Sunday, 12 March 2017

Senkronize Artistik Buz Pateni Dünya Şampiyonası 2017 Kanada



Her Perşembe, TV Production dersim için sıfırdan, orijinal güncelliği olan gerçek bir haber yapmam gerekiyor.

Haber yapmak derken, öyle oturayım yazayım değil, akşam 16.00 haberlerine yetiştirmem gereken "reporter package" dediğimiz, kamerayı mikrofonu kapıp, gidip röportajlar yapıp, görüntüler alıp, sonra bunları oturup yayına çıkmaya hazır bir şekilde editleyip, seslendirmelerini bitirmem gerekiyor. Genelde bir muhabirle birlikte çalışıyorum ama açıkçası her halükarda işin ağır yükü bende oluyor.

Nasıl zor, nasıl stresli anlatamam.

Ama bu Perşembe şimdiye kadarki en keyifli Perşembe idi benim için.

Dünya Gençler Senkronize Buz Pateni Şampiyonası'nı çekecektim. Arenanın kapısından girer girmez sırtında "Türkiye" yazan pırıl pırıl kızları görünce resmen tüylerim diken diken oldu.

Normalde sadece dersim için bir haber yapacakken, dayanamayıp, bir de Türkçe versiyonunu hazırladım. Gençlerimizle, koçlarıyla birer de Türkçe röportaj aldım :)

Figure Skating (Artistik Patinaj derlerdi bizim zamanımızda) yakından izleyince daha da muhteşem bir spormuş, onu gördüm o gün. Öyle de zor ki.

Buralarda çocuklar henüz yürümeyi öğrenmeden kaymaya başlıyor... Neredeyse her mahallenin "Community Center"'ının olimpik buz pateni sahası var... Dev markalar bu alanda bir çok şeye sponsor oluyor... Yani imkanlar saymakla bitmez.

Türkiye'de kaç tane buz pateni sahası var? Toplamda 15 buz pistinin olduğu ülkemizde bunlardan yalnızca 2 tanesi olimpikmiş.

Helal olsun kızlara, buna rağmen başarılarıyla dünyanın öbür ucuna gelmişler.

Konudan biraz uzaklaştım...

Aşağıda Türkçe olarak yaptığım haberi bulabilirsiniz :)

Youtube kanalıma üye olmayı da unutmayın! Canavar videolar gelecek demiştim, Vlog olayına da başladım biliyorsunuz... İzleyin izlettirin... Desteğinizi esirgemeyin rica edicim ^_^


UPDATE:





Cheers,

N.



Saturday, 4 March 2017

Oakville Downtown Vlog #01

Buraya gelmeden önce Kanada'da yaşam ile ilgili internette çok da fazla blog ya da youtube kanalı bulamıyordum... Kendi kendime diyordum ki, bir gideyim, bu konuya çılgınlar gibi içerik sağlayacağım :)

Tabii evdeki hesap çarşıya pek uymadı, burada yeni bir hayat kurmak beklediğimizden de yoğun bir tempoyla bizi karşıladı ve ben ancak yeni yeni bu tarz planlarımı gerçekleştirebiliyorum.

Biliyorsunuz, yeni bir Youtube kanalı açtım. 

Şimdi de, ilk Vlog videomu yayınladım :) Bu videolarda, Kanada'daki günlük hayatımızdan görüntüler paylaşacağım. Beğenirseniz, devamı gelecek.

Bu kadar işin gücün arasında çok uğraşıyorum izlemezseniz üzülürüm vallahi ^_^

Hazır uğramışken, kanala abone olmayı da unutmayın! =)


Cheers,

Nora

Wednesday, 22 February 2017

What The Fog?!


Şubat ayı Kanada'da kışın en zor geçtiği ay diyorlardı, son 1 haftadır 10 derecelerdeyiz, bahar erken geldi derken....

Bugün böyle bir sabaha uyandık, resmen göz gözü görmüyor... ^_^

Şöyle anlatayım:

A post shared by Nora Jartan (@norawashere) on

YouTube 'u Yeniden Keşfetmek

Kanalıma hoşgeldiniz :)

Belki yıllardır düşünüyorum adam akıllı bir Youtube kanalı açmayı, süper ilginç(!) hayatımı bir de oradan paylaşmayı...

