Showing posts with label kedüşlerim. Show all posts
Showing posts with label kedüşlerim. Show all posts

Tuesday, 16 December 2014

Kuduruk Popolar Yeni Sezon


Yeni sezonda yine macera bizi bekliyor!!! =)






GoPro Hero 4 Test sürüşleri bunlar aslında... Shhh.... ;)



peace.



nora

Friday, 17 October 2014

Delirmemek için...

Hem gündemi takip edip, hem de akli dengemizi koruyabilmemiz için, günde en az 2 doz kedüş/kopiş fotolarına bakmamız lazım.

Bu da benim kamu sağlığına bir katkım olsun!

Bizim evin yeni nesil kuduruklarından ortaya karışık...!

Afiyet Olsun!








Mutlu Haftasonları y'all!

peace

nora







Monday, 14 July 2014

Mumuk.



Hep sıradan sebepler sıralardım blogumu neden ihmal ettiğime dair.

Ya "yoğunluktan",

Ya da "tembellikten yazamadım" derdim özetle, ve özür dilerdim sizden.

Bu kez "tatsızlıktan", "eksiklikten" yazamadım.

Evimizin ilk kedisi, eğlence ve ilham kaynağımız Mumuk kayboldu Mart ayında.

6 yıldır her anımızın birlikte geçtiği oğlumuz, bir pazar günü Göksu Evleri'nde, evden çıktı ve bir daha gelmedi.

Sosyal medyadan takip edenler zaten biliyor, aramadığımız delik, girmediğimiz ilan kalmadı.

Perişan olduk.

Kapı kapı gezdik.

Gecenin karanlığından, sabahın körlerine kadar.

Bulamadık.

Nispeten hayvansever bir sitede oturduğumuz için, yardımcı olmak isteyen de çok oldu. Hala arada ihbar telefonları geliyor, "Bu Mumuk mu?" diye.

Hiçbiri oğlum çıkmadı.

Kahrolduk.

Mart ayından beri her gün aklımızda.

Her gün ya internette aratıyoruz, ya da eve girmeden sitede bir tur atıyoruz, belki denk geliriz diye.

Çok yorulduk, çok üzüldük ama günlük hayatımıza da bir şekilde dönmek zorunda kaldık.

Evde ilgi ve sevgi bekleyen çok fazla çocuğumuz var. Onlar da perişan oldu günlerce biz sokaklarda sabahlarken...

Her haliyle çok özel bir kediydi Mumuk ve onunla yıllar geçirebildiğimiz için çok şanslıydık. Daha uzun yıllar birlikte olacağımızı zannederken... Başımıza bu geldi...

Bu süreçte, kaybolduktan 6 ay sonra, 2 sene sonra evine dönen kediler hakkında mucize hikayeler dinledik.

Artık bizim hikayemiz de mucizesini bekliyor.

Ah bir dönse...


nora

Tuesday, 7 January 2014

Anneeğğ Gaffam Yanıyo anneeğğğ!

Uzun süredir her bir dakikamı verimli geçirmeye çalışma kafasındayım.

Fotoğraf işlerinden boş kalan zamanları da Noramore ile doldurdum üzerinize afiyet.

Eğer bi şekilde ondan da artan zaman değil zamancık olursa, bunu da tutorial falan izleyerek dolduruyordum; aman boşa vakit geçmesin stayla.

Devreler yandı, tabii :S

Bugün dedim ki; anlamsızca bir şey yapacağım.

Ve yaptım da.

İşin daha anlamsız kısmı bunu sizlerle paylaşmak sanırım ama you know I'm crazy like that. ;)

Efenim bilgisayarımdaki fotolarımı kurcalarken, Sushi'min şu fotosunu buldum:


Bizim bahçede çekmişim güzel kızımı. Nasıl da tatlı şapşitto :)


Yaptığım saçmalığa gelecek olursak;


Taa---daaaaa!!!




Niye yani? Niçin???

Ne bilim.


Bazı insanların tablet kalemine erişimi engellenmeli bence...


