Showing posts with label Nana. Show all posts
Showing posts with label Nana. Show all posts

Thursday, 14 January 2016

Uzay'da Bugün



Bugün de böyle geçti.


Uzay dönmeyi öğrendiğinden beri koltukta oturmak haram oldu. Ailecek yerde sürünüyoruz.

Hangi anne-babayla konuşsam "Ayy dur bu daha iyi günleriniz" diyor :/ Doğumdan 6. aya kadar her ay için böyle dediler. 

Bence aslında gittikçe zorlaşmıyor olay, her ayın farklı zorlukları var, insanlar atlattıkları evreleri unutuyorlar gibime geliyor.

Mesela ben gaz sancısı dönemi geçtiği için çok mutluyum. 2. aydan 4. aya kadar her gece, istisnasız 19.00-21.00 arası non-stop ağlama. Kabus gibiydi gerçekten. Bazı günler sabaha kadar.

Şimdi ise farklı zorlukları var, bir an bile yalnız bırakamıyorsun, aman onu ağzına atar, aman ordan düşer vs. Bir yandan artık iletişimde olduğumuz için çok keyifli bir yandan da yok dişi kaşınıyor bugün çok huysuz, yok 5. ay atak dönemi bilmem ne derken günler geçiyor işte. 



Bu aralar genel olarak yerdeyiz. Tabiri caizse "kıçım çıktı" ama olsun.

Televizyonun karşısına seriyorum bir çarşaf, bi yanımda Uzay, bir yanımda Netflix oohhh keyif.. Tabi bi bölüm diziyi izlemem 36 saat sürebiliyor bazen ama olsun buna da şükür :)

Özetle yorucu ama keyifli bir dönemdeyiz.

Paşazadenin emekleme çabaları hızla devam ediyor, 

Bakalım mobil versiyonu nasıl olacak ^_^



Ailecek yerdeyiz derken tabii ki kedi-köpek kim varsa birlikte sürünüyoruz! 

Eksik kalırlar mı hiç? ^_^



peace


nora

Tuesday, 5 January 2016

Kedi, Köpek ve Bebek

"Eeee akşama ne yemek yapsam?" gibi "Yarın bloga ne yazsam?" diye düşünür oldum ^___^

Hatta dürüst olmam gerekirse, tanıyanlar bilir; akşama ne yemek yapsam diye düşündüğüm pek görülmedi bugüne kadar ;) Kıymetinizi bilin!

Aslında elimde yazılmayı bekleyen çok sağlam hikayeler var... Bunlardan en bombası elbette ki doğum hikayem... Kendi doğumum değil tabii ki, Uzay'ın doğum hikayesi. Öyle ya, neden "doğum hikayem" diyoruz? "Doğurma hikayem" denmeli aslında. Neyse.

Doğurma hikayemi hemen yazamayacağımı biliyordum aslında ama çocuk nerdeyse 6 aylık olacak, bu kadar gecikeceğimi tahmin etmiyordum. Hoş, bu süreçle ilgili hemen hemen hiçbir şeyi doğru tahmin edemediğimi bir bir başıma gelince anladım ya... Şimdi daha iyi anlıyorum, markette sokakta hamile halimi görüp bana acıyan gözlerle bakan diğer anneleri ^_^

O bakış aslında "You have no idea!" bakışıymış :)

Siz siz olun, çocuk sahibi değilseniz, hiç atıp tutmayın.

Ben çok atıp tuttum.

Hepsi patladı :)

Doğum macerasını ayrıca yazacağım. Söz. Her hamile gibi ben de başka insanların hikayesini okumaya can atıyordum. Sadece bu sebeple bile yazmam gerek.


Evde bir sürü pati varken bir de çocuk gelince noldu? 



Daha fazla yorucu oldu. Hepsi bu. Önceleri %100 benim ilgimi gören tipitoşlar, ben Uzay'a kilitlenince, triplerden triplere girdiler. Kıskananlar oldu tabii, ama kıskanmak deyince çocuğa zarar verecek bir kıskanma gibi düşünmeyin, işte yukardaki gibi, ana kucağını paylaşamamak mesela :) Cappy'i indiriyorum, çocuğu alıyorum koymak için, hoooop o arada Nana oturmuş bile! 

Ailenize yeni katılan bir bebek olduğunda evdeki hayvanlarınızı göndermek zorunda değilsiniz. Bu saçma düşünceyi atın kafanızdan. 



