Showing posts with label Uzay. Show all posts
Showing posts with label Uzay. Show all posts

Monday, 15 February 2016

Uzay'da Yeni Gelişmeler

Creative minds are rarely tidy!

Günler çok hızlı geçiyor! 

Neden?

Çünkü bizimki geçen hafta emeklemeyi öğrendi! :O

7 aylık olmasına 10 gün kala çözdü işi!

Zincirinden kurtulmuş bir mahkum gibi son 6 ayın acısını çıkarıyor :) Gece uykusundan bile uyanıp emekleyerek bir yerlere gitmeye çalışıyor... >.<

Haftalarca dizlerinin üstünde yaylandı, bir günde çözdü tam olarak ne yapması gerektiğini :)

Instagram hesabımı takip edenler oradan videolarını izleyebilir tostos oğlumun...


Bu halleri daha dün gibiyken, hangi ara büyüdün de pati pati gidiyorsun be çocuk!


Artık kendi kendine oturmak da bebek işi! ^_^ Gün içerisinde sürekli, ordan oraya gidip, o minik poposunu devirerek oturur pozisyona geçiyor... 


Tabii ki anası olduğumdan her hali, her hareketi dünyanın en sevimli şeyiymiş gibi geliyor bana :)


Çirkin ördek yavrum benim!


Şimdilik son gelişmeler böyle... Bakalım daha ne maceralar bekliyor bizi!

Ben çok anlamıyorum ama duyan erken emeklemiş diyor, tecrübeli anneler nedir bunun ortalaması? Sizinkiler ne zaman emekledi/yürüdü?



peace


nora

Sunday, 31 January 2016

Her Çıkışın Bir De...

Düşüşü vardır.

Kızlarla akşam konuşuyoruz.. Konu bir yerlerden düşme hikayelerimize geldi :)

Sanırım herkesin hayatında mutlaka hiç unutamadığı, çok utandığı bir yere yapışma hikayesi vardır ^_^




Benimki Ankara'da geçiyor...

Annemle Kızılay'da geziyoruz... Kızılay yeraltı pasajlarıyla meşhur.. İşte o pasajlara da genelde ince basamaklı döner merdivenlerle iniliyor...

Pasaja adımımızı atmamızla ben boşluğa basarak düşmeye başladım.

Düşmeye başladım diyorum çünkü bu bir an değil, uzun bir süreç :)

Lambur lumbur yuvarlanıyorum...

Duramıyorum :)

Şerefsiz merdivenler de bir türlü bitmiyor...

Annem de yazık, bu süreçte yanımda olmak istiyor, beni bir şekilde hayatta tutma çabalarında...

Ben düşüyorum, o peşimden koşuyor...

Önce ayağını uzatıyor durdurabilmek için beni.

Yok.

Sonra elindeki çantasını uzatıyor, tutunacak bir dal olsun diye..

I-ııh.

Zemin kata ulaşana dek, aheste aheste yuvarlandım... Merdivenin basamakları bitince benim düşüşüm de bitti doğal olarak :)

Tabii ki o olaydan sonra defalarca düştüm kalktım ama o zamanlar lisede miyim neyim, çok utandığımı hatırlıyorum...

Yine de bu duruma gülmeme engel olamadı elbette utanç duygusu. Çünkü ben düşmelere inanılmaz gülüyorum! Kendim de olsa, başkası da olsa kopuyorum her defasında...

Bu konuyla alakalı unutamadığım bir diğer anımı da paylaşayım;

İzmir Konak metro girişinde 20li yaşlarında bir çift elele merdivenlerden inmeye başladı. Ben de arkalarındayım...

Kız aynı benim gibi durdurulamaz bir düşüşe geçti :) Sevgilisinin elinden kurtulmuş dan dun iniyor aşağı...

Kızcağız merdivenlerden yuvarlanırken sevgilisinin verdiği tepkiyi hala unutmam:

"Aşkım n'apıyosun???"

^____^

Var mı sizin de böyle asla unutamadığınız, en olmadık yerde yuvarlanmalarınız?




