Monday, 4 August 2008

LMAO


Weekend Blast



Oldukça rahat bir hayatımız var aslında... Elle tutulur problemlerimiz ya da tasalarımız yok... Kesinlikle mutsuz değiliz...

Ancak bazen öyle bir eğlenirsiniz ki, neredeyse mükemmel olan hayatınızda "o gün" diğerleri arasında delicesine parlar. İşte geçtiğimiz haftasonu, biz öyle bir eğlendik ki...

--------------------------------------------------------------




İzmir'den Hande ile Ati geldi... Ortalama eğlence potansiyeli doğrudan artış gösterdi doğal olarak... Pizza eşliğinde biraz dedikodu, biraz memleketin durumu ve ölümüne geyik yaptık cumartesi gün boyunca... Akşam olunca tıpkı eski günlerdeki gibi minik popolarımız zar zor evden dışarı attık.. Doğru Taksim'e....





Hasretimizi miller ve efes ice şişelerinin dibinde ufaktan giderdik açıkhava bi yerlere oturup... Bu konverzasyonun sonunda ne alkole ne de muhabbete doyamadığımızı farkedip, hava da yavaştan karardığına göre, şöyle canlı müzik olan bi yerlere gitmenin şart olduğuna karar verdik.. Tıpkı eski günlerdeki gibi ... :D



Bu foto bir binanın üst katından çkeilmedi... Sahip olabileceğimiz en büyük tripodun Ati olduğunun ispatı :D



Eski kırıklar birarada ^^
---------------------------------------------------------

Saat henüz canlı müzik için oldukça erkenken ve biz çoktan çakır-keyif olmuşken, nereye gidioz sorusu gündeme geldi.. Ben yine her zamanki gibi, Old City'yi önerdim =) Bilmeyenlere not: İstiklal üstünde, bulması kolay, her zaman güzel gruplar çıkaran bütçeye uygun rocker mekan...

İdi. Meğer ben bu piyasalardan uzaklaşalı Old City Comedy Club'a dönüşmüş :S Büyük bir önyargı doğdu tabi hemen içimizde.. Ama o saatte zaten çok fazla alternatifimiz olmadığından, girmeye karar verdik...

Ve asıl eğlence o zaman başladı... Sahnedeki doğaç show'unu yapan ekip, Yersiz Oyuncular. Bizler de, içkilerimizi yudumlarken bi yandan bu spontane gösterinin bi parçası olduk... Böyle keyifli bir şey daha yok...











Şiddetle tavsiye ediyoruz.. Ailecek hastası olduk... Bundan sonra İstanbul'a gelen her misafiri bu aktiviteye götürücez...

EE tabi, bu son 2 fotografı görünce... İnsan bi yerde elindeki içkiyi bitirip bi sonrakini istememeli dio... :) Resmen nasıl içtiysek, yamulduk :D




Muahahahahahaha ^^
----------------------------------------------------------

Aynı gecenin devamında mekanda Nevermind adlı grup çıktı... Hala bıkmadan usanmadan Athena, Duman ve Kurban şarkılarını aralara sıkıştırmalarını saymazsak, geri kalan parçalarda çok iyilerdi ve inanılmaz eğlendirdiler... Özellikle basçı arkadaşı ağzımız açık izledik bi ara...










Ve bütün bunlardan ve sayamadığımız kadar bira + votkadan sonra eve dönmeyi başardık...
Peace.
Nora.

Monday, 21 July 2008

Moumouque Show



Bizim kuduruğun hayran kitlesine ithafen...






















Benim en iyi dostum içkim sigaram...

Onlarda terk ederdi olmasa param...






Yeni bir haber olmamakla birlikte sıkıntısı baki olduğundan dile getirmeden edemiyorum...




HHAAAAARRRRGGGGGHHHHHKKKKKKK PUUUU ! Genç irisi yağız bir adam, ağzındaki baklayı çıkarmak deyimine yeni bir form kazandırmaktan utanmıyor. Ağzındaki balgamı çıkarıyor sokağımıza, ayakkabılarımızın altına ve dolayısıyla evimizin içine... Cezası var.. Yok değil... Ama tükürdüğü için cezalandırılan biri olsaydı akşam haberlerine konu olurdu canım yurdumda... Kağıt üzerinde ceza... Kağıdınıza tüküreyim...