Kediniz / köpeğiniz kasıtlı olarak bebeğinize zarar verecek hiçbir şey yapmaz. Elbette ki bebeğinizi gözünüzün önünden bir saniye bile ayırmamalısınız; ancak zaten evde bir hayvanınız olmasa da bebeğinizi gözünüzün önünden bir saniye bile ayırmamalısınız :)

Bizim asıl kadromuz artık Cappy, Sissy, Nana ve Lulu. (Zeus bir kaç ay önce bizi terk etti, o konuyla ilgili elim pek gitmiyor klavyeye ama yazıcam bir ara..) Ama bunların dışında hem eve girip çıkan 10 kadar kediden oluşan bi seri var (Avatar, Sushi, Ponpon, Karamel, İrmik vs. ), bir de üstüne bir bu kadar daha eve girmeyen, bahçede baktıklarımız. 

Böyle bir eve bir de bebek doğunca, bana da sadece kafaya huniyi geçirmek kaldı ^_^



Evimiz büyük, yer sıkıntımız yok aslında. Zaten zamanında hayvanlar rahat etsin diye böyle bir eve taşınmıştık. Ama tabii ki de evin büyük olması evdeki bütün hayvanların ben neredeysem orada olma isteğini değiştirmiyordu ^_^

Her an benimle alt alta üst üste olmaya alışık kedilerim ve Lulu, sezaryen sonrası iyileşmeye çalışan, 7/24 kucağında bebek olan, bu insanlıktan çıkmış vaziyetteki annelerini pek bir yadırgadılar. 

Eve gelen giden de cabası.

Normal şartlarda da misafir olayına pek sıcak bakmayan kedilerim iyice telef oldular :) 

Neyse ki ilk tantanalar geçince her şey normale döndü.

Tabii ki bu süreçte birbirinden fantastik şeyler duymadım değil... Aman tüy kaçar, aman bebeğin suratına otururlar (niyeyse?) aman şöyle yapar, böyle yapar... Bunları diyenler de hayatı boyunca evinde tek bir hayvan beslememiş insanlar... 

"Çok afedersiniz de, benden iyi mi bileceksiniz?" demedim. 

Onun yerine çocuğuma, aileme odaklandım. Onlarla savaşarak harcayacağım enerjiyi, oğluma kullandım. 

"Hıı.. hıı.. evet... tabii tabii... Yok zaten almıyoruz biz kedileri o odaya... " falan :)

Bu yazıyı okuyan hayvan sahibi hamileler varsa, tavsiye ederim, hiç uğraşmayın, ağzınız onları onaylarken, kafanızın içinde minik bir maymuncuk trampet çalsın :)

  Dinlemeyin, geçin.

İçinize endişe tohumları ekmelerine izin vermeyin.


Hayvanlarınızın düzenli aşılarını, iç-dış parazitlerini yaptırın, sizin de aklınızda bir soru işareti kalmasın.

Siz zaten annelik içgüdülerinizle yavrunuzu her türlü tehlikeden koruyacaksınız, bırakın çocuğunuz hayvan sevgisinden mahrum kalmasın.

Bir süre sonra bebişiniz ayaklandığında hayvanları ondan nasıl koruyacaksınız onu düşünün :)


peace

nora



Friday, 22 November 2013

Kaç olduk?

Etrafımdakilerin bana en sık sordukları soru:

"Evdeki pati sayısı kaç oldu şimdi?"

Mumuk The Kuduruk

İki basamaklı rakamlara geçtiğimizden beri bu soruyu hep geçiştiriyorum, ya da *politically correct* cevaplar vermeye çalışıyorum. ;)



Niye kasıyorsam?

3. kediden sonra zaten "manyak" gözüyle bakmaya başlamıştı herkes bize... ^_^

İşin aslı şu; hani siz bir hamur işi yaparken alabildiğine un koyuyorsunuz ya, heh biz de işte evimiz alabildiğince sokaktaki muhtaç durumdakilere açıyoruz kapımızı. ^_^

Ama artık bahçeli bir evde oturuyor olduğumuzdan, eskisi kadar zor olmuyor... Çoğu evi otel gibi kullanıyor zaten. Mesela Sushi zillisi artık sadece yemek yemek için uğruyor, iki sevdirip kaçıyor. Bazı günler gelmiyor bile...