Wednesday, 27 January 2016

İlk Vukuat



Yukarıda suretini gördüğünüz Chucky bugün kaşla göz arasında telefonuma salya banyosu yaptırarak ilk vukuatını gerçekleştirmiş oldu ^_^

Tam da kulaklık girişine, gerekli miktarda tükürüğünü özenle akıttığı için telefonum sanki kulaklık takmışım gibi davranmaya başladı. Bu ne demek? Görüntü var, ses yok! :O

Hemen pirinç kabına tıktık telefonu, 6-7 saat kaldı orda ve ta-taaam! Düzeldi!

Hep duyuyorduk, görüyorduk ama ilk defa işimiz düştü, cidden de işe yarıyormuş pirinç!



Uzay şu anda her gördüğünü istisnasız eline alıp ağzına sokma safhasında, sanırım daha da yorucu günler bizi bekliyor! Hele bir de emeklemeye başlayınca direkt Lulu'nun tasmasını takayım boynuna diyorum ;)

Tecbüreli anneler kıs kıs gülüyosunuz di mi şimdi bana, "you have no idea" bakışları, gülüşleri bunlar, biliyorum!

Peace

Nora

posted from Bloggeroid

Tuesday, 19 January 2016

Para Üstünü Almayan Var Mı?


Biz yürüteç diye aldık ama içine Uzay'ı koyunca bildiğin dolmuşçu oldu çocuk ^_^

Seçme şansım olsaydı, çocuk büyütürken internetin olmamasını tercih ederdim sanırım. Her konuda birbirine tamamen zıt görüşlerin ısrarla savunulduğu bir mekan internet.

Yürüteç diye aratıyorsun, "Asla kullanmayın!" ile "Yürüteç olmasaydı ne yapardım?" arasında yüzlerce birbirinden farklı görüş karşısında tırnak kemirmeye başlıyorsun.

Emzik konusu da aynı şekilde mesela.

Böyle durumlarda, bizim zamanımızda nasıldı? diye soruyorum kendime. Eğer kendi çocukluğumda varsa, tamamdır. Sonuçta normal bir insan olarak büyüdüğüme göre sorun yok.

Ben bu aletin adını "Anneye Özgürlük" koydum.

En azından tuvalete gidebileceğim artık.

Ve tabii ki bütün gün çocuğu bunun üzerinde tutmayacağım, merak etmeyin her şeyin en iyisini bilen anneler.

Relax.

Yarın 6 Aylık oluyor bizim tostos. Ve evet gerçekten de "ne çabuk büyüyorlar!" 

Adam gibi 1-2 kare dışında fotoğrafını çekemedim oğlumun. Sanırım büyüyünce kızacak bana. Yarın 6. ayın şerefine bir kaç kare çekmek istiyorum aslında. 

Bol bol video çekiyorum doğduğundan beri. Belki bir gün montajlarım. Dönüp aylar önceki videoları izlemek daha keyifli geliyor.

Üstelik ne yalan söyleyeyim, hani şu yenidoğan bebekleri ecüş bücüş şekilden şekle sokup kollarını kafasının altında toplayıp fotoğraflarını çekiyorsunuz ya, bana çok itici geliyor o kareler. Son 3-5 yıldır moda oldu, her bebeğin bu tarz fotoğrafı var, birbirinden ayırt bile edilmiyorlar. Bebek fotoğrafçısı arkadaşlar kızmasın, siz mesleğinizi yapıyorsunuz, arz-talep meselesi, belki ben de o alanda fotoğrafçılık yapsaydım, ben de çekerdim. Sadece kendi bebeğimi o tarz doğallıktan uzak pozlarda sevmediğimi farkettim anne olunca. Bizim çocukluğumuzda fotoğraf stüdyosuna gidip garip fonlarda fotoğraflarımızı çektirmişler ya hani anne-babalarımız, yıllar sonra kendi çocuklarımız da bu fotoğraflara bakıp gülecekler gibime geliyor.

Bak ben de bu konuda ukalalık yaptım taze anne olarak.

Çünkü annelik müessesesi bilmiş olmayı gerektirir.  Öğrenin bunları ;)

Cheers.


nora



Haşırt Tu Dı Blekbord!



Çok sağlam cortladım! ^_^

Bir gün kaçırınca gerisi çorap söküğü gibi geldi...

