Monday, 23 March 2009

in the hands of time.



Geçen gün 3 saatlik bir boşluk vardı hayatımda. Bu fotograflarla doldurduk.
Ne iyi ettik.







Ve daha fazlası DA'da.





---------------------------------------------------------------

Bu arada kayınvalidemden dikiş makinası sözü aldım yaza kendi tasarımlarımı seri üretime dökebilicem inşallah :P ( bkz. ortada fol yok yumurta yok )

Yavaştan sınavlar başlıyor, ne sıkıcı. :S



peace.
nora.

Sunday, 22 March 2009

MiMlenmeyengillerden misiniz?



" Ayyy, aslında hiç hoşlanmıyorum şu mim olayından ama Ayshe, Gulchin, Haççe mimlemiş madem ben de gösterim çantamın içindekileri....bik bik bik..."
Nasıl yalan ya. Hayatı boyunca bu anı beklemiş gibi, bütün rujlar itinayla dizilir markaları görünecek şekilde; kremler losyonlar havada uçuşur... O hoş çantaların hiçbirinden de toz, gereksiz kağıt, kimlik, ehliyet vs. çıkmaz.. Demek ki bu hatunlara lazım olmuyor kimlik falan, maxfactor eye liner ı gösterince trafik cezası falan ödemiyorlar...

Ben de makyaj yapıyorum her gün... Hatta bakkala bile gitmem makyajsız ama çantamda bi tane ruj yoktur, saçma çünkü 10dk da bir sigara içiyorum, onu mu tazelicem :D

Neyse, kimse alınmasın kırılmasın ama yani birbirimizi kandırmayalım :D Tamam çantalar makyaj malzemesi doludur, inanırım ama, sadece onlar olamaz o bavulumsu şeylerde :D

Bi kere 2 kadından birinde mutlaka orkid vardır ( hijyenik ped diil evet evet orkid; anlam genişlemesi diye bişi var). Hatta bu yüzdeye güvenerek ben şahsen taşımam, nasılsa bulurum birinden diye:D

Ayrıca kuzum para da mı taşımazsınız siz? :D Ya da ne bilim böyle işe yaramaz, gereksiz bişiler çıkmaz mı çantanızdan sizi şaşırtan "oha bunun ne işi var yaa?" dedirten?

Valla ben az önce çantamı yere boşalttım, içinden çıkanlar pek ilgi çekici şeyler değil ama en azından gerçekten içinde olanlardı ^^

Kimse mimlemesin istemem ayy ben sevmem öyle şeyleri ama madem ısrar ettiniz gösterim madem.... :P
1 - Çantanın ta kendisi.
2- Selpak. Anlamicak bişi yok.
3- Kıştan beri çantanın içinde sürünen eldiven.
4- Geçen gece okuldaki kokteylden yanlışlıkla çantamın içine giren (!) kadeh.
5- Kalemler. Ikea'dan itinayla kalem yürütülür.
6- Defter. Her öğrenciye lazım.
7- Öğrenci kartı, akbil, kredi kartı vs.
8- Hava kondansatörü. Şaka lan. Telefon. Bakim okuyo musun diye şeettim.
9- 3 kuruş para.
10 - Anahtarlar.
11- Sigara. Sağlığa zararlıymış, öyle diyolar.
12- PSP. Artislik olsun diye değil valla, yanımdan ayırmam.
13- Sümüklü peçete. Bence bu da sağlığa zararlı.
14- Kulaklık.
15- MouMouque. Ne alaka demeyin, bizimki açık çanta gördüğü an içine giriyo. Deli işte.

peace.
nora.

Thursday, 19 March 2009


Harddiskten çıktı, belki de yıllar önceki bi konuşma:

y3k dit :60.000 ytl'lik kredi alırsan
y3k dit :ve 5 yılda ödemeyi tercih edersen
y3k dit :ayda 1.400 civarı bi şey ödüyorsun.

nora dit : ıghh

nora dit :tabi bizim aldığımız 70i unutuosun

y3k dit :eheh evet

nora dit :biz zaten bi 1500 ödüoz her ay

y3k dit :o zaman 100 yılda ödeme seçeneğini düşüneceksiniz

nora dit :aheuhae
nora dit :2 katı kredi sahibi olup 10 yıla bağlasak ayda 1500 e denk gelmio mu hocam düz mantıkla? hehe

y3k dit :bankalarının mantığı da "düz" ama senin dediğin, sıfat olan düz değil. fiil onlarınki.

