Showing posts with label bebek. Show all posts
Showing posts with label bebek. Show all posts

Monday, 15 February 2016

Uzay'da Yeni Gelişmeler

Creative minds are rarely tidy!

Günler çok hızlı geçiyor! 

Neden?

Çünkü bizimki geçen hafta emeklemeyi öğrendi! :O

7 aylık olmasına 10 gün kala çözdü işi!

Zincirinden kurtulmuş bir mahkum gibi son 6 ayın acısını çıkarıyor :) Gece uykusundan bile uyanıp emekleyerek bir yerlere gitmeye çalışıyor... >.<

Haftalarca dizlerinin üstünde yaylandı, bir günde çözdü tam olarak ne yapması gerektiğini :)

Instagram hesabımı takip edenler oradan videolarını izleyebilir tostos oğlumun...


Bu halleri daha dün gibiyken, hangi ara büyüdün de pati pati gidiyorsun be çocuk!


Artık kendi kendine oturmak da bebek işi! ^_^ Gün içerisinde sürekli, ordan oraya gidip, o minik poposunu devirerek oturur pozisyona geçiyor... 


Tabii ki anası olduğumdan her hali, her hareketi dünyanın en sevimli şeyiymiş gibi geliyor bana :)


Çirkin ördek yavrum benim!


Şimdilik son gelişmeler böyle... Bakalım daha ne maceralar bekliyor bizi!

Ben çok anlamıyorum ama duyan erken emeklemiş diyor, tecrübeli anneler nedir bunun ortalaması? Sizinkiler ne zaman emekledi/yürüdü?



peace


nora

Tuesday, 19 January 2016

Para Üstünü Almayan Var Mı?


Biz yürüteç diye aldık ama içine Uzay'ı koyunca bildiğin dolmuşçu oldu çocuk ^_^

Seçme şansım olsaydı, çocuk büyütürken internetin olmamasını tercih ederdim sanırım. Her konuda birbirine tamamen zıt görüşlerin ısrarla savunulduğu bir mekan internet.

Yürüteç diye aratıyorsun, "Asla kullanmayın!" ile "Yürüteç olmasaydı ne yapardım?" arasında yüzlerce birbirinden farklı görüş karşısında tırnak kemirmeye başlıyorsun.

Emzik konusu da aynı şekilde mesela.

Böyle durumlarda, bizim zamanımızda nasıldı? diye soruyorum kendime. Eğer kendi çocukluğumda varsa, tamamdır. Sonuçta normal bir insan olarak büyüdüğüme göre sorun yok.

Ben bu aletin adını "Anneye Özgürlük" koydum.

En azından tuvalete gidebileceğim artık.

Ve tabii ki bütün gün çocuğu bunun üzerinde tutmayacağım, merak etmeyin her şeyin en iyisini bilen anneler.

Relax.

Yarın 6 Aylık oluyor bizim tostos. Ve evet gerçekten de "ne çabuk büyüyorlar!" 

Adam gibi 1-2 kare dışında fotoğrafını çekemedim oğlumun. Sanırım büyüyünce kızacak bana. Yarın 6. ayın şerefine bir kaç kare çekmek istiyorum aslında. 

Bol bol video çekiyorum doğduğundan beri. Belki bir gün montajlarım. Dönüp aylar önceki videoları izlemek daha keyifli geliyor.

Üstelik ne yalan söyleyeyim, hani şu yenidoğan bebekleri ecüş bücüş şekilden şekle sokup kollarını kafasının altında toplayıp fotoğraflarını çekiyorsunuz ya, bana çok itici geliyor o kareler. Son 3-5 yıldır moda oldu, her bebeğin bu tarz fotoğrafı var, birbirinden ayırt bile edilmiyorlar. Bebek fotoğrafçısı arkadaşlar kızmasın, siz mesleğinizi yapıyorsunuz, arz-talep meselesi, belki ben de o alanda fotoğrafçılık yapsaydım, ben de çekerdim. Sadece kendi bebeğimi o tarz doğallıktan uzak pozlarda sevmediğimi farkettim anne olunca. Bizim çocukluğumuzda fotoğraf stüdyosuna gidip garip fonlarda fotoğraflarımızı çektirmişler ya hani anne-babalarımız, yıllar sonra kendi çocuklarımız da bu fotoğraflara bakıp gülecekler gibime geliyor.

