Wednesday, 14 January 2009

"Ölmeye değil, Öldürülmeye ihtiyacım var..." ***


Blog dünyası 2sıfırsıfır9 içerikli yazılarla çalkalanırken, ben yaya kaldım, farkındayım. Iııh-ıh henüz girmedim, ne yeni yıla, ne de yeni yaşıma... Hazır olduğumda bu konuyla ilgili bir şeyler yazacağım elbet. Zamanı gelene kadar shushhhh.... !


----------------------------------------------------


Tüm klişemi giyinip "finaller kapıda" desem, çok mu yavan olur? Öyle ya da böyle, bu hafta ve onu takip eden diğer 5 gün atlatılmayı bekleyen bir eziyet. Şimdiye kadar hiç de fena gitmedi şaşırtıcı bir şekilde. Ailecek umudumuz başarılarımın devamı. Haydi kızlar okula, zira finaller beklemez...



Bu final sınavının hamurunu birkaç hafta önceden açmaya başladım bu kez. Beni tanıyanlar bilir ne denli tembel olduğumu. Akşam yatmak bilmez, sabah kalkmak bilmez bu bünye bu yıl sınavlara hazırlıklı girdi. Kendime kendimce bir düzen(!) oturttum. Her akşam 19:00 bilemedin 20:00 gibi uyuyup sabah en geç 05:00'te kalkıyorum. Tabi bunu yapabilmek için geçtiğimiz haftalarda 1 tam gün hiç uyumadan geçirmek durumunda kaldım ki bu konuyu ayrı bir platformda tartışalım. Gün henüz başlamamışken "zınk" diye uykunu almış bir biçimde uyanmak, gözünü açtığında herhangi bir yere geç kalmadığını fark etmek inanılmaz gurur verici bir olgu benim için. Tek olumsuz yanı, energizer tavşanı olmadığını farkedip akşam üzeri oldu mu erkenden yorgunluğun omuzlara çökmesi ve geceyi göremeden sızmak. Hal böyle olunca hayatım sadece okuldan ibaretmiş gibi oluyor. Bir kaç hafta yaşanılası bir durum ancak her gününü böyle yaşayan insanlardan uzak durmam gerektiğini anladım.



-----------------------------------------------------







Ve bugün sınavdan çıktıktan sonra Mewişko'mun kolundan tuttuğum gibi doğru Beşiktaş'a... "Kitabım geldi... !" nidalarıyla... (kitap alasım geldi manasında) Aslında ilk amacım 2. dönem zorunlu YÖK dersi olan Türkçe hocasının -a.k.a menopoz teyze- zorla okutacağı kitaplardan birini alıp erkenden başlamaktı ancak Kabalcı'dan çıktığımda onun kitabı hariç herşeyi aldığımı farkettim ^^



Bir blogger emsali olmanın altın kurallarından olan "okuduğun kitabı/ izlediğin filmi tavsiye et" furyasına ben de katılıyorum sonunda...




Orjinal adı "Cosmetique de l'ennemi" olan bu eğlenceli ve zekice kurgulanmış kitabın Fransızcasını okulda Méthodologie dersinde, pek sevdiğim hocam Aurélie okutuyor. Hatta bugün sınavına bile girdim ^^ Şiddetle tavsiye ediyorum, diyaloglardan oluşan bu kısacık roman, elinize aldıktan maksimum 2 saat sonra bitecek. İnternetten öğrendiğime göre, 2005 yılından beri tiyatro oyunu olarak ülkemizde de pek ilgi görmüş. Kitabın fiyatı 7 TL.

Evet, doğrudur, kapağını görünce hiç düşünmeden aldım, ayıp olmasın diye de şöyle bir arka kapağını okudum. Bir süredir elimde sürünmesine karşın, komplo teorisi meraklılarının bir solukta okuyacağı türden. Konu kahve olunca, ucu bizlere de dokunan tarihi, içeriğinde barındıran öykü, günümüz Almanya'sında geçiyor. En ünlü iki kahve zincirine düzenlenen sabotaj insanların kahveden uzaklaşmasına neden oluyor. Kitabın problematiği ; kahveden mahrum bırakılan bir topluma ne olur? Fiyatı 13 TL.

"Bildiğinizi düşündüğünüz herşey yanlış" sloganıyla NTV yayınları tarafından hazırlanan bu kitap oldukça ilginç. Akın'ın isteği üzerine aldım ancak Beşiktaş'tan eve gelene kadar oldukça eğlendirdi bizi. Soru-cevap şeklinde ilerleyen kitabı görüp de kayıtsız kalmak mümkün değil. " Şampanyayı köpürten şey nedir? - Şampanyayı karbondioksit değil, pislik köpürtür." , "İnsanın kaç duyusu vardır? - En az 9." gibi geniş bir yelpazede sorduğu sorular ve dahası, verdiği yanıtlar açısından oldukça ilgi uyandırıcı. Fiyatı 13 TL.

Oldukça fazla insanın elinde gördüğüm, "plaj kitabı" kategorisine sokup önyargıyla yaklaştığım ödüllü bir bestseller. Çok satanlarla aram pek iyi olmamakla beraber, "arkadaşlık, dostluk" gibi temalar da beni pek açmaz. Ancak Meval'in tavsiyesi (çok da ısrar etmedi ama ) beni biraz gaza getirdi ve bu kadar insan yanılıyor olabilir mi acaba? sorusunu kitabı okuduktan sonra yanıtlamaya karar verdim. Daha sonra paylaşacağım izlenimlerimden yoksun bir açıklama; ".. Arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman... Anlatılan olağanüstü bir dostluk..." Arka kapağın yalancısıyım. Fiyatı 9.90 TL.
Nora'nın kitaplığından adlı bölümümüz sona eriyor sevgili kitap dostları... mwahauahaha :D Çok yavan... çoooook.....
Neyse en azından 1-2 bişi yazdım kafam dağıldı...
Peace.
nora.

***Başlık "Kara Sohbet" ten alıntıdır. Pek hoşuma gitti bu ifade, kitabın içinde de cuk oturmuştu belki de ondan...






4 yorum:

Hande said...

"Kara Sohbet" ilgimi çekti.. olm ben olasılıksız ve empatiden sonra kitap okuyamamaya başladım.. bak bu sarar diyosan alıp okucam.. elime geçen her gariban kipat yarım kaldı ya!

natangun said...

Valla "olasılıksız"'ı bi solukta okumuştuk bu kadar meşhur olmadan önce :D sonrasında ben de biraz duraklama dönemine girmiştim :D

Ama nah şuraya yazıorum, "kara sohbet" i 1 günde okuyacaksın, zaten çok kısa bir kitap... Satır aralarında çevirisinde saçmalayan 1-2 nokta dışında - ki orjinalini okumazsan belki de farketmiceksin- beni baya sardı... seni de sarar gibime geliyo:D

vintage peony said...

kahve kokusunu ben de okudum zorrla bitti

nora said...

Ya evet, benim de elimde çok süründü... Aslında problematik iyiydi ama kitap bunu doldurmuyodu... sonlara doğru iyice baydı... katılıyorum...