Ancak ister tembellik deyin, ister yoğunluk bir türlü girişmemiştim bu işe...

Ta ki Kanada'ya taşınıp, Journalism New Media okumaya başlayana kadar. Bölümümün adında "New Media" geçtiğinden, daha doğrusu geleneksel gazetecilik çoktan öldüğünden, okulda sırf Youtube ile ilgili bir dersim var desem inanır mısınız?

Dersin adı "Entrepreneurial Journalism", tabii ki tek ilgilendiği şey Youtube değil, ancak hocamızın sınıfımıza özel bir kanal açtırması yetmiyormuş gibi, ona düzenli bir şekilde video sağlayamamız gereken ödevler veriyor her hafta... Yukarıdaki ders adına tıklayarak abone olabilirsiniz :)

Az önce ödevlerimden birini yükleyince, buradan da paylaşayım istedim:



Sınıfımızın kanalına buradan: Entrepreneurial Journalism

Benim kişisel kanalıma da şuradan: Nora Jartan 

 Abone olabilirsiniz!

Spoiler: Kişisel kanalımda Kanada'dan hazırlayacağım VLOG serisi için çekimler yapıyorum, şimdiden takibe alın derim ;)


Cheers!

nora


Tuesday, 24 January 2017

Kanada'ya Evcil Hayvan Götürmek


Yurtdışına taşınmak başlı başına çok büyük bir karar. İstemek ayrı, gerçekleştirmek ayrı. "Yurtdışına taşınmaya karar verdim" dedikten sonra bile yüzlerce tilki dolaşıyor insanın aklında. "Şunu nasıl yaparız, bunu ne yapacağız?" gibi soruların sonu gelmiyor. Interneti didik didik edip, bir yerlerden bir kaç bilgi bulabilirseniz şanslısınız. 

Tası tarağı toplayıp sevdiklerinizi, alışkanlıklarınızı, memleketinizi geride bırakıp bambaşka bir ülkeye yerleşmek sanki yeterince zor değilmiş gibi, bir de evcil hayvanınız varsa kafanızdaki sorulara yenileri ekleniyor. 

Bizim için kedilerimizi ve köpeğimizi götüremeyeceğimiz bir senaryoda yurtdışına taşınmak diye bir ihtimal söz konusu olamazdı. Hatta gönül isterdi ki, bahçede baktığımız, kısırlaştırdığımız, eve girip çıkan onlarca kediyi de getirebilseydik keşke... Tabii ki bu mümkün değildi, "asıl kadro" diye nitelendirdiğimiz kedilerimiz Cappy, Sissy, Nana ve köpeğimiz Lulu'yu götürecektik. Ancak son sene aramıza katılan ve kapıdan kovsak bacadan giren, bize pek bir düşkün Totoro da bonus olarak son anda asıl kadroya dahil oldu... Etti mi 4 kedi, 1 köpek... 

Öncelikle itiraf edeyim, Kanada uzun zamandır aklımızdaydı ancak soğuktan da korkmuyor değildik. Daha doğrusu "değildim"... Yazın bile yorgan örten birisi olarak, ara ara farklı ülkelerin göçmenlik programlarını araştırıyordum... Bugün Avustralya'dan değil de, -10 dereceden, Kanada'dan yazıyorsam, bilin ki, evcil hayvanlarımız yüzündendir :)

Avustralya'ya evcil hayvan sokmak inanılmaz zor. Her aşıyı yaptırıp, her belgenizi hazırlayıp, ülkeye evcil hayvanınızla giriş yapsanız bile, karantina süreci var. Benim o dönemde internetten araştırdığımda Avustralya için karantina süresi 6 ay diyordu. Ancak Avustralya göçmenlik danışmanı bir arkadaş bu sürenin 2 ay olduğunu söylemişti daha sonra bana. Tecrübesi olan yazsın, ben buradan yanlış bilgi vermeyeyim.




Nana | 2016

Kanada'da yurtdışından getirdiğiniz evcil hayvanınız için herhangi bir karantina süreci yok. 

Buraya evcil hayvanınızı iki şekilde getirebilirsiniz:

1- Kendi uçtuğunuz uçakta sizinle birlikte
2- Pet Cargo olarak.