Kapalı alanda sigara içmek yassaaaghhh arkadaşım !!!


Eyvallah... Kapalı alanda ben bile rahatsız oluyorum sigara içmekten ve içenlerden... Lakin, vapur ve deniz motorlarının "açık" kısımlarında kol gezen "höt ! yassagh arkadaşım, söndür o zııkkımı" memurları ne ayak???


Tüm samimiyetimle söylüyorum sigara içmiyor olsaydım bile bu buram buram avrupa özentiliği kokan faşistçe yasağı yine de yediremezdim... Daha düne kadar, bağımlılık yarattığını bile bile özendirilen, Tekel adlı devlet kurumunun tekelinde olan bu sakıncalı maddeye karşı husumet neden? Satılmasına izin verdiğin bir ürünü kullanmayı yasaklayan zihniyeti kınıyorum. Beni sen alıştırdın, şimdi bırak diyorsun. Sen soktun, sen çıkar o zaman.



Bir sabah uyandım ve benim gibi zıkkım-sever mutlu azınlıktan çok Duman Avcısı olduğunu gördüm. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz :/


Bugüne kadar hiçbir durakta, cafe veya restoranda kimsenin yüzüne sigara üflemedim... Hiçbir çocuğun olduğu mekanda tüttürmedim sigaramı... Ancak beni de cezalandırıyor bu yasa..

Ve tabii yine aynı soru : ona gelene kadar ne akıl almaz yanlışlıklar yok muydu ülkemde???


Neyse.


Bence bundan sonra kapalı alanda ağız ve ter kokusu da yasaklansın.. Hatta asansörlere özel ısı sensörleri takılsın ve gaz çıkaranı tespit etsin... 3. kata gelmeden bu soysuz tutuklansın... Şehirlerarası otobüs uçak vs. gibi toplu taşıma araçlarında çocuklar ve bebekler yasaklansın (beni en çok onlar rahatsız ediyor...bütün yol boyunca viiyyaaaakkkkk!!!) Hatta kış döneminde şehiriçi toplu taşımalarda pofuduk montlar ve sırt çantaları kullanmanın yıldırıcı cezaları olsun... Zira pek yer kaplıyorlar, sıkışıyoruz...


Bu işin sonu yok.

Wednesday, 16 July 2008

An Answer to "what's up dude?" question...


This weekend has been quite busy for us -surprisingly!- starting by heatin up with Saturday fever by 80s. We met Zeynep, Nilay -my future models- and Ekin & her bf @ Balans early in the evening and had couple of beers there while listening to gorgeous 80s songs.



Zeynep / Ekin / Nilay + Ekin's bf (and yeah i'm a jerk, i don't remember his name :S )



Then we flew to a place called "Mono" inside which there was no customers =) Still, nice tunes existed ^^ That was enough for us so we got in =) Before orderin our beers we -ladies- needed to visit the restroom (so bad!) and that's when my first photography collection spawned ^^



My website is no longer available but i'll figure it out soon.




My fav ^^


[Thanx a zillion to my beautiful models Zeynep & Nilay .]


After this shoot we surrendered ourselves to alcohol and music... Here's the proof :




After "Jumping Around" enough, we decided to go home and pass out asap =) Yes we're gettin old and we don't pass out in streets anymore !!! we go home instead !!! ;)



My nephew Berk joined us that night as well. ( YES I'M AN AUNTIE !!! DUH ?! )


I still can't believe how I managed to describe our address to the cab driver as i was so f*ckin drunk but hell with it we were home within 15 mins =)


On the way while passing the Bosphorus Bridge.


Back @ home, my precious Moumouque was waitin, lookin for some action =)





And the night was officially over ^^


----------------------------------------------------------

Deniz +1 = Onur

Then on Monday we had some lovely visitors from Ankara who actually came to Istanbul for Massive Attack concert =)


Onur & Deniz

We all met outside to chat a little and drink a bit @ Kadıköy.


They were tired and so were we.. so we went home and men started to work a little on the website that Akın created for the new-born company of Onur & Deniz which is called "Craft312" (awesome title). Here's the link for those who hasn't seen the brilliant website yet: http://www.craft312.com/


While men were workin ladies occupied the livin room for some shooting ^^ Even though i was very unsuccessful at Deniz's wishes, for my part, i captured some nice portraits of her :)







---------------------------------------------------------



Well guys, that's all for now i suppose...