Torunlardan sadece Avatar eve bağlı çıktı... O da garip bir bağlılık... Üst kapının önünde "Açın şu kapıyyyaaaaa!" diye ağlar, açarız, koşarak çıkar... Hooop dışardan alt kapıya dolanır, "Bu kapıyı da açıııııaaaannn!"... Ta ki bizi hayattan soğutana dek, bu şekilde bütün kapıların önünde isyandadır kendisi...

Son ütücü - Avatar ^_^

Cappy-licious

Bu kadar çok evcil hayvanla yaşamak elbette herkese göre bir şey değil... Tek bir hayvanın bile size nasıl bir sorumluluk yüklediğini düşünün... Bildiğin mesai harcıyoruz eşimle... Benim stüdyom evimin alt katı olduğundan, yani işim gereği kendileriyle daha çok haşır neşir oluyorum :) Ama zorlukları yok dersem yalan olur.

Doğal ortamında Sissy :)

En büyük sıkıntı tabii ki, temizlik! O_O Aslında çocuklarımı bahçeye salmadan önce sadece tüy problemimiz vardı... Onlar döküyorlardı, ben temizliyordum. Sonuçta kedi gerçekten de temiz bir hayvanat türü :) Şimdiyse tüy sorununa ek olarak, özellikle kışın, bir de çamur sorunumuz eklendi :) Hadi köpüşlerin patisini siliyorum dışardan girdiklerinde falan ama sıkıysa kedüşlerinkini sil :) Herhalde denesem hastanelik ederler beni ahahah ^_^ Zaten 10 küsür kedinin günde 1586 kez eve girip çıktığını düşünürseniz, matematiksel olarak da mümkün değil bu yöntem :) (Hala tam kedüş sayısını söylemiyorum yalnız ;)) 

Nana, nam-ı diğer Nanik!

O sebeple daha kolay olan, evin ortasında duran vileda yöntemini kullanıyorum :) Her bir kedüş eve giriş yaptığında "Kakılmıştır benim adım...!" anlayacağınız... :)

Mumuk'un pencere Qeyfi ^_^

Bir de bu kudurukları bırakıp bir yere gidememek gibi bir durum var tabii ki... Eğer şehir dışına gidilmesi gerekiyorsa eyvah! Birimizin evde kalması şart... Tatil falan? Zaten mümkün değil!

Sushi & Zeus

Sadece kedüşler varken yine de bir kaç gün bırakabiliyorduk da, Zeus'la Lulu'yu evde bırakıp gitmek diye bir alternatifimiz yok :)

Lulu & Zebuşka

Dışarı çıkan bir kedinizin olmasının bir diğer güzelliği (!) de, size olan sevgisini gösterme biçimi olarak, hediyeler getirmesidir... :/


Ben ki, bu eve taşınmadan önce böcek görsem tavana zıplardım, artık tam bir Amazon kadını oldum diyebilirim... Yukarıda görmüş olduğunuz gibi zavallılar bizim kedilerin kadrajına girdikleri an, işleri bitiyor... " Annecim sen bize çok iyi bakıyorsun, al ben de sana bunu avladım!" hediyesiymiş bunlar... Bence düşünmeleri yeter, gerçekten getirmeseler de olur!!! >.<



Aslında bu yazı daha çooook uzun sürer ama ben biraz yoruldum, şu Nanik gibi serileyim biraz koltuğa diyorum :) 

Siz de bu arada tahmin edin bakalım, evde kaç kişi olduk biz en son?

^_^

peace

nora


Wednesday, 20 June 2012

Campus Galatasaray!



Hola millet!!!

Hani geçenlerde "beni çok heyecanlandıran ama henüz açıklayamayacağım bir proje"den bahsediyordum ya? Hah! İşte o proje artık bitti ve ben gururla sunuyorum sizlere... ^_^

Bir kaç gün içerisinde mezunu olacağım caaanım okulumun bir "oyun kulübü" var dünya tatlısı Aslan Evrim hocamın liderliğinde... Ve bu kulüp sadece oturup oyun oynamıyor düşünülenin aksine!