İşte öyle.


peace

nora



Friday, 22 November 2013

Kaç olduk?

Etrafımdakilerin bana en sık sordukları soru:

"Evdeki pati sayısı kaç oldu şimdi?"

Mumuk The Kuduruk

İki basamaklı rakamlara geçtiğimizden beri bu soruyu hep geçiştiriyorum, ya da *politically correct* cevaplar vermeye çalışıyorum. ;)



Niye kasıyorsam?

3. kediden sonra zaten "manyak" gözüyle bakmaya başlamıştı herkes bize... ^_^

İşin aslı şu; hani siz bir hamur işi yaparken alabildiğine un koyuyorsunuz ya, heh biz de işte evimiz alabildiğince sokaktaki muhtaç durumdakilere açıyoruz kapımızı. ^_^

Ama artık bahçeli bir evde oturuyor olduğumuzdan, eskisi kadar zor olmuyor... Çoğu evi otel gibi kullanıyor zaten. Mesela Sushi zillisi artık sadece yemek yemek için uğruyor, iki sevdirip kaçıyor. Bazı günler gelmiyor bile...

Torunlardan sadece Avatar eve bağlı çıktı... O da garip bir bağlılık... Üst kapının önünde "Açın şu kapıyyyaaaaa!" diye ağlar, açarız, koşarak çıkar... Hooop dışardan alt kapıya dolanır, "Bu kapıyı da açıııııaaaannn!"... Ta ki bizi hayattan soğutana dek, bu şekilde bütün kapıların önünde isyandadır kendisi...

Son ütücü - Avatar ^_^

Cappy-licious

Bu kadar çok evcil hayvanla yaşamak elbette herkese göre bir şey değil... Tek bir hayvanın bile size nasıl bir sorumluluk yüklediğini düşünün... Bildiğin mesai harcıyoruz eşimle... Benim stüdyom evimin alt katı olduğundan, yani işim gereği kendileriyle daha çok haşır neşir oluyorum :) Ama zorlukları yok dersem yalan olur.

Doğal ortamında Sissy :)

En büyük sıkıntı tabii ki, temizlik! O_O Aslında çocuklarımı bahçeye salmadan önce sadece tüy problemimiz vardı... Onlar döküyorlardı, ben temizliyordum. Sonuçta kedi gerçekten de temiz bir hayvanat türü :) Şimdiyse tüy sorununa ek olarak, özellikle kışın, bir de çamur sorunumuz eklendi :) Hadi köpüşlerin patisini siliyorum dışardan girdiklerinde falan ama sıkıysa kedüşlerinkini sil :) Herhalde denesem hastanelik ederler beni ahahah ^_^ Zaten 10 küsür kedinin günde 1586 kez eve girip çıktığını düşünürseniz, matematiksel olarak da mümkün değil bu yöntem :) (Hala tam kedüş sayısını söylemiyorum yalnız ;)) 

Nana, nam-ı diğer Nanik!

O sebeple daha kolay olan, evin ortasında duran vileda yöntemini kullanıyorum :) Her bir kedüş eve giriş yaptığında "Kakılmıştır benim adım...!" anlayacağınız... :)

Mumuk'un pencere Qeyfi ^_^

Bir de bu kudurukları bırakıp bir yere gidememek gibi bir durum var tabii ki... Eğer şehir dışına gidilmesi gerekiyorsa eyvah! Birimizin evde kalması şart... Tatil falan? Zaten mümkün değil!

Sushi & Zeus

Sadece kedüşler varken yine de bir kaç gün bırakabiliyorduk da, Zeus'la Lulu'yu evde bırakıp gitmek diye bir alternatifimiz yok :)

Lulu & Zebuşka

Dışarı çıkan bir kedinizin olmasının bir diğer güzelliği (!) de, size olan sevgisini gösterme biçimi olarak, hediyeler getirmesidir... :/


Ben ki, bu eve taşınmadan önce böcek görsem tavana zıplardım, artık tam bir Amazon kadını oldum diyebilirim... Yukarıda görmüş olduğunuz gibi zavallılar bizim kedilerin kadrajına girdikleri an, işleri bitiyor... " Annecim sen bize çok iyi bakıyorsun, al ben de sana bunu avladım!" hediyesiymiş bunlar... Bence düşünmeleri yeter, gerçekten getirmeseler de olur!!! >.<



Aslında bu yazı daha çooook uzun sürer ama ben biraz yoruldum, şu Nanik gibi serileyim biraz koltuğa diyorum :) 

Siz de bu arada tahmin edin bakalım, evde kaç kişi olduk biz en son?