----------------------------------------------

beni sevmeyen ölsün


Şimdi tabi bi önceki posttaki talebime cevap gelmedi sanıyosunuz siz "0 yorum" yazıyo diye... Halbuki 2 yeni izleyici katılmış ve açık söylim, kendilerini tanımam etmem... hoşgelmişler.. Demek ki burda sadece tanıdıklar yok, PMS'imden rahat rahat bahsedemicim... Eee tabi diğer yüzlerce röntgenci kimliklerini açıklamak istemediklerinden saygı duyuyorum... Egomdan zırnık eksilmedi yani... hıh... (yalandan kim ölmüş?)

----------------------------------------------------------------------------

Haftasonu Béa + sevgilisi + Mewal bize gelio, şaraplar alındı... Bi de yemek yapcak adam lazım :S

----------------------------------------------------------------------------
peace.

Tuesday, 17 March 2009

omg wtf dude

Uzun bir aradan sonra bugün dişe dokunur bişiler yaptım ya, oh be.

Okul çıkışı, Su konferansı için İstanbul'a gelen konukları The Marmara ve Marmara Pera'dan toplayıp Esma Sultan Yalısı'ndaki davetlerine götürdüm... Altıma resmen bi otobüs çektiler.. Böyle sorumluluk falan... Birbirinden Fransız 40 yaş üstü insanlar çocuk gibi sürekli sorular sordular, ben de mükemmel (!) fransızcamla muhteşem artisliğimi harmanlayıp, sıkıştığımda ingilizce döktürerek ortaya karışık bir rehber oldum =) Sorunsuz ve beklediğimden çok kolay geçti.. Hatta nerdeyse eğlendim bile.. Bi de üstüne para alıcam oohh...


Ama bu gecenin highlight'ı kesinlikle, çocukluğumdan beri garip bir hayranlık beslediğim muavin koltuğuna oturma şerefine nail olmaktı... Şimdi bütün otobüs benden soruluyo ya, o koltuk bana taht gibi geldi, tam da beklediğim gibi... Zaten dev gibi camın hemen arkasındasın, manzara muazzam ... Bi ara gözüm muavin mikrofonuna da kaydı ama fransızcama güvenemedim şebeklik yapmak için :D Bi de konuklar öyle eğlenmeye gelmiş sıradan turistler olmadığından yemedi yani... Ama o koltuğa oturdum ya, bir sonraki hedefim mikrofon =) Otobüs içi karaoke parti gibi hain planlarım var...




Karaoke dedim de... bence bi gözatın ya inanılmaz zevkli şu site... Bu haftasonu kocacımla baya eğlendik rezilcemesine şarkı söylerken =)




----------------------------------------------




Şimdi ben böyle blog blog gezmeyi artık kendime iş edindim... Düzenli olarak gezdiğim, sessizce takip ettiğim hayatlar var... Bir an geliyor yazdıkları bazı şeylere kayıtsız kalamayıp, yorum yazıyorum ve kendimi salak gibi ifşa etmiş oluyorum... Halbuki röntgencilik daha güzel...




Sonra aklıma geldi acaba benim blogu da röntgenleyen birileri var mıdır diye... Hafife alınmayacak dozdaki egomun gazıyla dedim tabi ki vardır, olma mı_?... Her ne kadar bu blogu açarken "aman da dünya alem beni okusun" dan çok, "yaw bi günlük tutim, böyle çevremdekiler zırt pırt aman beni niye aramıyosun, aradığımda niye açmıyosun, öldün mü, kaldın mı? gibi bıdı bıdı yapcaklarına okusunlar, öğrensinler" gibi bir amaçla yola çıkmıştım... Sonra tabi blog dünyasına daldım ettim... Baktım ya dantel, tığ, yemek tarifi blogcusu ya da entel, anlaşılmaz, kaotik zırvalamacısı olmak lazım... Şimdi bunların hiçbirini aşağılayamam, bir nebze bünyemde vardır hepsinden... ama illa ki okunmak için bunlar mı lazım ya? Bana kalsa, sırf tanımadığım birinin hayatını gözetlemek bile yeterli takip etmem için... Standartlarım çok mu düşük acaba?