Bizde sayı fazla olunca, Cappy ve Nana'yı (iki kedi) uçakta ayağımızın dibinde, Sissy, Totoro (iki kedi) ve Lulu'yu (köpek) Air Canada Pet Cargo ile getirdik. 

(İnternette bu konuyla ilgili neredeyse hiçbir şey bulamadığım için, uzun uzun, detaylıca yazacağım)

Kanada Evcil Hayvanınızla Gelebileceğiniz En Rahat Ülke


Bu konudaki tecrübemi birebir yazınca anlayacaksınız, bırakın karantinayı, ben elimde iki kedi Pearson havaalanında fellik fellik "Ay ben bu kedileri kimseye göstermeyecek miyim memur bey?" diye gezmesem, kimsenin bana bir şey soracağı bile yoktu... Birazdan anlatacağım detaylı..


Öncelikle kulaktan dolma bilgilere itibar etmemenizi sağlamak için, bu konu ile ilgili resmi web adresini vereyim:

Kanada'ya evcil hayvan getirmek veya hayvanınızla seyahat etmek (ingilizce)

Buradan kedi ya da köpek başlığını seçerek (tavşanınızı ya da kuşunuzu da getirebiliyorsunuz anladığım kadarıyla) bu ülkeye hayvanınızı sokmakla ilgili detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz. 

Ben özetlemeye çalışayım ama siz yine de linkten detaylı okuyun lütfen.

Kanada bir çok ülkenin aksine, Mikroçip ya da Tattoo (dövme) İSTEMİYOR. 

Önceden herhangi bir test (titrasyon testi vs. dahil) yaptırmanız GEREKMİYOR.

Böylece herhangi bir bekleme süresi de YOK.

Bu konuda bilmiş bilmiş konuşup kafanızı karıştıranlar, üç kuruş daha fazla koparmak için sizi yanlış yönlendiren veterinerler olabilir. İtibar etmeyiniz. 

Bu ülkeye hayvanınızı sokmak için yapmanız gereken en önemli şey Kuduz Aşısı ve bunu İngilizce ya da Fransızca olarak belgelemeniz gerekiyor. Türkiye rabies-free bir ülke olmadığı için bu aşıyı yaptırmanız lazım. Ancak o kadar rahatlar ki, diyelim yaptırmadınız ve bir şekilde geldiniz ülkeye.. Size bu aşıyı burada yaptırmanız için belli bir süre veriyorlar ve yaptırdıktan sonra aşı kartını Canadian Food Inspection Agency ofislerinden birine götürüyorsunuz. Yani adamlar tek bir şey istiyor, Kuduz aşısı, onu da yaptırmadınız diyelim, yine de karantinaya almıyorlar hayvanı... :) Ama şiddetle tavsiye ediyorum, aşıyı Türkiye'de yaptırın, burada veterinerin kapısından girdiğiniz anda dolarları saçmaya başlıyorsunuz :) Aşırı pahalı...



Bu bahsettiğim Kuduz Aşısı Sertifikası aslında zaten sizin evcil hayvanınızı Türkiye'den çıkartabilmek için Tarım İlçe Müdürlüğü'nden almanız şart olan belge ile aynı şey. Daha doğrusu Türkiye'den aldığınız bu belge Kuduz Aşısı Sertifikası yerine geçiyor çünkü bu sertifikada yazması gereken hayvanın kimlik bilgileri, aşıları vs. gibi bilgiler bu belgede hem Türkçe hem de İngilizce olarak mevcut. 


Evcil hayvanınızı Kanada'ya getirirken tek sinir bozucu prosedür Türkiye'deki bu uygulama aslında. Çünkü bu belgeyi uçuştan maksimum 48 saat öncesinde alabiliyorsunuz. Yani ben gideyim kafama göre 2 hafta önce hazırlayayım bu belgemi alayım gibi bir durum yok. Ve maalesef evcil hayvanınızı da bu evrağı alacağınız ilçe müdürlüğüne götürmeniz gerekiyor, oradaki görevli veteriner hayvanı görmeden size bu belgeyi vermiyor.