^_^

peace

nora


Wednesday, 6 February 2013

Meet Zuzu.

Son günlerde blogu iyice dükkana çevirdim, farkındayım :)

Ama ürünler sayesinde zırt pırt bloga girince, yazasım da daha çok geliyor. Ürünler beni daha iyi bir blogger yaptı.

Yes.

Güne Zuzu'mla başlayın diye gecenin bu saatinde gevelemek geldi içimden.

Zuzu'yla resmi olarak tanışmadınız. Tanıştırayım.

Kendisi bir Ağustos gecesi eşimin kullandığı arabanın önüne atlıyor. Gece ağzından kanlar gelerek eşimin kucağında acı içinde bağıran kediyi görünce kapıda, neler hissettiğimi anlatamam. Gerçekten beceremem anlatmayı, sanmıyorum.


24 saat açık veterineri Kadıköy'de bulup apar topar gidiyoruz.

Kimse umutlu konuşmuyor.

Üzerinden iki tekerlek geçmiş, umutlu olunacak bir durum olduğunu ben de düşünmüyorum. Karı-koca şoktayız.

O gece orada kalıyor, ilk müdahalesi yapılıyor, iç kanama için enjeksiyon, nefesi için oksijen veriyorlar vs.

Ertesi gün kendi veterinerimizi arayıp anlatıyoruz durumu. Görmemiz lazım diyorlar haklı olarak.

Zaten gece götürdüğümüz kliniğe gittiğimizde dünyadan bihaber insanlar karşılıyorlar bizi. Sorduğumuz sorulara cevap bile veremiyorlar. Yaptıkları işlemleri yazılı olarak istiyoruz ki kendi veterinerimize bilgi olsun, ama bunu bile yarım ağız, salla pati bir şekilde veriyorlar bize.

Borcumuzu ödeyip, kaçıyoruz oradan. Doğruca kendi veterinerlerimize gidiyoruz.



Orada gerekli müdahaleler yapılıyor, röntgeni çekiliyor vs.

Sonra biraz zor bir dönem bizi bekliyor.

Çünkü Zuzu felç kalıyor. Ama veterinerimiz daha ilk günden bize şunu söylüyor "Bu çocuk toparlar, 1-2 aya kalmaz tekrar yürür." 

Karşınızda ön patileriyle sürünerek ilerleyebilen, çişini kakasını bilinçsizce altına yapan ve bundan inanılmaz rahatsız olan bir hayvan var. Ama en azından nefes alışları düzeldi. Umutlanıyoruz. Yeter ki yaşasın, yürüse de yürümese de bakarız biz ona.

Her gün bize çok da yakın olmayan vetimize yolculuğa çıkıyoruz, eşim işten geliyor, arabadan dahi inmeden ben Zuzu'yla biniyorum ve gidiyoruz. Bir kaç saat orada kalıyoruz, tedavileri yapılıyor ve dönüyoruz.

Tam da Sushi'min doğum yaptığı dönem. Evin her yeri dolu. Ayakkabılığın olduğu evin girişinde minicik bir alan var. Orada bakıyoruz Zuzu'ya. Kimse gelmesin istiyoruz eve, oğlumuzun rahatı bozulmasın. Bir de "yuh artık, evin girişinde bile kedi mi bakıyorsunuz?" demesinler. Kendimiz de gülüyoruz halimize :)



Bir buçuk ay gibi komik bir sürede Zuzu yürümeye başlıyor. İnanılır gibi değil.