Haftasonları aksıyor yazma işi biraz.. Haftaiçi rutininde daha kolay bazı şeyler.

Olsun, bazı günler çifter çifter yazıp telafi ederiz. ;)

Bazen resmen rahat batmış da kendime iş çıkarmışım gibi hissediyorum ne yalan söyleyeyim ^_^

Hayır niye her gün diyorsun? Haftada 1 gün de?

İki günde bir yazıcam de?

Yok olmaz, durup dururken hayatı kendine zorlaştırmazsan hiçbir kıymeti yok.

Neyse.

İşte geldim burdayım.

Yakında çok süper bir yazı ile karşınızda olacağım hepiniz affediceksiniz beni.

Hepiniz derken?

Bi allahın kulu da merak edip sormadı bu kız her gün yazıcam dedi, kaç gündür niye yok diye?

O da sizin ayıbınız olsun!

^_^

peace

nora

Thursday, 14 January 2016

Uzay'da Bugün



Bugün de böyle geçti.


Uzay dönmeyi öğrendiğinden beri koltukta oturmak haram oldu. Ailecek yerde sürünüyoruz.

Hangi anne-babayla konuşsam "Ayy dur bu daha iyi günleriniz" diyor :/ Doğumdan 6. aya kadar her ay için böyle dediler. 

Bence aslında gittikçe zorlaşmıyor olay, her ayın farklı zorlukları var, insanlar atlattıkları evreleri unutuyorlar gibime geliyor.

Mesela ben gaz sancısı dönemi geçtiği için çok mutluyum. 2. aydan 4. aya kadar her gece, istisnasız 19.00-21.00 arası non-stop ağlama. Kabus gibiydi gerçekten. Bazı günler sabaha kadar.

Şimdi ise farklı zorlukları var, bir an bile yalnız bırakamıyorsun, aman onu ağzına atar, aman ordan düşer vs. Bir yandan artık iletişimde olduğumuz için çok keyifli bir yandan da yok dişi kaşınıyor bugün çok huysuz, yok 5. ay atak dönemi bilmem ne derken günler geçiyor işte. 



Bu aralar genel olarak yerdeyiz. Tabiri caizse "kıçım çıktı" ama olsun.

Televizyonun karşısına seriyorum bir çarşaf, bi yanımda Uzay, bir yanımda Netflix oohhh keyif.. Tabi bi bölüm diziyi izlemem 36 saat sürebiliyor bazen ama olsun buna da şükür :)

Özetle yorucu ama keyifli bir dönemdeyiz.

Paşazadenin emekleme çabaları hızla devam ediyor, 

Bakalım mobil versiyonu nasıl olacak ^_^



Ailecek yerdeyiz derken tabii ki kedi-köpek kim varsa birlikte sürünüyoruz! 

Eksik kalırlar mı hiç? ^_^



peace


nora

Wednesday, 6 January 2016

Kanyon

Atmosfer henüz çok değişmeden bir an önce paylaşayım istiyorum.

Yeni yıl zamanı yolunuz Kanyon'a düştü mü?

Benim Aralık ayında bir kaç kez düştü.

Sanırım şimdiye kadar gördüğüm en iyi yeni yıl süslemesini Kanyon yapmıştı. Gerçekten masalsı bir ortam yaratmışlar.


İstisnasız herkes en alt kattaki yapay karlarla kaplanmış mini göletin etrafında fotoğraf çektiriyordu.

Hatta eşim kahve almaya gittiğinde oğlumla beklerken, bir ömrümüze yetecek kadar selfie çeken insan gördük diyebilirim :)


Instagram hesabımı takip edenleriniz bu fotoğrafı görmüşlerdir zaten :) Minik kutup ayısıyla soğuk demiyoruz geziyoruz.. Tabii bu fotoğrafı çektiğimde gerçek kar henüz yağmamıştı, biraz o yüzden de alışveriş merkezini o halde görünce büyüleniyordu insan.