(Pet Pasaportu'na işlenmiş kuduz aşısı sticker'ı )

Biz önce veterinerimize gidip hayvanlarımızın tüm aşılarını yaptırdık, tabii ki Kuduz aşısı da dahil. Ne olur ne olmaz diye, Pet Passport adında yeni karneler çıkarttırdık (kimse bize bunun şart olduğunu söylemedi, veterinerlerimiz dünya tatlıları oldukları için kendileri böyle bir şey yaptılar). Tüm bilgiler ingilizce olarak da bu karnelerde mevcut oldu bu şekilde. Sonra bu karneleri ve hayvanlarımızı alıp Beykoz tarım İlçe Müdürlüğü'nün yolunu tuttuk. (Daha doğrusu eşim minicik arabamızla bir kaç sefer yaparak biraz eziyet çekerek halletti) 

Yanlış hatırlamıyorsam, evrak başına 150TL gibi bir ücret alıyorlar. (2016 itibariyle)


Bizim durumumuzda beraber uçacak hayvanlara tek bir belge düzenlediler. Yani yanımızda gelecek 2 kedi için tek bir belge, pet cargo ile gelecek 2 kedi 1 köpek için tek bir belge düzenlendi. (yanlış hatırlamıyorsam) Böylece pet cargo olarak gelen hayvanlarınızı Kanada'da karşıladığınızda gümrükte ödediğiniz ücret de düşüyor (kargo başına vergi alıyorlar) Yanınızda getirdiğiniz hayvanlarınız gümrüğe girmiyor, onlara Kanada'da ekstra para ödemiyorsunuz.


Biz iki kedi ile birlikte uçacağımız için kendi uçak biletlerimizi de Air Canada'dan tercih ettik çünkü THY ile ilgili çok fazla olumsuz olay duyduk bu süreçte. 


Eğer kediniz/köpeğiniz sizinle birlikte uçacak ise, kendi biletinizi almadan önce rezerve ettirirken bunu belirtmeniz gerekiyor. Uçacağınız sefer ile ilgili kabine hayvanınızı almanızın bir sakıncası yok ise, onay geliyor ve siz biletinizi alıyorsunuz. Ben bu işlemleri telefonda halletmiştim.


Air Canada ile uçuyorsanız, bilet başına (belirli bir kilonun altındaki) kedi/köpeğinizi kabinde yanınıza alabiliyorsunuz. Ancak uyarayım, Istanbul-Toronto seferinde kullanılan uçaklar oldukça sıkışık, ayağınızın dibinde kedi ile 10-10.30 saat uçmak çok da konforlu bir yolculuk değil :)


Kedi ya da köpek için havayolunun belirlediği şartlara uygun taşıma çantası almak zorundasınız. Kabinde gidecek pet için belli ölçülerde hard veya soft case olabilir diyorlar ama benim tecrübeme göre hard case'in o koltukların arasına sığma ihtimali yok! Kumaş taşıma çantası almanızı yine şiddetle öneririm. 


Hangi havayolu ile uçacaksanız, onun websitesinden ölçü bilgilerini mutlaka edinip, öyle alışverişe çıkın. Bu tarz konularda pek de taviz verilmiyor, elinizde kediniz havaalanında kalmak istemezsiniz.


Yanımızda götürdüğümüz kediler için biletimize check in yaptırırken 60-70 euro gibi bir ücret ödediğimizi hatırlıyorum. 


Pet Cargo olarak götürdüğünüz hayvanınız için ise kilosuna, boyuna, desisine göre ayrıca yüklü bir miktar ücret ödüyorsunuz. Bir çok aracı firma var, fiyatlar firmadan firmaya değişiyor olabilir, ve maalesef aracı firma olmadan Air Canada pet kargosu kabul etmiyor. Aslında bu çok da kötü bir şey değil, çünkü hayvanınızı emanet ettiğiniz bu tarz profesyoneller olması biraz daha güven veriyor. (Her firma için aynı şey söylenemez elbette, ancak bizim kullandığımız firmadaki Şule Hanım çok kahrımı çekti bu süreçte :)


Air Canada'nın sevdiğim bir yanı ise, hayvanınıza cidden değer veriyor olması. Örneğin yalnızca belli hava sıcaklığında pet kargosu kabul ediyor. Bizim şansımıza Temmuz ayında Türkiye'de de Kanada'da da aşırı sıcak hava sözkonusuydu ve maalesef pet kargolarımızın uçuş onayları için günlerce bekledik ve maalesef biz buraya geldikten 10 gün sonra ancak getirebildik. Aslında bu da çok iyi bir şey, sonuçta kargo olarak seyahat ettikleri için apronda bekletilebiliyorlar ve zaten saatlerce uçmuş olan bir hayvanın canını sırf para için riske atmıyorlar. 