Tabi şöyle de bir şey var; ben edebi metin yazıyor olsam(belki yazıyorum bilemezsin) neden bunu blogumda harcim? Madem bir kitleye ulaşması gerektiğine inandığım bir şeyler üretiyorum, bari kaymağını yiyeyim diyerek yayımcı falan ararım herhalde... Neyse, asıl konu bu değil...




Asıl konu; gerçekten pek/hiç bir şey anlatmayan bu blogu beni tanımayıp takip eden var mı? Varsa delikanlı gibi çıksın ortaya... Söz bi güzellik yapıcam, böyle jest falan... Valla lan.




Arkadaşlarıma Not: Olm bakın kimse çıkmazsa anonymous girin bişiler yazın, rezil etmeyin beni!






Off amma çenem düşmüş bugün..




Gittim ben.
peace.
nora.

Friday, 13 March 2009

bookworm :S




Bu dönem Türkçe dersi alıyorum. İnsana zorla müthiş kitaplar okutuyor hocamız sağolsun =) Dün belki de hayatımda ilk defa bi oturuşta 200 sayfadan fazla okudum. Beni buna zorlayan hain yazar, Oya Baydar ve eseri "Sıcak Külleri Kaldı". Aşk hikayesi süsü verilmiş politik bir roman. Şiddetle tavsiye edilir.

Şu aralar okul vasıtasıyla okumam gereken çok şey var, o yüzden yine Oya Baydar'ın "Kedi Mektupları" adlı eserini çok merak etmeme rağmen, yaza ertelemek durumundayım. Ama sizin böyle bir probleminiz yoksa buyrun okuyun, bana da haber verin nasıldı? :D

İlginizi çektiyse sizi şöyle davet edeyim...

Sıradaki kitap Nedim Gürsel'in "Boğazkesen"i. Heyecanla bekliyorum :S



( Gittikçe inekleşiyorum ben ama hadi bakalım...)

Wednesday, 11 March 2009

template kabusu

Son yarım saattir uğraştığım işe bak... Efendim neymiş, içime sinen bi template bulamamışım, bu masaüstü çakması template çok dağınıkmış bik bik bik... kendim kaşındım... sayısız denemeden sonra dedim bloggerın kendi sade siyah zemininde huzur bulayım ama o zemine sümük gibi yapışıverdim :S Ben zart zurt template değiştirirken, bi sürü fotograf, yandaki ıvır zıvır bişiler kayboldu sanırım :/ Ama yok hak ettim ... yaldızlı pekiyi bana !

Üfff neyse biraz daha kurcalim, gidenin arkasından ağlim falan...

shit.

nora.

Monday, 9 March 2009

B.O.R.E.D.O.M.

Nothing goes around. Therefore, nothing comes around.
Karma has just left the building.

--------------------------------------------------------
Denizcim "değişim" demiş... Aşktan öte; aşkın evrildiği an. Valla insanın evrilesi geliyor =)


photo taken by me.

Dedicated to Deniz+1

Wednesday, 25 February 2009

Saturday, 21 February 2009

Teneffüs bitti =(

Pazartesi okula dönüş... Ne güzel oturuyoduk evde... Şimdi sabahın köründe İstanbul trafiğine katkıda bulunmanın ne alemi var ki?.. Okul başlamadan ödevler başladı ; yok kitap özeti yok bilmem ne... Teknolojinin zararları başlığı altında hocalarla mail yoluyla iletişim kurabilme konusunu örnek gösteriyorum... Maille ödev bildirimi bi 5-10 sene öncesine kadar kimsenin aklına gelmezdi. Lanet olsun sana bilişim dünyası...

-------------

How I Met Your Mother 5. sezonu bi solukta izledik geçen gün... Resmen kopup bi süre toparlanamadığımız anlar oldu =) Uzun zamandır böyle eğlenerek bişi izlemioduk süper geldi... Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim... Düşük seviye IQ sahipleri için hazırlanmış ve yıllarca devam eden Friends adlı diziyi ciddi anlamda sollayacak bir içeriğe, kurguya ve ekibe sahip HIMYM...