I'm planing to continue on the "lavatories" series with more photos and stuff... i got some cool ideas for it.. Need more models ofc so if u wanna experience such a thing don't hesitate to contact me...


Oh btw, for those who wonders why the hell i am writing this post in English, I just wanted some of my foreign friends enjoy this shit besides just lookin at the photos :D Once Stefie aka alfie boy told me that all he sees is the pictures, the rest is just egyptian to him =) So here's one for u dude :P


Stay in peace.


Nora.

Monday, 7 July 2008

Ordu'ya Katılmak

Nora memleketinden bildiriyor...



Boztepe / ORDU




Şadırvan / ORDU





Sahil / ORDU






Bizim Evin Balkonu / ORDU



"Bizim zamanımızda bunlar burda yoktu" cümlesini kurdurtan yıllara
isyanım...




Ben daha dünkü çocuk zannederken kendimi, Ordu'ya gelince birden "dün"ün ve "çocukluk"un üzerinden ne kadar zaman geçtiğini fark ettim. Herşey çok değişmiş değişmesine ama bu noktada şehri suçlamak klişesine girmemem lazım. Ne de olsa 8 yıl önce onu terk eden bendim. Arkama bile bakmadan döndüm sırtımı kaçtım ondan. Son 8 yılı bir bir düşünüyorum da; ben, bu şehirden daha çok değişmişim. Onun kaldırımları 2 kere yenilenmişse, ben saçımı 25 kez boyatmışım, ona yeni parklar yapılmış bana yeni piercingler, o yeni mağazalarla süslenmiş ben yeni kıyafetlerle... Onun yerel ağzı sabit kalmış, ben 2 yabancı dil öğrenmişim... O, sıcaklığını, samimiyetini Karadenizliliğini korumuş, ben hepsini kaybetmişim.



Anlaşılan memleketim ben onu terk ettikten sonra hayatına devam etmiş eski bir sevgili artık. Yıllar sonra karşılaşınca istiyorum ki, hala sevsin beni, bıraktığım yerde beklesin. Garip bir rahatsızlık duydu bu karşılaşmadan, bensiz de mutlu çünkü. Gideyim istiyor, bana eskisi gibi bakmıyor.

Yarın tekrar ayrılıyorum ben de ondan. Kimbilir bir daha ne zaman karşılaşırız... Son dönem uzatmalı sevgilim İstanbul çapkın mapkın ama özlemiştir beni... Dayanamaz yokluğuma...

Peace.

Nora.







Tuesday, 24 June 2008

Muhafazakar Phone Sex

Bu günceyi açma nedemlerimden biri olan bu "gülsek mi ağlasak mı" tarzındaki olayı anlatmayı unuttuğuma inanamıyorum. Neyse ki, hiçbirşeyin için geç değil. İyi dinleyin...






Sıcak bir Beşiktaş öğleden sonrasında 10dk lık mesafeyi yürümeye üşenip Ortaköy'e gitmek üzere otobüse bindim. Çırağan Caddesinde ferah ferah eteklerim uçuşarak yürümek varken, tıklım tıklım dolu, tanımadığım ve muhtemelen bir daha hiç görmeyeceğim birçok yabancıyla otobüs kisvesi altında samimi bir şekilde yol alıyordum... Orta kapıya yaslanmış, gömlek düğmeleri boğazına kadar kapalı ancak kravatsız bir adamla kalabalık gereği samimi bir şekilde seyir halindeyiz. Adam telefonda ve kullandığı jargon dolayısıyla kendisinin muhafazakar retikulum olduğunu anlıyoruz. Bu şaşırtıcı bir şey değil. İki kişiyiz ve ampul olan o.





İzafiyet teorisi çerçevesinde verdiğim pozdan ötürü 10 dakikalık yol bitmek bilmiyor ve ben de mösyö ampul'ün konuşmalarına kulak kesiliyorum. Hattın diğer ucundaki bayan "Cilveliköy"den katılıyor anladığım kadarıyla çünkü bariz fingirdeşiyorlar. Duymamazlıktan gelemiyorum, dünya ahiret manitasıyla flört eden bu arkadaş benim hayal ürünüm değil, düpedüz gerçek. Şaşırıyorum. Biraz da komik buluyorum. Konuşmanın gittiği yönden tedirginlik duymaya başlıyorum. Ben bunları yaparken, bu enerji tasavvuflu ampul abi , ineceğim durağa 5 saniye kala, bombayı patlatıyor; yatak odası sesiyle ağzından şu cümle çıkıyor:



"Başörtün ne renk?"