Bak ben de bu konuda ukalalık yaptım taze anne olarak.

Çünkü annelik müessesesi bilmiş olmayı gerektirir.  Öğrenin bunları ;)

Cheers.


nora



Thursday, 14 January 2016

Uzay'da Bugün



Bugün de böyle geçti.


Uzay dönmeyi öğrendiğinden beri koltukta oturmak haram oldu. Ailecek yerde sürünüyoruz.

Hangi anne-babayla konuşsam "Ayy dur bu daha iyi günleriniz" diyor :/ Doğumdan 6. aya kadar her ay için böyle dediler. 

Bence aslında gittikçe zorlaşmıyor olay, her ayın farklı zorlukları var, insanlar atlattıkları evreleri unutuyorlar gibime geliyor.

Mesela ben gaz sancısı dönemi geçtiği için çok mutluyum. 2. aydan 4. aya kadar her gece, istisnasız 19.00-21.00 arası non-stop ağlama. Kabus gibiydi gerçekten. Bazı günler sabaha kadar.

Şimdi ise farklı zorlukları var, bir an bile yalnız bırakamıyorsun, aman onu ağzına atar, aman ordan düşer vs. Bir yandan artık iletişimde olduğumuz için çok keyifli bir yandan da yok dişi kaşınıyor bugün çok huysuz, yok 5. ay atak dönemi bilmem ne derken günler geçiyor işte. 



Bu aralar genel olarak yerdeyiz. Tabiri caizse "kıçım çıktı" ama olsun.

Televizyonun karşısına seriyorum bir çarşaf, bi yanımda Uzay, bir yanımda Netflix oohhh keyif.. Tabi bi bölüm diziyi izlemem 36 saat sürebiliyor bazen ama olsun buna da şükür :)

Özetle yorucu ama keyifli bir dönemdeyiz.

Paşazadenin emekleme çabaları hızla devam ediyor, 

Bakalım mobil versiyonu nasıl olacak ^_^



Ailecek yerdeyiz derken tabii ki kedi-köpek kim varsa birlikte sürünüyoruz! 

Eksik kalırlar mı hiç? ^_^



peace


nora

Wednesday, 6 January 2016

Kanyon

Atmosfer henüz çok değişmeden bir an önce paylaşayım istiyorum.

Yeni yıl zamanı yolunuz Kanyon'a düştü mü?

Benim Aralık ayında bir kaç kez düştü.

Sanırım şimdiye kadar gördüğüm en iyi yeni yıl süslemesini Kanyon yapmıştı. Gerçekten masalsı bir ortam yaratmışlar.


İstisnasız herkes en alt kattaki yapay karlarla kaplanmış mini göletin etrafında fotoğraf çektiriyordu.

Hatta eşim kahve almaya gittiğinde oğlumla beklerken, bir ömrümüze yetecek kadar selfie çeken insan gördük diyebilirim :)


Instagram hesabımı takip edenleriniz bu fotoğrafı görmüşlerdir zaten :) Minik kutup ayısıyla soğuk demiyoruz geziyoruz.. Tabii bu fotoğrafı çektiğimde gerçek kar henüz yağmamıştı, biraz o yüzden de alışveriş merkezini o halde görünce büyüleniyordu insan.


Fotoğraflar maalesef cep telefonuyla çekildi, 8 kiloluk bir tostosla gezdiğimden Marky'mi yanıma almayı aklımdan bile geçirmiyorum bu aralar ^_^


Aslında ilk gittiğimde bu alanda buz pateni sahası vardı, çekmemişim onu. Sonradan gittiğimde tasarım pazarı kurulmuştu. Noramore olarak belki Uzy büyüyünce biz de orda yer alırız ilerleyen senelerde ;)



Efendim buraya kadar Kanyon tanıtımı gibi oldu farkındayım. Ancak benim bu blogda para / hediye vs. karşılığı yazı yazmadığımı eski takipçiler bilir. Yeni gelenler için de belirtmiş olayım, kendi markam olan Noramore dışında reklam almıyorum ^_^ Eğer bir mekanı, bir ürünü anlatıyorsam tamamen babamın hayrına, gerçekten beğendiğim ve tavsiye etmek istediğim için yazıyorum. Bu da burda dursun.