Ve tabiki Barney Stinson'ın hastasıyız ailecek =)


" It's gonna be legend... wait for it... and I hope you're not lactose intolerant because the last part of this word is DARY!"

Gerçek adı Neil Patrick Harris olan aktörün 3 bölümlük "Dr.Horrible's Sing-Along Blog" adlı bir dizisini buldum geçenlerde... tavsiye ederim, pek hoş olmuş o da...

Happy as a Hippo...!

GittiGidiyor'dan sipariş ettiğim emzik kolyem bu sabah geldi :D 2 gün bile sürmedi, şaşırdım valla...
Sabah sabah pek bi mutlu oldm...


Efendim eser sahibi Gökçe Hanım'ım dükkanı --> GGC









Thursday, 12 February 2009

Crossin' Stitchin' Oh Yeah

Part-time evhanımlığı yaptığım zamanları değerlendirmek için bir süredir aranıyordum. Fikir bazında bir sürü projeye imza atıp, iş bunları gerçekleştirmeye gelince fıs çıkıyordum (bkz. tipik nora davranışları).


Dün WoW'daki serverlar bakımdayken resmen yapacak hiçbir şey bulamadım. 3 yıldır WoWsuz zaman geçirmediğimden, serverların kapanması sonum oldu. Müzik dinlemek, TV izlemek, internette gezinmek vs. hep oyundayken mola anlarına itinayla denk getirilen ya da oyunla paralel yapılan şeylerdi benim için. Without WoW, i'm useless.


İdi. İlk şoku atlattıktan sonra, düşündüm, oyundan önce nasıl vakit geçiriyordum diye. Aklıma gelen bir sürü ıvır-zıvır arasından kutsal bir ışıltıyla parlayan bir fikir fonda huzur veren bir müzikle canlandı. Ben eskiden örgü örüyordum. [ Örgü örmek? Ölü öldü gibi oldu... örgü yapmak denir sanırım...]



Daldım blog dünyasına tabi hemen. İnsanlar neler yapmış... Nette sörf halindeyken tam da bana göre bir uğraş buldum. Cross Stitch [yani etamin işleme, kanaviçe, çapraz dikiş..vs.] dün sabah hayatımı kurtardı. Bu kez üşenmedim, gittim mahallemin arka sokaklarında bir tuhafiyeci buldum... Adına yakışır, yeterince tuhaf, çember sakallı bir adama hayatımın bu etamin ipliğine bağlı olduğunu, serverlar kapandığından beri sinirlerimin kasnakta gerim gerim gerildiğini, iğneyi kendime çuvaldızı başkasına batırmak istediğimi uygun bi dille anlattım. Sıkıldı. Çok da umrumdaydı, ver malzemelerimi işlicem, pas tutmicam ben.


Günün sonunda zafer sarhoşluğundan mütevellit başdönmesi normalmiş....


Evde atmaya üşendiğim ama hiç de sevmediğim 2 tane kırlent vardı... Karşınızda ilk eserim ;








Ve kahramanımız bir kez daha günü kurtardı....
Uffff daha neler yapıcam var ya :D acaip zevkli bi işmiş bu :D
peace.
nora.

Sunday, 1 February 2009

hoşgeldin yeeeenim...

Berk geldi.

Öss yolcusu kalmasın.

Seneye temelli gelsin.

Yirim.

Saturday, 31 January 2009



Kedi + merak bağlamında buluşalım gel bize...

daha neler... harbiden lan neler???

Elbette buraya yazılacak yığınla şey var şu parlak hayatımda...


Tabii ki her gün ayrı macera; öyle dolu dolu geçiyor ki inanılmaz yoruluyorum...


Yani o kadar çok olay gerçekleşiyor ki, sanırsınız dünya benim için dönüyor...


Buraya yazayım diyorum ama, yazsam hayatım roman olur, ondan korkuyorum. Sonra uğraş dur, telif hakkı falan.


Yahu böyle de çılgın yaşanmaz ki...


Yalan.


Nora cephesinde bi bok yok.


peace.