Biz Pearson Havaalanı'na 2 kedi bir bebek şeklinde indikten sonra, önce ülkeye giriş evraklarımızı işlettik. Bu da bir - bir buçuk saat sürdü (buraya gelince anlayacaksınız, hayat çok yavaş akıyor). Kediler neyse ki yol boyunca hiç arıza yapmadılar. Hatta ben o kadar uzun yolculuktan sonra altlarına yapmışlardır diye düşünüyordum ama tutmuşlar yazık... 



Önemli bir noktadan bahsetmeyi unuttum: uçuş sırasında size doldurmanız için bir evrak veriliyor. Yanınızda gümrüğe bildirmeniz gereken eşya/yiyecek vs. var mı diye. Bu evrağı doldurup, havaalanında gümrük kısmına veriyorsunuz. Burada "live animals" gibi bir ibare var, onu mutlaka işaretleyin. Benim gözümden kaçmış ve ülkeye girişte gümrük görevlisi kırmızıyla üstünü çizip uyardı: 
"bir dahaki sefere burayı işaretlemeyi unutmayın" diye..




Evraklarımızı işlettikten sonra bavullarımızı aldık, tam sefilleri oynuyoruz, kucağımızda bebek, ellerimizde tosun gibi kediler, onlarca bavul... Çıkışa da gelmişiz... Elimizi kolumuzu sallayarak çıkabiliriz yani, kimsenin bize bir şey sorduğu yok... Ben tutturdum, olmaz bu kedilerin evraklarını birilerine göstermemiz lazım! :)


Çıkıştaki polise gidip dedim ben kedilerimle geldim, bu çocukların evraklarına kimse bakmayacak mı? Bir yer tarif etti, ve ben her zamanki gibi ilk cümleyi duyup, sonrasını takip etmedim çünkü ne zaman birine yol sorsam cevabı dinlemiyorum :) Biraz dolandık, meğer burnumuzun dibinde bir bankoymuş, bulduk, görevli polise çocukların evraklarını verdim, 2 saniye kadar baktı, onayladı ve bitti :)


Bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordum doğrusu.. :)


10 gün kadar sonra pet kargo olarak gelen diğer çocukları almaya gittiğimde durum biraz daha farklıydı açıkçası.

Uçağın iniş saatinde havaalanının yanında bulunan gümrük binasına gittim. Ve 4 saat bekledim :(



Air Canada Pet Cargo ile gelen çocuklarımı beklerken can sıkıntısından Instagram'a girdiğim post :)


Maalesef kargo olarak gelince, hayvanlar indiklerinde oradaki görevli bir veterinerin muayenesinden geçmeleri gerekiyormuş. Görevli veteriner de her zaman orada olmuyormuş, ancak gerektiğinde çağırıyorlarmış ve geliyormuş.

Bu süreçte hayvanınızı göremiyorsunuz, air condition'ı olan bir bölmede tutuyorlar ve sizi asla almıyorlar bu bölüme. "Merak etmeyin, arkadaşlarımız hayvanlarınızla ilgileniyorlar, keyifleri yerinde, bir sıkıntıları yok.." gibi açıklamalar yapıyorlar sadece.


Neyse, 4 saatin sonunda veteriner onayladıktan sonra, size verilen evrakları alıp, başka bir binaya gidiyorsunuz, o noktada kendimi "olacak o kadar" parodisinde hissetmediğimi söylesem yalan olur.. ^_^


Bu binada ise evrak kontrolleri yapılıyor ve kargo başına bir ücret alınıyor (30 cad gibi bir şeydi sanki). Bana sıra geldiğinde gümrük görevlisi kafasını evraklardan kaldırıp gözümün içine bakarak, "Neden bu kadar çok hayvanı bu ülkeye sokmak istiyorsunuz?" diye sordu. Adam haklı tabii, anlamaya çalışıyor :) "Bir Crazy Cat Lady kolay olunmuyor memur bey!" demek isterdim ama tabii ki onun yerine "Onlar benim yıllardır baktığım evcil hayvanlarım, Türkiye'de onları bırakabileceğim kimsem yok" dedim. Hafifçe yüzünü buruşturup onayladı evraklarımı.