Zaten birazdan bahsedeceğim konu ile bunun bir tanıtım yazısı olmadığı çıkacak ortaya...

Yıllardır, en sevdiğim alışveriş merkezi olarak Kanyon'u söylerim. Ferah, havadar, şık, sakin olduğu için diğer AVM'lerden çok seviyordum. Ta ki, bir bebek sahibi olana kadar.

İnanır mısınız bilmem ama Kanyon'un otoparkına bebek arabasıyla inmeniz imkansız. 

Asansör ilk kata kadar var.

Yürüyen merdivenin ise ilk kattan itibaren önüne kocaman demir duba koymuşlar, hani alışveriş arabalarını çalmayalım diye koyarlar ya, ondan. 

Doğal olarak otopark katlarına bebek arabasıyla inemiyorsunuz. 

Çok saçma di mi?

Bence de.

Diyelim ki insan değil, Zeyna'sınız; bi kolunuzla çocuğu sırtladınız, diğer kolunuzla da bebek arabasını yüklenip bir şekilde dubayı atlattınız ve geçtiniz. (Ki bence mümkün değil geçemezsiniz)

Peki ya engelliler???

Onlar ne yapacak?

İstanbul'un göbeğinde, Levent'te bir alışveriş merkezi bunu yapıyorsa...

Bence korkunç bir şey, üstelik tasarımıyla da övünen bir mekan bu konuyu düşünmemiş olabilir mi? 

Hoş, asansör olan yerlerde de sağlıklı, gencecik insanlardan biz bebeklilere ve engellilere sıra gelmiyor o ayrı konu... Ben Uzay gelene kadar, hamileliğim de dahil olmak üzere, asansör kullanmak nedir bilmiyordum, çoğu yerin asansörünün nerde olduğunu bile bilmem. Gerçekten anlayamıyorum bu insanları.

Bugünkü yazı da böyle tatsız bitsin.

Belki okuyan biri olur da, dank eder.

peace

nora




Tuesday, 5 January 2016

Kedi, Köpek ve Bebek

"Eeee akşama ne yemek yapsam?" gibi "Yarın bloga ne yazsam?" diye düşünür oldum ^___^

Hatta dürüst olmam gerekirse, tanıyanlar bilir; akşama ne yemek yapsam diye düşündüğüm pek görülmedi bugüne kadar ;) Kıymetinizi bilin!

Aslında elimde yazılmayı bekleyen çok sağlam hikayeler var... Bunlardan en bombası elbette ki doğum hikayem... Kendi doğumum değil tabii ki, Uzay'ın doğum hikayesi. Öyle ya, neden "doğum hikayem" diyoruz? "Doğurma hikayem" denmeli aslında. Neyse.

Doğurma hikayemi hemen yazamayacağımı biliyordum aslında ama çocuk nerdeyse 6 aylık olacak, bu kadar gecikeceğimi tahmin etmiyordum. Hoş, bu süreçle ilgili hemen hemen hiçbir şeyi doğru tahmin edemediğimi bir bir başıma gelince anladım ya... Şimdi daha iyi anlıyorum, markette sokakta hamile halimi görüp bana acıyan gözlerle bakan diğer anneleri ^_^

O bakış aslında "You have no idea!" bakışıymış :)

Siz siz olun, çocuk sahibi değilseniz, hiç atıp tutmayın.

Ben çok atıp tuttum.

Hepsi patladı :)

Doğum macerasını ayrıca yazacağım. Söz. Her hamile gibi ben de başka insanların hikayesini okumaya can atıyordum. Sadece bu sebeple bile yazmam gerek.


Evde bir sürü pati varken bir de çocuk gelince noldu? 



Daha fazla yorucu oldu. Hepsi bu. Önceleri %100 benim ilgimi gören tipitoşlar, ben Uzay'a kilitlenince, triplerden triplere girdiler. Kıskananlar oldu tabii, ama kıskanmak deyince çocuğa zarar verecek bir kıskanma gibi düşünmeyin, işte yukardaki gibi, ana kucağını paylaşamamak mesela :) Cappy'i indiriyorum, çocuğu alıyorum koymak için, hoooop o arada Nana oturmuş bile! 

Ailenize yeni katılan bir bebek olduğunda evdeki hayvanlarınızı göndermek zorunda değilsiniz. Bu saçma düşünceyi atın kafanızdan. 