Thursday, 22 January 2009

Raid @ Beşiktaş

Geçtiğimiz haftasonu yine WoW'daki Sky adlı guildimizin nadide üyeleriyle buluştuk... Muhabbet, sohbet hiç bitmedi tabiki... Bizim oyuna asosyal ortam diyenler utansın...




Girdiğimiz instance'ın (oturduğumuz kafenin) duvarı.

Destanyah, Ozqur, Painkiller, Norajartan, Ariru, Cokimonster


Ariru, Silversky





Imba çift.... =)

---------------------------------

Arıl'ın bilgisayarı bozulmuştu... Benim finallerim vardı, oyuna giremiyordum... Biz de Arıl'ı evlat edindik 2 günlüğüne :D






Bu durum MouMouque'un sinirlerini biraz bozdu sanırım, paramparça etti çocuğun kollarını...



-------------------------------------------

Son gelişmeler böyle... Yarın Kuyaş'ın sınavı da bitti mi, Nora özgür kalıyor... Bol şans bana....

peace.

nora.

Finallerin dondurucu soğuklarında sıcacık bir mektup geldi bana Belçikalardan... Ekinovski mektubumu alır almaz cevap yazmış... Kapımda görünce yukarıdaki zarfı, ben oldum şokella.... :P


Çok sağol datlum, ben de cevabını yazmaktayım.. Beni biliyosun öyle 1 sayfa yazıp gönderemem, biraz biriksin öyle göndericem en kısa zamanda :D



-------------------------------------------------


peace.

Wednesday, 14 January 2009

narsistim ağlayanım yok :/

Ne sezon indirimleri geldi geçti... Nora tuttu kendini.. Çok uzun zamandır almadı bir çift ayakkabı kendine... Ama yetti artık ! Zaman alışveriş zamanıdır... Pamuk el cebe atıla !!! Piyasada para dönmesi lazım.. Sorumlu bir vatandaş olarak en kısa zamanda atacağım kendimi kunduracılara... Demedi demeyin...

"Ölmeye değil, Öldürülmeye ihtiyacım var..." ***


Blog dünyası 2sıfırsıfır9 içerikli yazılarla çalkalanırken, ben yaya kaldım, farkındayım. Iııh-ıh henüz girmedim, ne yeni yıla, ne de yeni yaşıma... Hazır olduğumda bu konuyla ilgili bir şeyler yazacağım elbet. Zamanı gelene kadar shushhhh.... !


----------------------------------------------------


Tüm klişemi giyinip "finaller kapıda" desem, çok mu yavan olur? Öyle ya da böyle, bu hafta ve onu takip eden diğer 5 gün atlatılmayı bekleyen bir eziyet. Şimdiye kadar hiç de fena gitmedi şaşırtıcı bir şekilde. Ailecek umudumuz başarılarımın devamı. Haydi kızlar okula, zira finaller beklemez...



Bu final sınavının hamurunu birkaç hafta önceden açmaya başladım bu kez. Beni tanıyanlar bilir ne denli tembel olduğumu. Akşam yatmak bilmez, sabah kalkmak bilmez bu bünye bu yıl sınavlara hazırlıklı girdi. Kendime kendimce bir düzen(!) oturttum. Her akşam 19:00 bilemedin 20:00 gibi uyuyup sabah en geç 05:00'te kalkıyorum. Tabi bunu yapabilmek için geçtiğimiz haftalarda 1 tam gün hiç uyumadan geçirmek durumunda kaldım ki bu konuyu ayrı bir platformda tartışalım. Gün henüz başlamamışken "zınk" diye uykunu almış bir biçimde uyanmak, gözünü açtığında herhangi bir yere geç kalmadığını fark etmek inanılmaz gurur verici bir olgu benim için. Tek olumsuz yanı, energizer tavşanı olmadığını farkedip akşam üzeri oldu mu erkenden yorgunluğun omuzlara çökmesi ve geceyi göremeden sızmak. Hal böyle olunca hayatım sadece okuldan ibaretmiş gibi oluyor. Bir kaç hafta yaşanılası bir durum ancak her gününü böyle yaşayan insanlardan uzak durmam gerektiğini anladım.