Fotoğraflar maalesef cep telefonuyla çekildi, 8 kiloluk bir tostosla gezdiğimden Marky'mi yanıma almayı aklımdan bile geçirmiyorum bu aralar ^_^


Aslında ilk gittiğimde bu alanda buz pateni sahası vardı, çekmemişim onu. Sonradan gittiğimde tasarım pazarı kurulmuştu. Noramore olarak belki Uzy büyüyünce biz de orda yer alırız ilerleyen senelerde ;)



Efendim buraya kadar Kanyon tanıtımı gibi oldu farkındayım. Ancak benim bu blogda para / hediye vs. karşılığı yazı yazmadığımı eski takipçiler bilir. Yeni gelenler için de belirtmiş olayım, kendi markam olan Noramore dışında reklam almıyorum ^_^ Eğer bir mekanı, bir ürünü anlatıyorsam tamamen babamın hayrına, gerçekten beğendiğim ve tavsiye etmek istediğim için yazıyorum. Bu da burda dursun.

Zaten birazdan bahsedeceğim konu ile bunun bir tanıtım yazısı olmadığı çıkacak ortaya...

Yıllardır, en sevdiğim alışveriş merkezi olarak Kanyon'u söylerim. Ferah, havadar, şık, sakin olduğu için diğer AVM'lerden çok seviyordum. Ta ki, bir bebek sahibi olana kadar.

İnanır mısınız bilmem ama Kanyon'un otoparkına bebek arabasıyla inmeniz imkansız. 

Asansör ilk kata kadar var.

Yürüyen merdivenin ise ilk kattan itibaren önüne kocaman demir duba koymuşlar, hani alışveriş arabalarını çalmayalım diye koyarlar ya, ondan. 

Doğal olarak otopark katlarına bebek arabasıyla inemiyorsunuz. 

Çok saçma di mi?

Bence de.

Diyelim ki insan değil, Zeyna'sınız; bi kolunuzla çocuğu sırtladınız, diğer kolunuzla da bebek arabasını yüklenip bir şekilde dubayı atlattınız ve geçtiniz. (Ki bence mümkün değil geçemezsiniz)

Peki ya engelliler???

Onlar ne yapacak?

İstanbul'un göbeğinde, Levent'te bir alışveriş merkezi bunu yapıyorsa...

Bence korkunç bir şey, üstelik tasarımıyla da övünen bir mekan bu konuyu düşünmemiş olabilir mi? 

Hoş, asansör olan yerlerde de sağlıklı, gencecik insanlardan biz bebeklilere ve engellilere sıra gelmiyor o ayrı konu... Ben Uzay gelene kadar, hamileliğim de dahil olmak üzere, asansör kullanmak nedir bilmiyordum, çoğu yerin asansörünün nerde olduğunu bile bilmem. Gerçekten anlayamıyorum bu insanları.

Bugünkü yazı da böyle tatsız bitsin.

Belki okuyan biri olur da, dank eder.

peace

nora




Tuesday, 5 January 2016

Kedi, Köpek ve Bebek

"Eeee akşama ne yemek yapsam?" gibi "Yarın bloga ne yazsam?" diye düşünür oldum ^___^

Hatta dürüst olmam gerekirse, tanıyanlar bilir; akşama ne yemek yapsam diye düşündüğüm pek görülmedi bugüne kadar ;) Kıymetinizi bilin!

Aslında elimde yazılmayı bekleyen çok sağlam hikayeler var... Bunlardan en bombası elbette ki doğum hikayem... Kendi doğumum değil tabii ki, Uzay'ın doğum hikayesi. Öyle ya, neden "doğum hikayem" diyoruz? "Doğurma hikayem" denmeli aslında. Neyse.

Doğurma hikayemi hemen yazamayacağımı biliyordum aslında ama çocuk nerdeyse 6 aylık olacak, bu kadar gecikeceğimi tahmin etmiyordum. Hoş, bu süreçle ilgili hemen hemen hiçbir şeyi doğru tahmin edemediğimi bir bir başıma gelince anladım ya... Şimdi daha iyi anlıyorum, markette sokakta hamile halimi görüp bana acıyan gözlerle bakan diğer anneleri ^_^

O bakış aslında "You have no idea!" bakışıymış :)

Siz siz olun, çocuk sahibi değilseniz, hiç atıp tutmayın.

Ben çok atıp tuttum.