Kediniz / köpeğiniz kasıtlı olarak bebeğinize zarar verecek hiçbir şey yapmaz. Elbette ki bebeğinizi gözünüzün önünden bir saniye bile ayırmamalısınız; ancak zaten evde bir hayvanınız olmasa da bebeğinizi gözünüzün önünden bir saniye bile ayırmamalısınız :)

Bizim asıl kadromuz artık Cappy, Sissy, Nana ve Lulu. (Zeus bir kaç ay önce bizi terk etti, o konuyla ilgili elim pek gitmiyor klavyeye ama yazıcam bir ara..) Ama bunların dışında hem eve girip çıkan 10 kadar kediden oluşan bi seri var (Avatar, Sushi, Ponpon, Karamel, İrmik vs. ), bir de üstüne bir bu kadar daha eve girmeyen, bahçede baktıklarımız. 

Böyle bir eve bir de bebek doğunca, bana da sadece kafaya huniyi geçirmek kaldı ^_^



Evimiz büyük, yer sıkıntımız yok aslında. Zaten zamanında hayvanlar rahat etsin diye böyle bir eve taşınmıştık. Ama tabii ki de evin büyük olması evdeki bütün hayvanların ben neredeysem orada olma isteğini değiştirmiyordu ^_^

Her an benimle alt alta üst üste olmaya alışık kedilerim ve Lulu, sezaryen sonrası iyileşmeye çalışan, 7/24 kucağında bebek olan, bu insanlıktan çıkmış vaziyetteki annelerini pek bir yadırgadılar. 

Eve gelen giden de cabası.

Normal şartlarda da misafir olayına pek sıcak bakmayan kedilerim iyice telef oldular :) 

Neyse ki ilk tantanalar geçince her şey normale döndü.

Tabii ki bu süreçte birbirinden fantastik şeyler duymadım değil... Aman tüy kaçar, aman bebeğin suratına otururlar (niyeyse?) aman şöyle yapar, böyle yapar... Bunları diyenler de hayatı boyunca evinde tek bir hayvan beslememiş insanlar... 

"Çok afedersiniz de, benden iyi mi bileceksiniz?" demedim. 

Onun yerine çocuğuma, aileme odaklandım. Onlarla savaşarak harcayacağım enerjiyi, oğluma kullandım. 

"Hıı.. hıı.. evet... tabii tabii... Yok zaten almıyoruz biz kedileri o odaya... " falan :)

Bu yazıyı okuyan hayvan sahibi hamileler varsa, tavsiye ederim, hiç uğraşmayın, ağzınız onları onaylarken, kafanızın içinde minik bir maymuncuk trampet çalsın :)

  Dinlemeyin, geçin.

İçinize endişe tohumları ekmelerine izin vermeyin.


Hayvanlarınızın düzenli aşılarını, iç-dış parazitlerini yaptırın, sizin de aklınızda bir soru işareti kalmasın.

Siz zaten annelik içgüdülerinizle yavrunuzu her türlü tehlikeden koruyacaksınız, bırakın çocuğunuz hayvan sevgisinden mahrum kalmasın.

Bir süre sonra bebişiniz ayaklandığında hayvanları ondan nasıl koruyacaksınız onu düşünün :)


peace

nora



Wednesday, 30 December 2015

MUTLU YILLAR!



Yılbaşı bebesi Uzay, mutlu yıllar diler!


Hepimizin böyle saf, masum ve naif bakışlar atabileceği bir yıl olsun.

Geçen yıl çok şiştik.

#bitartık2015


Her yıl olduğu gibi, bu yıl da gaza gelip kendime "yeni yıl hedefleri" belirleyeceğim elbette :)

Bunların bir kısmını ilk haftalarda gaza gelip yarım yamalak da olsa gerçekleştirirken, büyük bir kısmı içinse kılımı dahi kıpırdatmayacağım ^_^

Artık birbirimizi kandırmanın bir anlamı yok! :D

Bu hedeflerden sizi ilgilendiren bir tanesi var ki... KESİN BECEREMEYECEĞİM :)

Olsun, yine de hedef olarak koyayım, ne demişler;

Aim for the moon
Even if you miss
You'll land among the stars

Efendim, amacım 2016'da her gün (ama her allahın günü!) bloguma minik de olsa bir posta girmek!