-----------------------------------------------------







Ve bugün sınavdan çıktıktan sonra Mewişko'mun kolundan tuttuğum gibi doğru Beşiktaş'a... "Kitabım geldi... !" nidalarıyla... (kitap alasım geldi manasında) Aslında ilk amacım 2. dönem zorunlu YÖK dersi olan Türkçe hocasının -a.k.a menopoz teyze- zorla okutacağı kitaplardan birini alıp erkenden başlamaktı ancak Kabalcı'dan çıktığımda onun kitabı hariç herşeyi aldığımı farkettim ^^



Bir blogger emsali olmanın altın kurallarından olan "okuduğun kitabı/ izlediğin filmi tavsiye et" furyasına ben de katılıyorum sonunda...




Orjinal adı "Cosmetique de l'ennemi" olan bu eğlenceli ve zekice kurgulanmış kitabın Fransızcasını okulda Méthodologie dersinde, pek sevdiğim hocam Aurélie okutuyor. Hatta bugün sınavına bile girdim ^^ Şiddetle tavsiye ediyorum, diyaloglardan oluşan bu kısacık roman, elinize aldıktan maksimum 2 saat sonra bitecek. İnternetten öğrendiğime göre, 2005 yılından beri tiyatro oyunu olarak ülkemizde de pek ilgi görmüş. Kitabın fiyatı 7 TL.

Evet, doğrudur, kapağını görünce hiç düşünmeden aldım, ayıp olmasın diye de şöyle bir arka kapağını okudum. Bir süredir elimde sürünmesine karşın, komplo teorisi meraklılarının bir solukta okuyacağı türden. Konu kahve olunca, ucu bizlere de dokunan tarihi, içeriğinde barındıran öykü, günümüz Almanya'sında geçiyor. En ünlü iki kahve zincirine düzenlenen sabotaj insanların kahveden uzaklaşmasına neden oluyor. Kitabın problematiği ; kahveden mahrum bırakılan bir topluma ne olur? Fiyatı 13 TL.

"Bildiğinizi düşündüğünüz herşey yanlış" sloganıyla NTV yayınları tarafından hazırlanan bu kitap oldukça ilginç. Akın'ın isteği üzerine aldım ancak Beşiktaş'tan eve gelene kadar oldukça eğlendirdi bizi. Soru-cevap şeklinde ilerleyen kitabı görüp de kayıtsız kalmak mümkün değil. " Şampanyayı köpürten şey nedir? - Şampanyayı karbondioksit değil, pislik köpürtür." , "İnsanın kaç duyusu vardır? - En az 9." gibi geniş bir yelpazede sorduğu sorular ve dahası, verdiği yanıtlar açısından oldukça ilgi uyandırıcı. Fiyatı 13 TL.

Oldukça fazla insanın elinde gördüğüm, "plaj kitabı" kategorisine sokup önyargıyla yaklaştığım ödüllü bir bestseller. Çok satanlarla aram pek iyi olmamakla beraber, "arkadaşlık, dostluk" gibi temalar da beni pek açmaz. Ancak Meval'in tavsiyesi (çok da ısrar etmedi ama ) beni biraz gaza getirdi ve bu kadar insan yanılıyor olabilir mi acaba? sorusunu kitabı okuduktan sonra yanıtlamaya karar verdim. Daha sonra paylaşacağım izlenimlerimden yoksun bir açıklama; ".. Arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman... Anlatılan olağanüstü bir dostluk..." Arka kapağın yalancısıyım. Fiyatı 9.90 TL.
Nora'nın kitaplığından adlı bölümümüz sona eriyor sevgili kitap dostları... mwahauahaha :D Çok yavan... çoooook.....
Neyse en azından 1-2 bişi yazdım kafam dağıldı...
Peace.
nora.

***Başlık "Kara Sohbet" ten alıntıdır. Pek hoşuma gitti bu ifade, kitabın içinde de cuk oturmuştu belki de ondan...






Thursday, 25 December 2008

checklist

a Noel kartlarını hazırla.

a Ekin'in mektubunu at.

a Pazara git.

a Yeni yaşına girmeye hazırlan.

a Hayata karşı çıkma, uzlaş.

a Dedikodu yapma ama yapanları dinle.

a bloguna yeni şeyler giricem diye yeni şeyler yaşamaya çalışma.

r evi temizleyip yeniyıl için süsle.

a Meyve ye.



peace.


nora.