Bu yıl arı gibi çalışıp okulumuzun kuruluşunun 20. yılı şerefine, sıfırdan bir oyun yaratıyorlar !!! Özetlemem gerekirse, oyun Galatasaray Üniversitesi kampüsünde geçiyor ve dört kişiyle oynanıyor... Amacınız öğrencilerinizi mezun etmek!!! Süper fikir değil mi? ^_^

Oyunun içerisinde bir de Galatasaray Lisesi versiyonu mevcut... :)

Ben de bu süpersonik projenin fotoğraf kısmından sorumluyum ^_^ Oyunun içerisindeki kartların üzerinde yer alan sahneleri geçtiğimiz aylarda dişimizi tırnağımıza takarak ve çoook eğlenerek çektik... Yani kutunun içerisinde gördüğünüz tüm fotolar bana ait, ne güzel bir duygudur bu!



Oyunun lansmanı geçtiğimiz Cuma, Fransız Sarayı'nda, Fransız Büyükelçisi'nin bize özel verdiği davetle yapıldı. Bu vesileyle Fransız Sarayı'nı da ziyaret etmiş olduk ^_^

Bugünki Cumhuriyet Gazetesi'nde de Mine Kırıkkanat yazısında yer vermiş oyunumuza. Üstelik benim adım da GSU mezunu fotoğrafçı olarak geçiyor... ^_^ *ağızkulaklarda**şımar**şımar**sırıt* Okumak isterseniz buyrun efendim, buraya tıkkkk!!!

Dün ise oyunun tanıtım fotoğraflarını çekmekle meşguldum... Çok zor şartlar altında çalıştığımı belirtmeliyim (=^_^=) Bakınız;


Şımarık Nana aman vermedi bütün gün ^_^

Campus Galatasaray çok yakında piyasada olacak. İnanır mısınız ben de henüz hiç oynamadım =) Tüm kartları ezbere biliyorum ama! hehehe =)

Açıkçası tam da mezun olduğum yıl, böyle bir projede benim de tuzumun bulunması inanılmaz hoşuma gitti... Bir iz bırakmış gibi hissediyorum kendimi =)

Tamam tamam çok şımardım...^O^ Susmadan önce son kez, başta hocam Aslan Evrim olmak üzere emeği geçen herkese buradan da kocaman bir teşekkür edeyim!!!




cheers!


nora





NOT: Bu arada torunlarım, mezuniyet, balo gibi konularda yazacaklarım var, arayı açmadan onlar için de bir posta hazırlayacağım!


Monday, 9 April 2012

Pazartesi sendromuna gel.

Fiber internet teknolojisinin olduğu bir yılda yaşayıp, eve çekilen kablonun bir kaç blok ötemizde fareler tarafından 10 günde bir kemirildiği bir ironide yaşıyoruz bu sıralar.

İnternetimiz bir varmış, bir yokmuş kampanyasında, Turkcell Superonline ise dağa kaçmış.

Evden çalışan biri olarak belirtmeliyim ki, sadece Facebook'ta oyun oynamak gibi bir şımarıklıktan bahsetmiyorum... Ciddi ciddi ihtiyacım var. I need you like a rap video needs a hot chick. Period.

"A-ha buraya yazıyorum" derler ya, ben gerçekten de yazıyorum buraya; çıldırmamıza az kaldı!


Bir de yüzyıl süren kış mevsiminin üstüne yeni yeni havalar ısınmaya başlıyordu ki, bugün dünyanın en gri, en uyuz yağmurlu gününü geçirdik...

Bir de üstüne bu akşam sınavım olunca... 6'da çıkıp rezalet köprü trafiğini çekince... Ggggrrrrrrr....!!!

Şimdi normalde böyle bir durumda cep telefonunun internetini sadece acil işler için kullanıyoruz. Ama evrende bir kırılma yaratayım, cigolayt, megolayt gıdım gıdım saydığımız internetimizi tamamen fuzuli bir şekilde buraya içimi dökmek için kullanayım dedim. Belki teknolojiden yana şansımız döner.

Neyse efendim, görselsiz post olmasın diye dün çektiğim bir kaç kareyi de bu postaya çaktım =) Benim içim fena kararmış vaziyette belki sizin içiniz açılır ^_^

StudioNora'nın kapıları hafiften aralanmaya başladı... Royal Family'den bahsediyordum ya bir önceki postada... :) İşte devamı :

Sir Koci & Nana Hatun
Sir Koci & Sissy Hanım

(En en en yukarıdaki fotoğrafta da Akın'ın kızkardeşini görüyorsunuz)


İşte böyle.