"Ya bıragghhh!" dediğinizi duyar gibiyim ^____^

Hepinizi utandırıcam!

Görürsünüz!


İYİ SENELER!


nora

Tuesday, 29 December 2015

Üşütüceksin Çocuğu!


Bir Türk annesinden kızına en büyük miras nedir biliyor musunuz?

Çocuğunuzun her daim üşüdüğünü düşünmeniz!



Geçtiğimiz yaz İstanbul nasıl sıcaktı hatırlıyor musunuz? İşte ben o yazın tam ortasında, cehennem sıcaklarının yeryüzü provasında doğurdum oğlumu.

Kendi üstümde incecik bir gecelik, geberiyorum sıcaktan... Kucağımda Uzay 7/24 emziriyorum...

Klima? Yasak!

Vantilatör? Sakın ha!

Nefes alamıyorum? Onu ne yapacağız?!

Çocuk daha bir kaç günlük, bi annem geliyor örtüyor üstünü, bi ablam geliyor kat kat giydiriyor... 

Çok acemiyim, bi bildikleri vardır diyorum.. Bi de ben sarıyorum yavruyu...

Serpil Ebe kontrole geliyor o hafta...

Çocuğun halini görünce, "siz ne yapıyorsunuz yahu? " deyip, soyuyor çocuğu... 

Ayy bari çoraplar kalsaydı, üşütecek çocuk!

"Saçmalamayın, kendinizden bir kat fazla giydirseniz yeter.." diyor.

Sanırım haklı, çocuk ter içinde kalmış, sıcaktan isilik olmak üzere... :)

O günden beri giydirme işini abartmamaya çalışıyorum...

Ama ne mümkün!

İliklerime işlemiş bir kere "üşütme" kavramı...

Sokağa çıkıyorum, daha kış gelmeden çocuklarının ağzını yüzünü sarmış anneler görüyorum... 

Çocuğun gazı var dediğimde bile hala "üşütmüşsündür çocuğu" tepkisi alıyorum.

Her gün kendi içimde bir savaş... Durmadan yavrumu yeterince giydirdim mi acaba diye sorguluyorum anneliğimi... :)

Sürekli bir vicdan muhasebesi...

Eeee bu durumda yarın 30cm kar geliyor haberini okuduğumda neler hissettiğimi tahmin ediyorsunuzdur! >.<

Üşütmesem bari çocuğu!

^_^



Peace!

nora

Tuesday, 22 December 2015

Uzay Çağı



20 Temmuz 2015 tarihinde başladı Uzay maceramız.

5 ay geçmiş.

Yani son 155 gündür anneyim.

Oğlum, 22 hafta 1 günlük.

41+1'de doğum yaptım.

Annelik rakamlarla konuşmayı gerektirir.

İlk olarak bunu öğreniyorsunuz.

Gerisini bi ara yazarım.

Vakit yok, uyku çok ^_^

Şimdilik bol foto.















Friday, 1 May 2015

Hamilelik bu değil! ^_^

(27.hafta)

Öncelikle uyarayım, bu yazı herhangi bir hamile / anne blogunda rastlayabileceğiniz türden, sevgi yumağı yutmuş, aşk böceği tarafından ısırılmış romantik annelerin tasvirlerinden oluşan bir yazı maalesef olamayacak.

Çünkü yıllardır "dünyanın en muhteşem şeyi" olarak biz kadınların önüne sürülen takriben 40 haftalık bu yolculuk, öyle düşündüğünüz gibi masalsı bir deneyim değil.

Yanlış anlaşılmak istemem, çoğu kadına göre "rahat" bir hamilelik geçiriyorum. Ancak "rahat" çok göreceli bir kavram, emin olun. Benim ya da bebeğin hayatını tehlikeye atacak genel sağlık durumuyla ilgili ciddi herhangi bir sorun yaşamamam olarak tanımlıyorum "rahat" olgusunu.

Gerçekçi olmak gerekirse hamilelikle ilgili rahat diyebileceğiniz herhangi bir durum yok :) Aslına bakarsanız tam bir rahatsızlık durumu :)

Hatta şöyle söyleyeyim;

Aklı olan insanın yapacağı iş değil! ^_^

En baştan alalım... Hayatımın hiçbir döneminde "aman da hanimiş mıçmıç, ponpidi pompik, agucuk gugucuk" bir insan olmadım çocuklara karşı. En sevdiğim çocuğa bile tahammülüm maksimum 1 saat. Annem ben çocukken bile yaşıtlarımla vakit geçirmeyi sevmediğimi, hep kendimden büyüklerle iletişim kurduğumu anlatır.

