile ilgili paylaşımlarına yapılan, sana en ilginç gelen tepki ne oldu?
Çok
fazla at hediye edildi bugüne kadar. Başlarda daha ilginç geliyordu
fakat şimdilerde normal karşılıyorum. Çok güzel bir şey bir yandan.
- Sence Üzim ve Ryuk’un bu kadar sevilmesinin sırrı ne?
Bunun
üzerine biraz düşündüm aslında. Çünkü bugün, başlangıçta
öngöremeyeceğim kadar çok sevildiklerini görüyorum. Sanırım en önemli
etken samimiyet. Bir yönüyle doğal bir ev hali var ve bunu insanlar
yakın buluyor. Bir de metinlerdeki hem mizahi hem dramatik yön önemli
bir etken olmalı. Bu anlamda ben de kendimi diğer insanlardan
ayıramıyorum pek. Ben de çok gülüyorum ve hüzünleniyorum okurken.
Samimiyeti de bu doğuruyor sanırım. Popüler olmak yahut ticari bir
kaygım hiç olmadı.
- Geçtiğimiz haftalarda Üzüm ve Diğer Şeyler adlı kitabın yayımlandı, hemen ardından da 2.baskı geldi bile, nasıl hissediyorsun?
İlk
3 haftada 3 baskı yaptı ve biraz şaşırdığımı söylemeliyim. Aslında bu
kadar satabileceğini tahmin etmiş olsam da bu kadar hızlı satacağını hiç
düşünmezdim. Bir yandan çok mutlu oldum fakat diğer yandan bunun,
yaptığım paylaşımlardaki amatör ruhu bozmaması için daha fazla gayret
göstermem ve üzerine düşünmem gerekiyor.
-
Üzüm ve Ryuk’un konuşma şekilleri adeta yeni bir dil oluşturdu.
Paylaşımlarının altındaki yorumlara baktığımızda, hayranlarının bu dile
gayet hakim olduklarını ve kusursuzca(!) konuştukları Üzümceyi
kullanmayı çok sevdiklerini görüyoruz. Tahmin eder miydin bir gün bu
dilde bir kitabının basılacağını?
Başlarda
aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama zaman geçtikçe ve artık daha fazla
benimsendiğini, hatta sosyal medyada Üzüm ve Ryuk dilinde şakalar
döndüğünü gördükçe daha çok alıştım. Çok güzel bir duygu benim için.
- Üzüm ve Ryuk’un Yaşar’dan daha çok tanınması hakkında ne düşünüyorsun?
Geldiği
nokta itibarıyla buradaki dengeyi olması gerektiği gibi kurabildiğimi
düşünmüyorum. Demek istediğim şey, bence onlar biraz daha ön planda
olmalılardı. Eğer başlarda bu noktaya geleceğini bilseydim kendimi biraz
daha gizleyebilirdim. Bu sadece göz önünde olmanın hoşuma gitmiyor
olması da değil. Mizahi bir şeyler üretiyor olmak benim bir yönüm, fakat
sadece bununla biliniyor veya bilinecek olmak beni biraz rahatsız
ediyor. Bir yandan da onların artık kitap olması dolayısıyla malesef
işin bir de medya kısmı var. Bir yerden sonra isteseniz de kendinizi
daha fazla çekemiyorsunuz.
- Kızların önümüzdeki maceraları hakkında spoiler istesek biraz?
Onlar
için yazdığım bazı şarkılar var ve onları kaydedip yine kızların
görüntüleriyle videoklipler yapmak istiyorum aslında. Kesin olmamakla
birlikte yine onların başrolde olduğu uzun öyküler paylaşabilirim diye
düşünüyorum.
- Ve son olarak en merak edilen konuyu sormak zorundayım… At alacak mısın kızlara? :)
Neden olmasın :)
12.02.2016, İstanbul
by Nora Jartan
Etiketler:
fenomen,
internet,
interviewed by Nora,
kedi,
kedicilik,
komik,
Röportaj,
Ryuk,
Üzüm,
Yaşar M. Taşkale
Subscribe to:
Posts (Atom)




