Oh yazdım rahatladım :) Bugünlerde bloguma dönüş yaptım galiba :) Zırt pırt yazmak geliyor içimden ^_^

Eeee sizin Pazartesi'niz nasıl geçti? İyi geçen bir Pazartesi duymaya ihtiyacım var da!!!


Cheers.



nora 


Wednesday, 4 April 2012

Royal Family.

Benim çocuklarımın hepsi birer asilzade! 


Bakınız Şekil A.


Mumuk Efendi

Cappy Sultan

Sissy Hanım

Nana Hatun

Bi de aramıza son katılan

Sushi Hanım Kız


Gördüğünüz gibi hepsi birer paşa torunu, hepsinden asalet akıyor...

Tabii biri hariç!!!



Her sarayın bir de soytarısı olmalı ama değil mi? ^_^




Pawz.


nora

Friday, 5 August 2011

Fingerscrossed for NANA.

Her yaz tatiline "ohhh 3 ay bir o yana yuvarlanacağım, bir bu yana" felsefesiyle giriyorum ama yıl içerisinde kimlerin ahını alıyorsam, okulların kapanmasıyla benim de koşturmam başlıyor...

İkiyüzlülük etmeyeyim, koşturmayı iyi bir şey olarak da görüyorum, nerde hareket orda bereket falan... Ama bu yıl biraz abarttım galiba! ^_^

Neyse efenim, bu gece içimi dökmek için gelmedim, çok daha önemli bir mevzu için burdayım; Nana'mla ilgili bir şeyler yazmak istedim.
Yarın sabah, yani aslında yaklaşık 6-7 saat sonra huysuz kızımı kısırlaştırmak üzere veterinere götüreceğiz. En sevmediğim şey de bu işte, sapasağlam kediyi kendi ellerinle teslim ediyorsun.. :( Ama sahip olduğumuz şartlarda aksi mümkün olmadığından bunu yapmak zorundayız.

Bu kısırlaştırma konusu üzerine yıllardır kara kara düşünmekteyim. Keşke insan ırkı hayvanlara olması gerektiği gibi davransa, eziyet etmese, sahip çıksa da ben de oturup kendi kendime "sokaklarda her gün yüzlerce bebek acı içinde can verirken ben tutup da evimdeki çocuklarımın çoğalmasına izin vermemeliyim..." gibi cümleler kurmasam. Şu anki koşullarımızda 4 kedi ile zaten maksimum noktadayız. Eğer illa ki bu rakamı çoğaltmak istiyorsak yeni bebekler dünyaya getireceğimize sokaktaki bebeklerden birinin hayatını kurtarmayı tercih ediyoruz.

Bu kadar net. Aksi herhangi bir argüman bu fikrimizden daha güçlü değil.

Hal böyle olunca işin bir de sağlık boyutu var. Kısırlaştırmadığınız dişi evcil hayvanınız doğum da yapmıyorsa rahim ve meme kanseri ve benzeri hastalıklara davetiye çıkarıyorsunuz. Üstelik %80lerde gezen bir ortalamayla...

Kızgınlığı bastıran hormon iğnelerinin ne kadar zararlı olduklarından bahsetmiyorum bile...
Sonuç olarak, güzel kızım yarın ameliyat olacak.  Huysuz kızım pek mıymıntı olduğundan korkuyorum ben de. Gözüme uyku girmeyecek gibi. :(

Bu arada ilk fotoyu geçen gün çektim, ikinci fotoyu ise ailemize katıldıktan kısa bir süre sonra çekmiştim... Yaklaşık 8 aydır bizimle Nanachan... Bebeğim çok güzel toparlandı, eskisi gibi çiroz değil, kilosu normale döndü daha da önemlisi psikolojisi düzeldi... Artık ne yaşadıysa sokaklarda yavrum, ilk aylarda çok zorladı bizi... Adam gibi sevemiyorduk bile, dokundurmuyordu... Son bir aydır travmayı tamamen atlattı diyebilirim, artık sadece koynumda uyuyor  ^_^  Yanımdan 5 saniye bile ayrılmayan bir tortor makinesine döndü !!! O boş, anlamsız bakışlar gitti, yerine şapşirik bakışlar geldi... Öyle mesuduz ki =)




Yarın için bize bol şans dilemeyi unutmayın.



peace


nora

Monday, 27 June 2011

My babies have a message for you.





And get busted.


and


So that you can 


at the weekend. ^_^



peace.


nora

Friday, 18 March 2011

MEET NANA.