Merhaba, ben Nora ve evet ben çocuk sevmeyen bir hamileyim. >.<

Ancak bir kadın olarak, böyle bir deneyimi eninde sonunda yaşamak istediğimi de biliyordum. Yani "asla çocuk yapmayacağım!" gibi bir argümanım hiçbir zaman olmadı. Evliliğimizde 8 yılı devirirken, kendisi gelmeye karar verince (yaş da 33'e dayanınca) bize de "hoşgeldin" demek düştü :)

Elbette ki çocuklarla çocuk olamayan biri olsam da, kendi yavrumu daha doğmadan çok seviyorum. Büyük ihtimal doğduktan sonra iyice kafayı çizeceğim. Tüm anneler gibi "keşke daha önce doğursaymışım" bile diyeceğim. Ama bu yazıda benim gibi hamilelik konusunda kandırılan kadınları bir nebze de olsa aydınlatmak istiyorum. :)

Trimester trimester anadolu...

İlk trimesterin (yani ilk 3 ayın) en zorlu dönem olduğunu söylüyorlardı. Yalan. Evet mide bulantıları, halsizlik, hormonların sapıtmasından mütevellit duygu durumlarında inişler çıkışlar oluyor ama siz daha ne olduğunu anlamadan geçiyor ilk aylar. Sanırım benim gibi plansız bir gebelik yaşıyorsanız, olayın şokunu atlatmaya çalışmak sizi de bu aylarda oyalayacak. :)

Bu dönemde ben anlamsızca ve istemsizce bebekle ilgili her şeyi düşünmeye koyuldum. Bebek arabasından, hastane çıkışı kıyafetlere, evdeki kudurukların düzenini çok da bozmadan bebeğe güvenli bir ortam yaratmaya ne varsa dert oldu bana. Resmen işi gücü bıraktım, şunu nasıl yaparız, bunu nasıl yaparız? diye dolandım durdum. Sonra bol bol çat diye uyuyakaldım en saçmasapan saatlerde ve mekanlarda :) İlginç bir dönemdi ama :)

Daha önce hiçbir anne adayının başına gelmemiş ilginç semptomlarım da oldu. Ama hepsi normal çıktı sonunda. Bazı hamilelere olurmuş. Örneğin 3. ayın sonlarına doğru kaba etimden vurulmuşa döndüm bir gün :) Resmen 2 haftaya yakın yürüyemedim. O haftalarda sağ kalçada ağrılar olabilirmiş. Benimki daha çok bel tutulması gibiydi. Popo tutulması ^_^ Resmen hareket edemedim.

Bunun dışında buraya yazamayacağım cinsten saçmalıklar da yaşamadım değil :) Yani size tavsiyem, garip bir durum olduğunda panik olmayın, korkmayın, etrafınızdaki kimseye akıl danışmayın, internetteki felaket senaryolarını görmezden gelin, sadece ve sadece vakit kaybetmeden doktorunuza danışın. Çok büyük ihtimal yaşadığınız her ne ise, hamilelikte normal. Relax.

(19.hafta)


Bence asıl hikaye ikinci trimesterde başlıyor. Tamam vücut yeni hormon dengesine alışmış oluyor falan ama... Bu sefer de göbek sorunu çıkıyor ortaya. Özellikle bende oldukça erken çıktı :) Sanırım bizimkine 3+1 bir mekan sağladım rahat etsin diye, çünkü hala her gören "Aaa ikiz mi?" diye soruyor :)

Büyük göbek demek, hareketlerinizin daha da kısıtlanması demek. Hele ki bizim gibi 12 kedi 2 köpekli bir evde yaşıyorsanız, hareketlerinizin kısıtlanması demek, evin başını alıp gitmesi, sizin daha da sinirlenmeniz demek. Eşim ilk aylarda büyük haberin de gazıyla resmen kılımı kıpırdattırmadı bana. Ama bir süre sonra onun da normal rutinine dönmesi, yeni kurduğumuz işimizin başına (bununla ilgili ayrı bir post yolda!) dönmesi gerekti. Sanırım hala bir çok klasik Türk kocasına göre inanılmaz yardımcı, anlayışlı olduğunu belirtmezsem ayıp etmiş olurum. Ama kendi yapmak istediğiniz rutin şeyleri başkasından bekliyor olmak bile canını sıkıyor insanın. O sebeple göbek sıkıntı.