Dumur.

Tuesday, 10 June 2008

Bi Kedi Gördüm Sanki...

Gerçek : İnsanın hayatında extra güzel şeyler olmaya başlayınca, onun
hakkında yazmak yerine, o güzel şeyi yaşamayı tercih ediyorsunuz.





Bizim son dönemdeki gerçeğimiz, bildiğiniz gibi bu minik canavar kedicik. Onu ilk bulduğum andaki hali gözümün önünden gitmemekle birlikte, bu kadar hızlı nasıl iyileşti, şaşırıyorum. Gözlerindeki iltihaplar tamamen bitti, enfeksiyon da oldukça azaldı; hatta görünürde hiçbirşey kalmadı. Tarifi zor bir mutluluk.



Elbette her güzel şeyin bir bedeli var. Benim ödemeye razı olduğum bedel ise, bu ufaklığın bizim sıcak yuvamızı koca bir tuvalet olarak görüp, canının istediği yere "kabahatini" yapması =) Tamamen iyileştiğinde bu duruma kesin çözüm bulmayı umuyorum.



Birkaç fotograftan zarar gelmez sanırım... Bebeğimi daha yakından tanımak isteyenlere ithafen...














Monday, 2 June 2008

Eyes Wide Shut

İki gün önce, yorucu bir Cuma gününün sonunda tam "kendimi eve bir atsam, bütün acılarım sona erecek" şeklinde dram yaratmışken, apartmanın önüne geldiğimde karşısında direnemeyeceğim bir güçle karşılaştım. Gözleri tamamen kapalı, herhangi bir fare boyutlarında miyavlamaya hali olmayan bir yavru kedi.


Önce yeni doğmuş bir kedi olduğunu zannedip 3-4 dk kadar ne yapmam gerektiğini düşünürken bu inanılmaz sevimli bebeği sevmeye başladım. Sonra çok da engin olmayan kedi bilgime danışarak, bu yavrunun yeni doğmuştan biraz büyük olduğuna karar verdim. İyi de o zaman gözleri neden kapalıydı? Konuştukça kafasını yukarı doğru kaldırıp beni görmeye çalıştığını düşündüm. Apartman duvarının üstünde, çılgınca esen rüzgardan donmakta olan bu pisi, sanırım hastaydı.


Alt komşum o sırada eve gelmek gibi bir hata yaptı ve onu da kendi çaresizliğime ortak ederek, veterinerin yolunu tuttuk.



Bir aydan daha az bir zamandır hayatta olan pisiciğin, neler çektiğini öğrenince boğazım düğümlendi. Üst solunum yollarında enfeksiyon ve boğazında "iyileşmiş" bir yarası vardı. Minik kedi kimbilir neler çekmişti :(


Yavrunun bakılması gerekiyordu. Bütün pirelerine, gözlerinden ve burnundan akan iltihaba rağmen 2 günde bu bebek bizi kendine aşık etmeyi başardı.

Biricik kocamın bu konularda usta olduğunu da böylece fark etmiş oldum. Ben hayvana acıyan gözlerle bakıp napsam diye düşünürken, Akın, hayvanın karnını doyurup, gözlerini temizleyip, ilaçlarını verip rahatlatıyordu =)





Artık salonumuzu işgal etmiş bir "Pire-ns" var.

Evimizin küçüklüğü ve benim seyrek temizlik anlayışıma rağmen kocacımla son kararımız, "yeter ki iyileşsin, bakarız ya ! " şeklinde.

Sürekli anne memesi arayan bi bebek daha.. Akın'ın vücudundaki denemelerden sonuç alamayınca, sonunda onu beslemek için mükemmel yolu bulduk =)
Bakınız:
































































Bu hikayenin giriş kısmı böyle... Devamı için, herkesin pozitif enerjisini bu minik bebeğe yoğunlaştırmasını istiyorum. O iyileşicek ve 83 m2 lik evimizi bize zindan edicek umuyorum =)

Peace.

Nxx.