Önce MuMuK vardı...


Sonra Cappy'm geldi...


Sonra Sissy'mi kattık ailemize...


Ve son 3 aydır bir çiroz var evimizde... Karşınızdaaaaaa.... 4 numaraaaaa....

NANA !!!



Evet.

Arkayı dörtledik...  ^_^

Aslında Aralık ayından beri beraberiz ama güya geçici bir durum idi, ben de bloguma hemen girmek istememiştim... Biraz da insanlar manyak diyecek diye çekinmiştim açıkçası :D:D:D

Bizim eve giren çıkamıyor biliyorsunuz :D 

Bu bebik de ailemizin bir üyesi oldu... 



Beni tanıyanlar artık az buçuk tahmin eder, ASLA gidip parayla bir canı satın almayacağımı... Evet bu safkan bir Siyam kedisi... Irkçı bir söylemle "cins" bir kedi...  Ve evet sokağa atılmış !!! 

Artık biri çocuğuna karne hediyesi mi almıştı, bebekken pek sevimliydi de, büyüyünce tüy mü dökmeye başladı.... Sebep ne bilemem... Ama bir petshoptan para karşılığı alındığı kesin... Eeee böyle olunca, evdeki eşyadan farksız oluyor elbette... Sıkılınca atabileceğin bir şey çünkü değil mi???

Neyse, bu şanssız bebeği biri bizim okulun kampüsüne getirmiş, orada bir sürü kedüş var ve çuvallarla mama taşınıyor diye herhalde... Karnı doyar belki... Ama herkesin unuttuğu bir şey var... Bir kez eve alışmış bir bebek, sokakta hayatta ka-la-mı-yor !!! Bu kadar basit... 

Ben bulduğumda hocalarımdan bazıları bir şeyler yedirmeye çalışıyorlardı ama Nana korkudan çıldırmış bir şekilde bir o yana, bir bu yana koşuyor, nereye gideceğini bilemiyor, titriyordu... Sonradan hocalarımdan öğrendiğim kadarıyla 3-4 gündür bizim okulun tünelinde gizlenmiş ağlıyormuş... Hiçbir şey yememiş... Zaten bir deri, bir kemik idi... Mide göçük, kaburgalar gözle görülür vaziyette bir zayıflık...

Hocalarıma dedim, ben bu arkadaşı alıyorum ^_^ Elbette geçici olarak... (evdeki nüfus malum) Siz de bir yandan yuva arayın diye rica ettim...

Ama dediğim gibi bizim eve giren bir bebek direk sahipleniyor evi, gitmeye hiç niyeti olmuyor ^_^ Şaka bir yana, Nana ciddi depresyondaydı, ilk bir-bir buçuk ay, hiçbir şey yapmadı... "Durdu" sadece... Neler denediysem de, oynatamadım bile hayvanı... :/



Tabii bu arada, kendisi bir Siyam olduğu için, sahiplenmek isteyen çok oldu... Daha önce Cappy'mi ilk bulduğumda ne çok yuva aramıştım halbuki... Bir allahın kulu bile çıkmamıştı... Hal böyle olunca biz de eşimle iyice gıcık olmaya başladık bu duruma... 

Çünkü biliyorduk ki, sırf "cins" diye isteyen insanlar, depresyondaki bir kediyle uğraşamayacak ve iki gün sonra yine kapının önüne koyacaktı bu bebeği... 

Bu arada hanımefendi kızgınlık dönemine girdi... Ben böyle şey görmedim arkadaş... O nasıl bir ses... Şimdiye kadar bir çok kedüş büyüttüm, hepsi tekir veya kırmasıydı ve böyle bir şey görmedim diyorum !!! =)

Veteriner ile kısırlaştırma operasyonu için görüştüğümde kızgınlıktan çıkması gerektiğini söyledi bu ameliyatın gerçekleştirilebilmesi için... Ama bizim kızın kızgınlıktan çıkmak gibi bir niyeti yoktu ^_^

Zaten huysuz... Bir de bu durum eklenince dedik, kimse bakmaz bu zilliye :D Eeee bu arada bizim evdeki canavarlar da alışıncaaaaa....

Dedik, tamamdır... Biz kalabalık bir aileyiz ^_^

İşte huysuz kızımın hikayesi de böyle...

Tam anlamıyla bir "Four in a row" ile başbaşa bırakıyorum sizi.... 



paws.

nora