Tabii göbeğin ve bebeğin büyümesi içerdeki organlarınızın da sapıtması demek oluyor. Mesela ben sanıyordum ki, hamile olunca ooohhhh deliler gibi her istediğimi yiyebileceğim, danalar gibi tıkınacağım ve bahanem hazır olacak! Öyle bir dünya yokmuş. :/

Özellikle 2. trimesterde midem nasıl küçüldüyse, normalde yediğim miktarın yarısını bile yiyemez oldum :/ Hatta bu durum benim düşük tansiyonumla da birleşince bayıldım bir gün şak diye. Telaşla doktoru aradığımızda ilk sorusu "kahvaltıda çok mu yedin?" oldu :) O gün bugündür kuş kadar yiyorum :) O yüzden de hep açım. Bitmeyen bir diyette gibiyim.

Ha bu arada hamileliğin en can sıkıcı olayından bahsetmedim bile.

Merhaba mide yanması. 

Bu öyle herhangi bir günde midenizdeki asitin yükselmesi gibi değil. Bayağı hayattan soğutan cinsten, işkence usülü bir yanma. Ve sürekli. Sabah mide yanmasıyla uyanıp, gece mide yanmanız yüzünden uyuyamıyorsunuz.

Ben bir de çok akıllıyım, her daim doğallıktan yanayım ya, ilk aylarda bunun için ilaç almayarak kendime uzun bir süre eziyet ettim. Tıpkı sinüzit ağrılarımı da ilaçsız 1 hafta boyunca çektiğim gibi. Sinüzit yine geçiyor da, mide yanması ı-ıhh. Çocuk doğana kadar devam. Rennie şurup bu dönemde size eşinizden bile daha yakın bir dost olacak haberiniz olsun :)

Bu dönemde karnınızdaki arkadaşın tekmeleri devreye giriyor. Ben çoğu insana göre çok geç hissedebildim. Bi ara tırsmadım değil, kime sorsam "Aaaaa hala hissetmiyo musun?" tarzında insanı gereksiz yere telaşlandıracak tepkiler aldım. "Benimki annesine çekmiş, biraz tembel herhalde!" gibi yorumlarla savuşturdum bu neredeyse hamile kalmadan tekmeleri hissedebilen üstün anneleri.

Sürekli kıyaslama yaparak, kendi hamilelik dönemlerini anlamsız bir övünme, gurur duyma aracı olarak gören tipler olacaktır etrafınızda. "Ayy ben 8 aylık hamileydim, 2 tonluk vinç kullanırdım! Şunu yapardım, bunu hallederdim!" tadında, gerçekten sizi gereksiz yere kötü hissettirecek yorumlar yapanlara kulaklarınızı tıkayın. Herkesin hamilelik tecrübesi kendine özel. Hiçbir hamilelik birbirine benzemiyor. Sizinki size özel. Kimseyle kıyaslamayın kendinizi.

Şimdi böyle uzun uzadıya yazınca (ki daha yazmadığım bir sürü şey var) sürekli şikayet eden, mıymıy bir hamile imajı çizdim farkındayım :) Aslında pek de öyle olmadım. Çünkü bu bahsettiğim şikayetler aman aman katlanması zor şeyler çekilmeyecek dertler değildi açıkçası. Hatta insan öyle bir kafaya giriyor ki, "ayy aman ona bir şey olmasın da.. ne var canım alt tarafı 9 ay..." kafası hakimdi bende. O yüzden de psikolojik olarak pek sapıtmadım :) Gerçekten, sorunsuz, risksiz bir hamilelik geçirdiğimi bilmek yetti.

Artık son bölümdeyim. 28+4. Üçüncü trimester. Sanırım bu dönem ayrı bir macera olacak :) Artık göbeği taşımak başlı başına bir iş :) Bu dönemle ilgili gözlemlerimi de finale yakın paylaşırım artık. ^_^


peace!


nora





Wednesday, 18 February 2015