Hepsi patladı :)

Doğum macerasını ayrıca yazacağım. Söz. Her hamile gibi ben de başka insanların hikayesini okumaya can atıyordum. Sadece bu sebeple bile yazmam gerek.


Evde bir sürü pati varken bir de çocuk gelince noldu? 



Daha fazla yorucu oldu. Hepsi bu. Önceleri %100 benim ilgimi gören tipitoşlar, ben Uzay'a kilitlenince, triplerden triplere girdiler. Kıskananlar oldu tabii, ama kıskanmak deyince çocuğa zarar verecek bir kıskanma gibi düşünmeyin, işte yukardaki gibi, ana kucağını paylaşamamak mesela :) Cappy'i indiriyorum, çocuğu alıyorum koymak için, hoooop o arada Nana oturmuş bile! 

Ailenize yeni katılan bir bebek olduğunda evdeki hayvanlarınızı göndermek zorunda değilsiniz. Bu saçma düşünceyi atın kafanızdan. 



Kediniz / köpeğiniz kasıtlı olarak bebeğinize zarar verecek hiçbir şey yapmaz. Elbette ki bebeğinizi gözünüzün önünden bir saniye bile ayırmamalısınız; ancak zaten evde bir hayvanınız olmasa da bebeğinizi gözünüzün önünden bir saniye bile ayırmamalısınız :)

Bizim asıl kadromuz artık Cappy, Sissy, Nana ve Lulu. (Zeus bir kaç ay önce bizi terk etti, o konuyla ilgili elim pek gitmiyor klavyeye ama yazıcam bir ara..) Ama bunların dışında hem eve girip çıkan 10 kadar kediden oluşan bi seri var (Avatar, Sushi, Ponpon, Karamel, İrmik vs. ), bir de üstüne bir bu kadar daha eve girmeyen, bahçede baktıklarımız. 

Böyle bir eve bir de bebek doğunca, bana da sadece kafaya huniyi geçirmek kaldı ^_^



Evimiz büyük, yer sıkıntımız yok aslında. Zaten zamanında hayvanlar rahat etsin diye böyle bir eve taşınmıştık. Ama tabii ki de evin büyük olması evdeki bütün hayvanların ben neredeysem orada olma isteğini değiştirmiyordu ^_^

Her an benimle alt alta üst üste olmaya alışık kedilerim ve Lulu, sezaryen sonrası iyileşmeye çalışan, 7/24 kucağında bebek olan, bu insanlıktan çıkmış vaziyetteki annelerini pek bir yadırgadılar. 

Eve gelen giden de cabası.

Normal şartlarda da misafir olayına pek sıcak bakmayan kedilerim iyice telef oldular :) 

Neyse ki ilk tantanalar geçince her şey normale döndü.

Tabii ki bu süreçte birbirinden fantastik şeyler duymadım değil... Aman tüy kaçar, aman bebeğin suratına otururlar (niyeyse?) aman şöyle yapar, böyle yapar... Bunları diyenler de hayatı boyunca evinde tek bir hayvan beslememiş insanlar... 

"Çok afedersiniz de, benden iyi mi bileceksiniz?" demedim. 

Onun yerine çocuğuma, aileme odaklandım. Onlarla savaşarak harcayacağım enerjiyi, oğluma kullandım. 

"Hıı.. hıı.. evet... tabii tabii... Yok zaten almıyoruz biz kedileri o odaya... " falan :)

Bu yazıyı okuyan hayvan sahibi hamileler varsa, tavsiye ederim, hiç uğraşmayın, ağzınız onları onaylarken, kafanızın içinde minik bir maymuncuk trampet çalsın :)

  Dinlemeyin, geçin.

İçinize endişe tohumları ekmelerine izin vermeyin.


Hayvanlarınızın düzenli aşılarını, iç-dış parazitlerini yaptırın, sizin de aklınızda bir soru işareti kalmasın.

Siz zaten annelik içgüdülerinizle yavrunuzu her türlü tehlikeden koruyacaksınız, bırakın çocuğunuz hayvan sevgisinden mahrum kalmasın.

Bir süre sonra bebişiniz ayaklandığında hayvanları ondan nasıl koruyacaksınız onu düşünün :)


peace

nora