Sonra bu evrakları alıp, 4 saat beklediğim binaya geri döndüm ve bir de onlara onaylattım. Olacak O Kadar parodisi demiştim değil mi?


Her şey hazır olduğunda, taksimi çağırdım, depo kısmına gidip çocuklarımı aldım.


Böylece kavuşmuş olduk.




Son olarak belirtmeliyim ki, Kanada'ya taşınıyorsanız evcil hayvanınızla kolaylıkla gelebilirsiniz. Hiç dert etmeyin. Ben 4 kedi 1 köpek getirdiysem, siz de minnok çocuğunuzu rahatlıkla getirebilirsiniz.

Çok uzun yazdım farkındayım ama umarım anlattıklarımın birilerine faydası olur. Çok fazla vaktim olmadığı için yazdıklarımı tekrar tekrar kontrol edemedim, sürçülisan ettiysem affola :)

Bir sonraki yazımda ise, evcil hayvan ile Kanada'da ev bulma maceramızı yazacağım :)



peace


nora



Wednesday, 28 September 2016

Her fani bir gün sosyal medyada linç edilecektir.



"End of an era" başlığıyla yazdığım yazı aslında gitmeden önce arkadaşlarıma, aileme, blogumu yıllardır takip eden sayıca az ama birbirinden güzel insanlara yazılmış bir veda mektubuydu.

Önce blogumda paylaştım, sonra da Facebook hesabımda.

Bir arkadaşım "public yapsana, paylaşmak istiyorum" dedi.

Yaptım gitti. 

Yapmaz olaydım. Sadece benim hesabımdan iki binden fazla paylaşım oldu.

Ekşi Sözlük'e girdi, sonrasını siz düşünün.

İnci Sözlük, Biliyomuydun.com, Kanadadabirtürk gibi siteler kopyaladıkça kopyaladı, yapıştırdıkça yapıştırdı.

Aradan haftalar geçti, tam duruldu derken,

Ekşi Sözlük'te mektuba özel entry açıldı.

40 sayfa yorum.

En az 30 sayfası "s*ktirin gidin!" dedi.

Çoktan gitmiştik zaten. Manasız yordular kendilerini, beyhude harcadılar kıymetli zamanlarını.

Hayatımda yemediğim küfürleri, hakaretleri yedim. Solcusu ayrı, sağcısı ayrı sövdü. Kimsenin birleştiremediği ülkeyi benim kıytırık mektup birleştirdi sanırım. Bravo.

Oğluma bile dil uzattılar. Seviyeyi görmeniz lazım. "Bunların cenazesini bile kabul etmeyeceksin!" diyen oldu. Yuh...

Bir yerden sonra bıraktım okumayı. 

Cumhuriyet Gazetesi'nden ulaştılar, röportaj için. Önce dedim, çıkayım cevap vereyim, savunayım kendimi. Sonra dedim ki, kime neyi savunuyorsun? Daha fazla uzamasın konu diye kibarca reddettim.

Sonra koskoca Birgün gazetesi, sanki benimle röportaj yapmış gibi, benim ağzımdan çıkmamış saçma sapan cümlelerle süsleyip yayınlamış benim mektubu. Gazeteciliğinizi ayakta alkışlıyorum doğrusu...

Sözcü gazetesi iyice abartıp mektuptaki cümleleri de değiştirmiş kafasına göre, öyle yayınlamış. Sonuna da "Tüm vatanseverlere sevgilerimle..." demiş. Ee yuh!

Aydınlık gazetesi Araba Sevdası'ndan girmiş, vatan hainliğimden çıkmış.

Umarım hepiniz rahatlamışsınızdır, stresinizi atmanıza, kininizi kusmanıza bir nebze yardımcı olabildiysem ne mutlu bana.


Çünkü sayenizde, ben buraya neden geldiğimi hiç unutmayacağım. 


Tüm bu olanlara da tek yorumum budur.



peace



nora