2-3 ay kadar sonra sadece kuyruğu çalışmıyor, ama onun dışında hiçbir sıkıntısı kalmıyor.

Çok kısa bir süre sonra kuyruk da tepki vermeye başlıyor.







Mucize demek isterdim ama değil.

Eğer eşim çarptıktan sonra basıp eve gelseydi ve o hayvan yolu sürünerek geçip, 2-3 ay kadar yol kenarında uzansaydı, ve tabii gökten yemeği düşseydi, kaka yaptığında mucizevi bir şekilde yara olmasın diye poposu temizlenseydi ve en önemlisi hiçbir tıbbi yardıma ihtiyaç duymaksızın kendi kendine iyileşseydi mucize olurdu, evet.

Çünkü bir hayvana arabayla çarptığınızda değil, onu alıp bir veterinere götürmediğinizde öldürüyorsunuz. Bilinçsizce çarpıyorsunuz ama bilerek öldürüyorsunuz. 

Ben bir taksinin bir yavru köpeğe çarpıp, aracından inip, arabasına bir şey oldu mu diye bakıp, hiçbir şey olmamış gibi binip gittiğini bile gördüm gözlerimle.

Şu anda Zuzu, 3 kilodan 5 kiloya çıkmış, sağlıklı, atletik ve kısırlaştırılmış bir erkek kedi. Deyim yerindeyse sapasağlam.

Geçenlerde zatürre olmayı başardı ve bizi yine biraz üzdü ama şu anda gayet iyi durumda. Tedavisi devam ediyor. Dışarı çıkması yasak.

Ve ben eşime hep aynı şeyi söylüyorum;


"Doğru arabanın önüne atlamış!"



peace

nora




Saturday, 22 September 2012

Ne var ne yok?! Kedüsler // special edition (=^.^=)



Evet suçluyum yine.

Arayı çok açtım.

Her zamanki gibi.

^_^

Bu özür faslını hızlıca geçiyorum zira yüzüm kalmadı =)

Kendimi affettirmek için 10 dakikada bi video hazırladım sizlere ^_^ Bu da yeni seri olacak üşenmezsem! Masaüstü Saçmalıkları!

Bilgisayar başında otururken kucağımdan kedi eksik olmuyor tahmin edersiniz ki... Bu da her gün ayrı macera demek... Ben de kaydetmeye başladım bu maceraları =)

 Pazar gününüzü Mumuk Efendi şenlendirsin bakalım!



Şapşik ya!


Efenim iş güç derken zaman nasıl geçiyor anlamadım. İrili ufaklı bir şeyler yapıyorum, kocik websitemi açmadan paylaşmak istemiyorum ama :/ O yüzden şikayeti/sitemi olan varsa kendisine bildirsin lütfen. ( Hooop sıyrıldık )

Evdeki kedi sayısını artık telafuz edemiyorum iki basamaklı sayılara geçtiğimizden beri. Torunlarımdan birine süper bir yuva bulduk ama diğerleri kaldılar başımıza! Bu arada bir tane de minnak mı minnak bir bebik kurtarmıştık şöyle bir tip;



Onu da Ankara'ya götürdük, yeni evine, üvey kardeşine alışabilirse şahane olacak.

Bizim torunlar da baya büyüdü ve şu an en çirkin dönemlerini yaşıyorlar... Bir kaç aya kalmaz tosunlaşırlar kuzucuklarım...






Torunlar, anneleri Sushi ve mecburen Sissy'yi ( hanfendi kendini süt anne ilan ettiğinden beri yavruların manyağı oldu! Bir dakika ayrı kalamıyor!) gündüzleri evin bahçesine salmaya başladık... Benim için büyük cesaret açıkçası ama ev artık yaşanılabilirlikten çıktığı için mecbur kaldık. Açıkçası onlar zaten bayıla bayıla çıkıyorlar, hatta ben içeride tutmakta oldukça zorlanıyordum diyebilirim... Şimdilik evden pek uzaklaşmıyorlar ama kedi milletini iyi tanıdığımdan bunun asla garantisi olmadığını biliyorum... Neyse ki oturduğumuz site genel anlamda hayvansever, herkesin köpeği kedisi var, sokaktakiler bile dobi dobi, dandik mama alırsan beğenmiyorlar falan. O yüzden içim bir nebze de olsa rahat. Şimdilik geceleri soğuk oluyor diye içeri alıyorum (gıcık oluyor tipsizler) ama en kısa zamanda bahçede onlara korunaklı bir yer yapalım diyoruz... Çünkü biliyorum bir kaç ay sonra toplayamicam zillileri her gece her gece... Du bakalım...