Thursday, 11 December 2008

NorMaldiya-rı


Uzun zamandır takip ettiğim hicivli hareket... Hazırlayan ekibin ellerine binbir sağlık... siz beni güldürdünüz ya... Ve... siz beni düşündürdünüz ya... denilesi gözüpek Normaldiya vatandaşları... selam olsun size....


Nostalcik : Yarıldığım anlar 1




Sanıyorum lisedeydim daha... Ordu semalarında süzülüyordum ve o zamanlar memleketimde dinlenebilen radyo kanalları pek azdı. Çoğu kanal "çıkmıyordu". Şanslı bir çocuk olarak ben, evdeki uyduyu gazeteden bilmem kaç kuponla alınmış müzik setime bağlatmıştım ve Radyo 5 dinliyordum ölümüne... Hastası olduğum program tabi ki ; Ayça Şen Başkan 'dı.







Dün bir yandan WoW oynarken bir yandan da skype'ta Erdem'le muhabbet ediyorduk.. Bi şekilde laf telefon şakalarına geldi ve ben "aaaağğğbbiiii ayçaşen vardı eskiden ne manyaktı yaaaaa" dedim. Erdem de; " aaa ne ilginç ya ayçayı tanıo musun? o benim kuzenim yaa..." deyince dumur oldum. Sanki " aaa angelina jolie yi tanıo musun? o benim kuzenim yaa.." demiş gibi :D Benim için o kadar ilahtı kendisi ^^



Bu konuşmaların üstüne hemen tabi internette bi arama moduna girdim ve Ayça Şen'in telefon şakalarından birkaç tanesini dinleme şansını buldum. Sonuç: yarıldım =)



Şu an hala bir program yapıyor mu emin değilim ama araştırmalarıma devam edicem. Bilmeyenler ya da tekrar o hınzır sesi duymak isteyenler illegal yoldan Utube'a girip aratmak suretiyle tatmin olabilirler.



---------------------------------------




Bir diğer nostalcik anımı da alkislarlayasiyorum.com ' da yaşadım bugün. 3-4 yıl önce baya takip ederdim, uzun zamandır hiç bakmamıştım.. İçerik biraz genişlemiş, istediklerimi pek kolay bulamadım ama hala komik ^^ tavsiye edilir... ---> browsera yazmaya üşeniyorum buraya tıklim





MouMouQue








Özel istek üzerine kısa bir Mumuk show...










nora:bayram temizlikçisi




Bundan bir kaç hafta önce kocam Oprah izlerken, kulak misafiri olmuştum... "Evinizdeki fazlalıklardan kurtulup, yaşadığınız yeri temizlediğinizde kilo vermeniz mümkün ! " Tam bir Oprah malzemesi haber... Konuk uzman, kilolu bir kadına zorla evindeki ıvır zıvır ne varsa attırıyor diyetine başlamadan önce...




Fazla sallamamakla beraber aklımda kalmış demek ki; ben de vizelerin bitmesiyle birlikte kendi kendimin temizlikçisi oldum...




Evimizin en küçük odası ( dizüstü bilgisayarımın bozulmasıyla benim yaşam alanım haline gelen ) çalışma odasına bi gece yarısı giriştim. Meğer biz bu odayı kullanmazken, oda kendi medeniyetini kurmuş, farklı yaşam belirtileri çıkarmış ortaya.




İşime yarayacağını düşündüğüm ama asla yaramamış ve yaramayacak ne varsa kurtuldum hepsinden. Ertesi gün Akın da aynı medeniyete ayak basıp kendi fazlalıklarından kurtuldu.




Üstüne temizlik.




Akın'ın Ankara ziyaretini fırsat bilip, evin tamamına açıldım sonra.




2 kilo vermişimdir.




Oprah'da bahsedilen "manevi" yüklerden kurtulduğum için değil, bildiğin amele performansım sebebiyle. Dizlerim kanıt olarak laboratuvara gönderilebilir: "bu dizler temizlik amacıyla yerle temas etmiş" raporu şak diye çıkacaktır.




Pek cici görünen evin aynı hızla bir felakete dönüşmemesi umuduyla...




Monday, 1 December 2008

Beynim tutuldu ...


4. haftanın sonunda vizeler bitmiştir....


ye-hu !