Geçen gün sitenin köftecisinin önünden geçiyordum bir tosuncuk gördüm ve dükkanın sahibinden öğrendim ki kendisi 4 senedir orda yaşıyormuş... Benim evdekilerden mutlu ve şişman görünüyordu ^_^

Bir maceraya atıldık bakalım...


Ha tabii bu arada evini açmak isteyen olursa elbette ki en iyisi o olur... Ama artık o kadar eminim ki tekir oldukları için yuva bulamayacaklarına... İnanır mısınız bana hala "Nana'yı vermeyi düşünür müsün?" diye soran var! Yuh artık! Sırf siyam diye... Bilmiyolar ki en problemli, depresyona meyilli, hassas kedimiz o... Üstelik kaç sene olmuş bizimle yaşıyor, ben o hayvanı niye ayırayım yuvasından? Niye vereyim ben çocuğumu? Saçma sapan işler... Neyse sinirlenmicim...


Videoydu, yazıydı derken sabahı bulduk bu arada... :S Yarın da çok işim var... Bu aralar çok yoğunum ama hiç şikayetçi değilim açıkçası... Okul bittiğinden beri boş geçen 1 dakika bile rahatsız eder oldu beni... Yeni mezun kafası herhalde...

Neyse.

Bi gecede iki ayrı posta hazırladım artık affetmişsinizdir beni? ^_^



peace.


nora



Tuesday, 19 April 2011

Ortaya Karışık.



Heyaaaaa millet !!! 

Yo, yo... Ölmedim... Hala yaşıyorum... Sadece bir blogum olduğunu unuttum !!! :P

Bir gecede tüm blogları kapatabilen ancak haftalarca geri açmayı beceremeyen "ileri" teknoloji anlayışı sayesinde kendi blogumdan soğudum yeminle.

Hala açamayanlar var blogları. Höhh artık !

Neyse buraya çemkirmeye gelmedim... Bloguma ulaşabilen bir kısım insana ölmediğimi söylemeye geldim :D


Blogger'ın yokluğunda tumblr'a sarayım dedim ama hiç de aynı tadı vermedi... Yine de orada paylaştığım fotolardan bir demet sunayım size...

14.kattan aşağıdakileri röntgenlemece...

Onun yerine duşa girin !!! :P

ÇETE !!!


vs.vs.vs... daha fazlası için tumblr linkimi vereyim: norawashere.tumblr.com 


-----------------------------------------------------------


Geçen ay teeee Paris'lerden Béacığım gelmişti, 1 hafta bende kalmıştı, ne de güzel olmuştu !!! Hatta kendi elleriyle bize ratatouille bile pişirmişti !!! Ben de her zamanki gibi cici fotolarını çekmiştim dünya güzeli arkadaşımın... İşte onlardan bir kuple...




En kısa zamanda yine gelse keşke... O kadar pozitif, o kadar tatlı bir insandır ki kendisi... Çok da güzel Türkçe konuşuyor =) Fransa'ya döndüğünden beri unutmuştur dedim ama nerdeeeee !!! :D

-----------------------------------------------

Şimdilik havadislerim bu kadar... Aslında vardır yine bir şeyler ama yarın sınavım olduğu için daha fazla vakit kaybetmeden uyuyayım ben iyisi mi...

Hadi artık tüm bloggerlar yavaştan eskisi gibi yazmaya başlasınlar... Bakın ben bile yazıyorum yani !!! :P

peace.

nora.